Yazar: Ubeydullah Öz

  • Küçük Bir İhtimal Üzerine Kısa Bir Tahlil

    Küçük Bir İhtimal Üzerine Kısa Bir Tahlil

    Pek kıymetli editörüm ve son zamanların en üretken öykü yazarı Hüseyin Kılıç‘ın yeni öykü kitabı Küçük Bir İhtimal, Ötüken Neşriyattan çıktı. Çıkar çıkmaz da Güfte Edebiyat dergisinde Huriye Emre editörlüğünde yürütülen “Kitap Yoranlar” başlığına misafir oldu. Bu başlıkta kitabı okuyan farklı kişilerin kısa yorumlarına yer veriliyor ve bendeniz de çekine çekine birkaç kelam ettim. Küçük Bir İhtimal üzerine yazılan tüm yorumlara buradan ulaşabilirsiniz.

    yazdığımdır:

    Bu adamı da kalemini de ayrı seviyorum. İlk öyküden itibaren farklı bir tat sunuyor ve keyifle okutuyor kendini. Söylemeden geçemeyeceğim ama son öyküde biraz bozuldum kendisine. Bu yapılmazdı delikanlıya, yazık oldu, ayıp oldu. Ama kabul etmeliyim, Ahmet Mithat Efendi, affedersiniz Hüseyin Kılıç tam da böyle bir yazar işte; düşündürürken güldürüyor, şaşırtırken insanın zihninin en okur yanını gıdıklıyor. İçten içe “Ya bir gün yazmayı bırakırsa?” diye korkuyor, bunun küçük bir ihtimalinden bile çekiniyorum.

    Yorum yazısı biraz daha ciddi olmalı değil midir?

    O zaman şöyle bir deneme daha yapayım müsaadenizle.

    Küçük Bir İhtimal, öykü dünyasında kendine has bir yer açan Hüseyin Kılıç’ın güçlü kaleminden çıkan, sade ama derin bir eser. Kitap, sıradan görünen hayatların içinden insanın ruhuna dokunan hikâyelerle okuru hemen içine çekiyor. Kılıç’ın anlatımında yerel unsurlar ve gündelik hayatın akışı o kadar samimi ki her öykü, okuru hem düşündürüyor hem de duygusal olarak yakalıyor. Özellikle “Dede” öyküsünde dede figürüyle başlayan değişim hikâyesi, yaşam ve ölüm arasındaki bağları sorgulatan etkileyici bir anlatıya dönüşüyor. “Koltuk” öyküsü ise yazarın kendisine “Bu koltuk nerenin valisine aitti?” sorusunu yöneltmeme sebep olacak kadar beni de öykünün okuruna malum yokuştan aşağı sürüklüyor.

    Yazarın öykülerindeki mahalli dil ve yerel atmosfer, hikâyelerin otantik bir sıcaklıkla okunmasını sağlıyor. Ancak sadece yerel motifler değil, yazarın zaman zaman gerçeküstü öğelerle kurduğu dünyalar da dikkat çekici. En sevdiğim yanı da budur Hüseyin Kılıç öyküsünün. Bazı öyküler, okurun alışık olmadığı açılardan bakmasını sağlıyor ve zihin açıcı bir deneyim sunuyor okura. Finaldeki beklenmedik gelişmeler ise Kılıç’ın cesur ve özgün anlatım tarzının en iyi örnekleri. Hâsılı hem dil hem de içerik açısından keyifli bir yolculuk Küçük Bir İhtimal.

  • Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Beş Şehir Kitabına Dair Sorular

    Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Beş Şehir Kitabına Dair Sorular

    Rize Valiliğimiz himayelerinde Rize İl Milli Eğitim Müdürlüğü, Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü ve ÇAYKUR iştirakiyle düzenlenen ÇaylaKitap projesi kapsamında her ay ilimizdeki lise öğrencilerimize bin beş yüz kitap dağıtılıyor. Kitaplarını okuyan öğrencilerimizle ay sonunda kitap üzerine kısa bir tahlil yapıyor ardından ödüllü kahoot yarışmasına geçiyoruz. Bu projeyi Meryem Börekçi Koto hanımefendi ile beraber yazdık ve valimiz İhsan Selim Baydaş tim imkanları seferber etti. Öğrencilerimizde milli manevi şuur oluşturmak niyeti ile seçilen kitaplarımızın ilki Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Beş Şehir kitabıydı. Bu kitaba dair tahlil notlarımı kaybetmiş olsam da sizlerin de faydasına olacağını düşündüğüm için hazırladığım soruları paylaşmak istedim.

    İlk olarak yine valiliğimizin gençlik kampı etkinliğinde kullanmak üzere hazırladığım ve kitabın sadece Erzurum başlığını ihtiva eden on bir soruluk testleri paylaşıyorum. Ardından kahoot vb. programlarda kullanabileceğiniz tarzda farklı soru tarzlarında hazırlanmış yirmi soruyu bulacaksınız.

    Ahmet Hamdi Tanpınar‘ın Beş Şehir’inden Erzurum’a dair test soruları

    1. Ahmet Hamdi Tanpınar, Atatürk ile ilk ve son kez nerede konuşmuştur?

    A) Erzurum Kongresinde

    B) Erzurum Yakutiye Medreresinde

    C) Erzurum bar oyunu davetinde

    D) Erzurum Lisesinde

    2. Erzurum’un tarihi boyunca geçirdiği en önemli felaketlerden biri nedir?

    A) Büyük İstanbul Depremi

    B) 1928 Erzurum Depremi

    C) Kurtuluş Savaşı

    D) 1876 Felaketi

    3. Tanpınar’a göre Erzurum, hangi dönemdeki canlılığıyla biliniyordu?

    A) Cumhuriyet dönemi

    B) Osmanlı’nın ilk yılları

    C) İran transit ticaretinin canlı olduğu dönem

    D) Moğol istilalarından önceki dönem

    4. Erzurum’un Tanpınar’daki çocukluk anılarıyla ilgili hangi meslek veya zanaat daha çok hatırlanmaktadır?

    A) Kuyumcular

    B) Kara kehribar işçileri

    C) Saraçlar

    D) Bakır ustaları

    5. Tanpınar’ın Erzurum’a i ile ilgili gözlemlediği en önemli değişiklik nedir?

    A) Şehrin ticaret merkezi olmaktan çıkıp sessizleşmesi

    B) Mimari yapısının korunmuş olması

    C) Eğitim kurumlarının çoğalması

    D) Turizmin artması

    6. Erzurum’un milli mücadeledeki rolü nasıl anlatılmaktadır?

    A) Stratejik bir üs olarak kullanılması

    B) Sadece lojistik bir şehir olarak kalması

    C) Halkın pasif kalması

    D) İsyanların merkezinde yer alması

    7. Tanpınar’ın Erzurum için en çok vurgu yaptığı unsur nedir?

    A) Şehrin kültürel mirası

    B) Ticari zenginliği

    C) Coğrafi zorlukları ve savaşlardaki önemi

    D) Sanatsal faaliyetleri

    8. Hangisi Tanpınar’ın bahsettiği tarihi yapılardan bir tanesi değildir?

    A) Çifte Minare

    B) Yakutiye Medresesi

    C) Lala Paşa Camii

    D) Saltuk Han Medresesi

    9. Erzurum halkının şehirle kurduğu bağ, Tanpınar’a göre nasıl bir duyguyla şekillenmiştir?

    A) Modernleşme arzusu

    B) Geçmişe duyulan derin bir özlem

    C) İsyan ve başkaldırı ruhu

    D) Misafirperverlik

    10. Tanpınar’ın bin türlü acemiliği ve saflığı içinde baştan aşağı incelik, zevk ve lezzet bulduğu halk havası hangisidir?

    A) Di gel, di gel, dadaş gel!

    B) Billûr piyale

    C) Yıldız türküsü

    D) Tatyan bestesi

    11. Tanpınar’ın çocukluğunda dikkatini çeken zanaatta kullanılan kara kehribarın diğer adı nedir?

    A) Zümrüt                    B) Perlit                 C) Oltu                  D) Bazalt

    Ahmet Hamdi Tanpınar – Beş Şehir Kahoot Yarışma Soruları

    Quiz Sorular

    1) Beş Şehir kitabında ele alınan şehirlerden biri hangisidir?

    A) İzmir

    B) Bursa

    C) Trabzon

    D) Antalya

    2) Tanpınar, hangi şehirde Cumhuriyet dönemi modernleşmesini ele alır?

    A) Erzurum

    B) Ankara

    C) İstanbul

    D) Bursa

    5) Tanpınar’ın Erzurum hakkındaki yazılarında hangi unsuru öne çıkardığı söylenebilir?

    A) Savaşların izleri

    B) İstanbul’a benzerliği

    C) Doğal güzellikler

    D) Osmanlı mimarisi

    9) Tanpınar, hangi şehirdeki değişim sürecinden rahatsız olduğunu söyler?

    A) İstanbul

    B) Bursa

    C) Erzurum

    D) Ankara

    12) Tanpınar’ın Beş Şehir’de öne çıkan temalarından biri hangisidir?

    A) Siyasi olaylar

    B) Modernleşme ve gelenek çatışması

    C) Ekonomik kalkınma

    D) Aşk ve romantizm

    15) Tanpınar, Atatürk ile ilk ve son kez nerede konuşmuştur?

    A) Erzurum Kongresinde

    B) Yakutiye Medreresinde

    C) Erzurum bar oyunu davetinde

    D) Erzurum Lisesinde

    17) Erzurum’da esnafların başında bulunan kişiye ne denir?

    A) Dabaklar şeyhi

    B) Ahi Şeyhi

    C) Cami imamı

    D) Esnaflar Amiri

    19) Mevlana ile babası Konya’ya kim tahtta iken geldiler?

    A) Sahip Ata

    B) Alâeddin Keykubad

    C) II. Kılıç Arslan

    D) Gıyaseddin Keyhüsrev

    20) Erzurum halkının şehirle kurduğu bağ, Tanpınar’a göre nasıl bir duyguyla şekillenmiştir?

    A) Modernleşme arzusu

    B) Misafirperverlik

    C) Geçmişe duyulan derin bir özlem

    D) İsyan ve başkaldırı ruhu

    Doğru/Yanlış

    3) Hacı Bayram-ı Veli Camii Konya ilimizdedir. (Yanlış)

    6) Ankara’da Selçuklu devrinden kalma en önemli eser Alaeddin Camii’dir. (Doğru)

    10) Tanpınar, kitabını Yahya Kemal Beyatlı’ya ithaf etmiştir. (Doğru)

    13) Yunus Emre ve Mevlana’nın buluştuğuna dair hiçbir rivayet yoktur. (Yanlış)

    16) Kara kehribar, Erzurum ilimizde çıkan bir cevherdir. (Doğru)

    18) Konya’daki İnce Minareli Medrese’yi Alâeddin Keykubad yaptırmıştır. (Yanlış)

    Puzzle Soru

    8) Ankara sonrasındaki illerimizi kitaba göre doğru bir şekilde sıralayınız.

    (Doğru Sıralama: Erzurum, Konya, Bursa, İstanbul)

    Kaydırmalı

    4) Ahmet Hamdi Tanpınar, kaç yılında dünyaya gelmiştir?

    Düşük Toleranslı cevap: 1901

    7) Mevlana ile babası Konya’ya kaç yılında gelmiştir?

    Orta Toleranslı cevap: 1228

    11) Bizans’ın Anadolu’daki son hamlesi (savleti) Ankara’da kaç yılında kırılır?

    Düşük toleranslı cevap: 1197

    14) Tanpınar’ın bahsetti müthiş Anadolu kıtlığı kaç yılında yaşanmıştır?

    Orta toleranslı cevap: 699

  • Medeniyetin Kurucu Unsuru Olarak Nübüvvet

    Medeniyetin Kurucu Unsuru Olarak Nübüvvet

    Kocaeli Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde İslam Tarihi Ve Sanatları, Siyer-i Nebi ve İslam Tarihi alanında görev yapan Doç. Dr. Abdulkadir MACİT1 hocanın Medeniyetin Kurucu Unsuru Olarak Nübüvvet – Toplumun Kuruluşu Hakkında Farklı Tarih Tasavvurları2 başlıklı makalesi3, Türk İslam Edebiyatı yüksek lisans macerasında verilen ödevlerimdendi.

    Evet, blogda hiç bahsi geçmemiş olsa da bu yıl yüksek lisansa başladım. Bu makale üzerine hem der hocamız Dr. Öğr. Üyesi Mehmet KAZDAL hem de makale yazarı hocamız Doç. Dr. Abdulkadir MACİT ile tahlil programı yapacağız. Program için makaleyi okumak ve özet çıkarmak, programa hazır olmak adına yapay zeka marifetiyle detaylı bir özet hazırladım. En azından blogumda yaşam izi bırakmak adına sizlerin de faydasına sunmak istedim.

    Medeniyetin Kurucu Unsuru Olarak Nübüvvet, Toplumun Kuruluşu Hakkında Farklı Tarih Tasavvurları

    Makalenin Temel İçeriği

    Bu makale, insanlık tarihinin nübüvvet (peygamberlik) ekseninde nasıl şekillendiğini ve modern dönemlerde bu eksenin nasıl daraltıldığını ele alıyor. Özellikle Mezopotamya’nın peygamberler tarihi açısından merkezi bir konumda olduğunu vurgulayan makale, moderniteyle birlikte ilerlemeci tarih anlayışının bu dini perspektifi dışladığını savunuyor. Nübüvvetin medeniyetlerin ve toplumların kuruluşundaki rolü, tarih boyunca yaşadığı kırılmalar ve yeniden inşa edilmesi gereken tarih anlayışı çerçevesinde tartışılıyor.

    Sonuç

    Makale, insanlık tarihinin nübüvvet eksenli bir bakış açısıyla yeniden ele alınması gerektiğini savunuyor. Tarihin iki eksen üzerinde şekillendiği belirtiliyor: ilahi rehberlikle dikey eksen ve insan aklıyla şekillenen yatay eksen. Nübüvvet, toplumların adalet, bilgi ve gelişim süreçlerinde merkezi bir rol oynuyor. Modern düşüncenin nübüvveti dışladığı eleştiriliyor ve tarih anlayışının yeniden şekillendirilmesi gerektiği vurgulanıyor. Bununla birlikte, Batı’nın modernite öncesi ve sonrası süreçte dini ve peygamberliği nasıl dönüştürdüğüne dair analizler sunuluyor.

    Anahtar Noktalar

    • Nübüvvetin Rolü: Peygamberlik, medeniyetlerin kurulmasında dikey bir eksen oluşturur.
    • Mezopotamya’nın Merkezi Rolü: Tarih boyunca Mezopotamya, medeniyetlerin ve dinlerin merkezi olmuştur.
    • Modernite ve Kırılma: Modernitenin ilerlemeci tarih anlayışı, nübüvvetin önemini ikinci plana itmiştir.
    • Batı ve Akılcı Dönüşüm: Batı, akılcılık ve bilim odaklı bir tarih yazımı geliştirerek peygamberliği dışlamıştır.
    • Adalet ve Sosyal Yapılar: Nübüvvet, toplumsal adaleti sağlama ve düzeni inşa etme amacı taşır.
    • Tarih Perspektifinde İki Kırılma: İsrailoğulları’nın kabilevi dini anlayışı ve modernite, nübüvvetin etkisini sınırlamıştır.
    • Evren ve İnsanın Konumu: İslam, beşeriyet tarihine bütüncül ve peygamber odaklı bir bakış açısı sunar.
    • İslam ve Modernite Karşılaştırması: İslam medeniyeti, modernitenin aksine vahyi merkezde tutar.
    • Yeniden İnşa: Nübüvvetin beşeriyet tarihindeki yerini vurgulayan yeni bir tarih anlayışı önerilmektedir.
    • Toplumların Evrimi: Toplumların gelişim süreçleri, peygamberlik mesajlarına paralel olarak dönemlendirilmiştir.

    Özet

    1. Nübüvvetin Tarihteki Rolü: İnsanlık tarihi, peygamberlerin rehberliğinde şekillenmiş, medeniyetlerin temeli olarak nübüvvetin dikey ekseni vurgulanmıştır.
    2. Mezopotamya’nın Önemi: Mezopotamya, hem medeniyet hem de dinler açısından kilit bir coğrafya olarak öne çıkar.
    3. Modernite ve Tarih Yazımı: Batı modernitesi, peygamberlik kavramını tarih dışı bir olguya indirgemiştir.
    4. Tarihi Yeniden Düşünmek: Tarihin ilerlemeci anlayıştan sıyrılarak nübüvvet eksenli olarak ele alınması gerektiği belirtilir.
    5. Toplumların Oluşumu: Nübüvvet, toplumsal düzen ve adaletin tesisinde kurucu bir rol oynamıştır.
    6. İslam Tarih Yazımı: İslam, evrensel tarih anlayışını peygamberler tarihi perspektifinde geliştirmiştir.
    7. Batı’nın Sekülerleşmesi: Batı’da akılcılığın yükselişi, dini ve peygamberlik algısını dönüşüme uğratmıştır.
    8. İlerlemeci Tarih Eleştirisi: Modern tarih anlayışı, dini ve peygamberliği dışlayarak eksik bir bakış açısı geliştirmiştir.
    9. İki Büyük Kırılma: İsrailoğulları ve Roma’nın dini dönüşümü ile modernite, nübüvvetin etkisini sınırlamıştır.
    10. Yeni Bir Tarih Anlayışı: Beşeriyet tarihine bütüncül ve nübüvvet merkezli bir bakış açısı önerilmektedir.

    Detaylı Özet: Medeniyetin Kurucu Unsuru Olarak Nübüvvet

    Giriş

    Makale, insanlık tarihini dikey eksen (ilahi rehberlik) ve yatay eksen (insan aklı) üzerinden ele alır. Nübüvvetin toplumların ve medeniyetlerin inşasındaki belirleyici rolü vurgulanmaktadır. Modernitenin tarih yazımında nübüvvetin dışlandığı, bunun da toplumsal yapının ve adaletin zayıflamasına yol açtığı ifade edilir.

    Tarihi Süreçte Nübüvvetin Rolü

    1. Mezopotamya’nın Merkezi Konumu: Mezopotamya, peygamberlerin gönderildiği ve medeniyetlerin filizlendiği bir merkez olarak öne çıkmaktadır. Bu bölge, tarihin her döneminde din ve medeniyetin kesişim noktası olmuştur.
    2. İsrailoğulları ve Roma’nın Etkisi: Yahudilikte nübüvvet, dar kabileci bir yaklaşımla ele alınmış; Roma ise Hristiyanlığı devlet dini yaparak peygamberlik anlayışını bozan teolojik bir dönüşüme öncülük etmiştir.
    3. Modernitenin Kırılmaları: Moderniteyle birlikte ilerlemeci tarih anlayışı, insan aklını merkeze koyarak nübüvveti tarih dışı bir unsur olarak değerlendirmiştir.

    İslam Perspektifinde Nübüvvet

    1. Dikey ve Yatay Eksenlerin Uyumlu Rolü: İslam, nübüvveti toplumların ahlaki ve sosyal düzenini sağlayan kurucu bir unsur olarak görür. Peygamberlerin mesajları hem inanç hem de sosyal yapıları düzenler.
    2. Tarih Yazımında Nübüvvet: İslam tarih yazımında nübüvvet merkezde yer alır. Örneğin, İbn İshak ve Taberî gibi tarihçiler, insanlık tarihini peygamberler üzerinden anlamlandırmıştır.
    3. Üç Çağ Anlayışı: Nübüvvet, insanlık tarihindeki topluluk, toplum ve evrensel toplum çağları boyunca medeniyetin inşasında rehber olmuştur.

    Modernite ve Eleştirisi

    1. Sekülerleşme Süreci: Modern Batı, nübüvveti dışlayarak insan merkezli bir tarih yazımı geliştirmiştir. Bu süreçte kilise ve peygamberlik, akılcılığa yenik düşmüştür.
    2. İlerlemeci Tarih Anlayışı: İlerlemeci tarih anlayışı, nübüvvetin rehberliğini göz ardı ederek tarihi yalnızca insan aklıyla açıklamayı hedeflemiştir.

    Sonuç: Nübüvvetin Yeniden İnşası

    Makale, insanlık tarihine nübüvvet perspektifinden bakmanın gerekliliğini savunuyor. Peygamberlik, medeniyetlerin oluşumu ve adaletin tesisinde vazgeçilmez bir rehber olarak sunuluyor. Modernitenin daraltıcı etkisine karşı, tarih anlayışını yeniden düzenlemek ve ilahi rehberlik ekseninde medeniyet kuruculuğunu vurgulamak gerektiği ifade ediliyor.

    Bölüm Başlıkları

    1. Giriş: Nübüvvetin Tarihteki Yeri
      İnsanlık tarihini ilahi rehberlik perspektifiyle anlamlandırmak.
    2. Mezopotamya: Nübüvvetin Merkezi
      Mezopotamya’nın medeniyet ve din tarihi açısından önemi.
    3. Modernite ve Kırılma Noktaları
      Akılcılığın ve ilerlemeciliğin nübüvveti dışladığı dönemler.
    4. İslam ve Evrensel Tarih Anlayışı
      İslam tarih yazımında nübüvvetin merkezi rolü.
    5. Toplumların Üç Çağı
      Nübüvvetin toplumsal yapılar üzerindeki etkisi ve dönemlendirme.
    6. Sonuç ve Öneriler
      Nübüvvet eksenli tarih anlayışının yeniden inşası.

    Diyagram

    Tablo Özet

    1. Doç. Dr., Kocaeli Üniversitesi. abdulkadir.macit@kocaeli.edu.tr ↩︎
    2. İlmi Etüdler Derneği DOI: 10.12658/M0472. insan & toplum, 2020. ↩︎
    3. https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/2490218 ↩︎

  • Damsel Üzerine

    Damsel Üzerine

    Uzun zaman sonra bir filmi baştan sona ilerletmeden ya da yarıda bırakmadan izlemiş olmanın gereksiz mutluluğunu yaşıyorum. Gündem yoğun, hayat yoğun; yapılacak çok iş, isyan edilecek çok mesele var ama biraz mola. Hak etmediğim bir mola olsa da!

    Damsel filmi hakkında

    2024 yılı, Amerikan yapımı karanlık fantezi filmi Damsel, Juan Carlos Fresnadillo’nun yönetmen koltuğunda oturduğu ve senaryosunu Dan Mazeau’nun kaleme aldığı bir hikâye. 8 Mart 2024’te Netflix üzerinden yayınlanan bu yapım, başrolde Millie Bobby Brown ile izleyiciyi büyülü bir dünyaya davet ediyor.

    Damsel filmi konusu

    Soğuk ve kurak bir coğrafyanın cömertlik gayretindeki bir kalesi.. Halkının refahı için gayret eden kalenin lordunun kızı Genç Elodie (Millie Bobby Brown), halkının daha iyi bir hayat sürebilmesi adına mutluluğundan feragat ederek zengin bir krallıktan gelen evlenme teklifini kabul eder. Tanımadığı bir insanla evlenmek için çıktığı uzun yolculuğun sonunda onu hiç ummadığı bir macera beklemektedir. Elodie, bu macerada sadece kendi kaderini değil kadim bir varlığın da yaşam sebebini değiştirir.

    Sonuç

    Eğer fantastik hikayelere ilginiz varsa ve güçlü karakterlerin yer aldığı, derin bir anlatı arıyorsanız, Damsel tam size göre. Millie Bobby Brown’ın başrolde yer aldığı bu film, hem görsel bir şölen hem de duygusal bir yolculuk vadediyor.

  • Son Zamanların En Üretken Öykü Yazarından

    Son Zamanların En Üretken Öykü Yazarından

    Hüseyin Kılıç, 2022’nin son çeyreğinde yayımladığı Şimdi Karşıya Geçebilirsiniz kitabıyla edebiyat dünyasında dikkatleri üzerine çeken bir yazar. Bu ilk çıkışının ardından, Kılıç, Küçük Bir İhtimal ile okurlarını yeniden selamlıyor ve yine ustalığını sergiliyor. Küçük Bir İhtimal, isminin de çağrıştırdığı gibi, sıradanın ardındaki o küçücük ihtimalleri merkeze alıyor ve bu ihtimallerin yarattığı büyük değişimleri anlatıyor.

    Kılıç, bu öykü kitabında yaşamın içinden aldığı sahneleri büyük bir ustalıkla şekillendiriyor. Basit bir durum ya da nesnenin, beklenmedik olaylar zinciriyle nasıl karmaşık ve sıra dışı bir hale dönüşebileceğini gösteriyor. Okuyucunun zihninde tanıdık görünen günlük detaylar, yazarın ellerinde hiç beklenmedik olaylara kapı açıyor. Sıradan görünen bu durumların ardında gizlenen olasılıklar, öylesine güçlü bir anlatım oluşturuyor ki, okur kendini bu atmosferin içinde buluyor.

    Küçük Bir İhtimal, imkânsız gibi görünenin aslında mümkün olduğunu kanıtlayan, her an herkesin başına gelebilecek olayları derinlemesine işliyor. Hüseyin Kılıç’ın kalemiyle sıradan olan, artık sıradan olmaktan çıkıyor.

    Kitabı buradan temin edebilirsiniz.

  • Hakkari’de Bir Mevsim Üzerine

    Hakkari’de Bir Mevsim Üzerine

    Rize İzdiham kitap okuma grubumuzla eylül ayı kitabımızdı Hakkari’de Bir Mevsim. Hem kitabı okuyacak hem de kitabın filmini izleyecek ve tahlilini gerçekleştirecektik ki yaptık. Keyifli ve dolu dolu bir akşamdı.

    Yalnızdım. İçimde büyüyen boşluğun içinde yalnızdım.

    Kitap ilk yazıldığında adı “O” imiş ve bir süre yasaklı kalmış. 1983’te çekilen filmi de beş yıl yasaklı kalarak kitapla aynı kaderi yaşamış. Filmin adının Hakkari’de bir mevsim olarak tercih edilmesiyle kitap da aynı adı almış o günden sonra. Aslında kitabın ilk adı olan “O” romanda çok bir yer edinemeyen ve birer gizem olarak kalan Süryanî kitapçının kahramanımıza hediye ettiği kitaplardan geliyor.

    Nuh, hangi dilde konuşmuştu teknesine doluşan hayvanlarla?

    Ferid Edgü, sürgün bir öğretmenin gözünden -kendi gözünden- Hakkari’nin karlı, soğuk ve yalıtılmış atmosferini anlatırken aslında insan ruhunun en derin katmanlarına dokunuyor. Kitap boyunca, karakterimizin içsel çatışmalarını, öğrencileriyle kurduğu ilişkileri ve çevresindeki çetin doğa ile olan mücadelesini izliyoruz. Bu mücadelenin en büyük kısmı öğrenciler ve insanlarla ortak bir dilde buluşabilmek gayretini içeriyor.

    Ama ben Nuh değilim ki! Ben yolunu yitirmiş zavallı bir yolcuyum. Bir kazazedeyim. Burada öğretmenlik oynayan. Öğretecek bir şeyi olmayan bir öğretmen. Başkalarını ve kendisini öğrenmeye çalışan. Ansımaya çalışan, dilini, adını, geldiği yerleri ve aralarında yaşadığı insanların dilini. Ama özellikle kendini…

    Edgü’nün dili, minimalist ve yalın; bu da metni okurken bir nevi meditasyona dönüştürüyor. Her cümle bir manzara çiziyor. Gelgelelim, bu manzara sadece dış dünyayı değil, iç dünyayı da kapsıyor.

    Roman mı yoksa bir otobiyografi mi?

    Ferid Edgü, 1970 yılında Hakkari Yüksekova’da Pirkanis ve Keskin köylerinde subay öğretmen olarak görev yapmış. Kendi yaşadığı zorluk ve sıkıntıları anlattığı için otobiyografi denilebilir bir çalışma fakat kendi izlenimlerine kattığı düşsel kurgu kitabı bambaşka boyuta taşıyor. Düş ile gerçek arasında bağ kurmakta zorlanıyor okur.

    Bir kuş uçuyor. Çok şükür tüfeğimiz yok, umursamıyoruz.

    Filmin çekildiği yere dair

    Hakkari’de Bir Mevsim filmi için devreye Onat Kutlar da girer ve senaryo tamamlanır. Başrollerinde Genco Erkal, Rana Cabbar, Erol Demiröz ve Berrin Koper’in yer aldığı film gerçekten de Hakkari’nin 2000 metre rakımlı Anitos (Yonyalı) köyünde çekilmiş.

    Film kitaba göre daha somut ilerliyor olsa da sunduğu manzaralar insanı gerçekten kışın zorlu şartlarının içinde hissettiriyor. Kitabın düşsel yoğunluğunun filme tam olarak aktarılamadığını düşünüyorum. Sanatsal sahnelerle arayı kapatmaya çalışmış olsalar da bir belgesel tadı almaktan öteye gidemedim.

    Filmin çekildiği köy 1985 yıllarında başlayan terör faaliyetlerinin etkisi ile on yıl kadar boş kalış ve iki binlerin başında yeniden yerleşim gerçekleşmiş. Bu da böyle bir bilgi işte, bulmuşken satayım dedim.

    Romana dair genel düşüncelerim

    Romanın anlatmak istedikleri ve verdiği mesajlar nedeniyle bir süre yasaklı kaldığını söylemiştim. Film de aynı kaderi paylaşmış olsa da yayınlandığı yıl dört ödül almayı başarmış. O dönemde devletin aciz kaldığı durumları anlatıyor olması hem yasaklanmasının hem de ödül almasının bir nedeni. Burada net olarak ifade etmek istediğim bir husus var: Devlet sadece doğunun köylerine uzak kalmamıştı. Anadolu’nun her bir köyü doktora, hizmete, refaha ve medeniyet denilen imkanlara uzaktı, mahrum kalmıştı. Bu mahrumiyetleri sadece doğuya atfederek buradan siyasi bir mesaj çıkarmayı akıl yoksunluğu olarak görüyorum. Dahasını konuşamayacak kadar memurum ama sözün özü anlayana kafidir.

  • Bir Erzurum Oltu Taşı Tespihi Macerası

    Bir Erzurum Oltu Taşı Tespihi Macerası

    …. nedeniyle Erzurum’a düştü yolum. Daha yola çıkar çıkmaz hedefimde oltu taşı tespih almak vardı ama piyasasına hakim olmadığım için avlanmak tedirginliği yaşıyordum. Bunun için aldığım ilk tedbir yaklaşık beş saatlik bir yolculuğun ardından vardığım şehir merkezinde çağ kebap ile karnımı doyurmak oldu. Sonuçta aç karna düşünmek ve karar vermek zorlaşır!

    Erzurum’da oltu tespih almak istediğinizde ilk durağınız Taşhan olmalı, dediler. Her yanı oltu taşı tespihçi ve oltu taşından yapılma hediyelikçilerle dolu olan bu hanın ortasında oturup çay içebileceğiniz, tarihi atmosferi soluyabileceğiniz bir gölgelik ve arka kısmında bir kahve/lokanta da bulunuyor. Elimde valizle bu iki dinlenme köşesine uğramaksızın onlarca dükkana girip çıktım.. uygun ve güzel bir oltu taşı tespih aradım.

    Kapısından girdiğim ilk dükkandan itibaren oltu taşının ne kadar pahalı olduğunu anlayınca canım sıkılmaya başladı. Zira ayırmayı planladığım bütçenin kat kat fazlası fiyatlar söyleniyordu. İkinci dükkanda ise “Rus/Gürcü Oltusu” diye bir şeyden haberdar oldum. Rus/Gürcü oltusundan yapılma tesbihler oldukça uygun fiyatlı olsa da ilgimi çekmedi çünkü aradığım şey gerçek bir Erzurum hatırasına sahip olabilmekti.

    Bir de seçenekler oldukça fazlaydı. Zira oltu taşını sade bir şekilde bulmak zor. Ustalar danelerin üzerine gümüş çakma işlemi ile süslemeler yapıyor ve çakım sayısına göre de fiyatları arttıkça artıyor. Gümüş çakım ya da bakır çakımlı tesbihler çoğunlukla çelik bir imame ile neticelendiriliyor… Estetik olarak çok hoşuma gitmedi bu tespihler. Zira danelerinin her birinin boyuru birbirinden farklı ve ufak tefek kırıkları bulunabiliyordu. Bu durum karşısında girdiğim her işletmede aynı cevabı aldım: Bu oldukça normal. Usta işi alacaksın bu titizliğin varsa.

    Bir de şu çelik imame meselesi vardı: Hiç hoşlanmadım çelik imamelerden. Adına “sistemli” denen ve kendinden bir imame ile biten tespihler daha fazla hoşuma gidiyordu. Bu isteğimi de işin içine katınca fiyatlar katlandı çünkü sistemli tespihler “usta işi” kabul ediliyordu ve bu sıfatı hak edecek kadar nizami ve estetik duruşluydular.

    İki saatin sonunda artık ne istediğimi, aradığımı biliyordum: Sistemli Sade Erzurum Oltu Taşı Tespih. Taşhan’daki son bir saatim sadece bu sıfatı sorarak geçti. Fiyatlar dört bin liradan başlayıp iki bin beş yüze kadar inebiliyordu. Sonunda iki bin beş liradan aşağısını bulamayacağıma kanaat getirdim ve tenha bir noktada kalmış, ilk iki buçuk saatte hiç dikkatimi çekmeyen bir dükkana girdim.

    Burası hem bir antikacı hem de tespihçi idi. Sahibi oldukça muhabbetli ve güler yüzlü biri olsa da yarım saatlik muhabbetimizde adlarımız söz konusu olmadı. İkram ettiği soğuk ayran eşliğinde tam da aradığım gibi bir tespih uzattı bana: “Senin tespihin bu.” dedi. Demese de aradığım şey tam da oydu.

    Kendisinden sadece o tespihi almakla kalmayıp bir de pelesenk ağacından usta işi bir tespih daha aldım. Diğer ağaç tespihlerinin ne olduğuna dair sorularla sonlanan muhabbetimiz güzel bir indirimle neticelendi ve bir yerine iki tespih ile Taşhan’dan ayrıldım. Pelesenk ağacı tespihimden ayrı bir yazıda bahseder miyim bilmiyorum ama kendinin kokulu bir ağaç olduğunu ve tespihi çekerken elimde bıraktığı esrarengiz kokuyu ne kadar sevdiğimi söylemeden geçmek istemem.

    Erzurum Oltu Taşı ile Rus/Gürcü Oltusu Arasındaki Farklar

    Kadim dostum Ridwan, bana bu farkı şöyle anlatmıştı:

    Erzurum Oltusu: Erzurum’un Oltu ilçesinden çıkarılan bu taş, gerçekten çok özel bir madde. Genellikle daha parlak ve kaliteli bir yüzeye sahiptir. El işçiliğine uygundur, yumuşak ve işlenmesi kolaydır. Oltu taşının yüzeyi zamanla cilalandıkça daha da parlayarak adeta cam gibi bir görünüm kazanır. Oltu taşının renk derinliği ise yoğun siyahlıkta olur, hatta içinde hafif mavi veya gri tonlar bile görülebilir.

    Rus ve Gürcü Oltusu: Erzurum dışındaki bölgelerden gelen taşlara Rus ya da Gürcü Oltusu deniyor. Bu taşlar genellikle daha serttir ve işlenmesi daha zor olabilir. Erzurum Oltusu kadar parlak ve derin bir siyahlıkta olmayabilirler, bu yüzden bazen daha mat görünürler. Ayrıca işlendikten sonra Erzurum Oltusu kadar kolay parlamazlar. Ayrıca, taşın sertliği yüzünden daha kolay çatlama riski taşır. Gürcü Oltusu bazen koyu kahverengi tonlar barındırabilir, oysa Erzurum Oltusu her daim siyah kalır.

    Sana gerçek Erzurum Oltusu’nu seçmenin önemini anlatıyorum çünkü hem estetik olarak hem de tarihsel anlamda bu taşın yeri ayrıdır. Oltu taşı bir tesbih, aslında asırlar boyu doğanın, toprağın içinden sabırla işlenmiş bir tarihtir.

    Erzurum Oltu Taşı Nedir?

    Peki Ridwan, Erzurum oltu taşı aslında nedir, nasıl oluşmuştur?

    Erzurum Oltu taşı, aslında bir çeşit lignit (yarı fosilleşmiş bir tür kömür) olup, özellikle Erzurum’un Oltu ilçesinde çıkarılan çok kıymetli ve özel bir taştır. Oluşumu milyonlarca yıl önce, fosilleşmiş bitki kalıntılarından meydana gelmiştir. Bu taşın en büyük özelliği, parlak siyah rengi ve işlenmeye uygun yapısıdır. Lignitin yüksek basınç ve sıcaklık altında dönüşüme uğramasıyla sertleşip dayanıklı hale gelir, ancak yumuşak yapısı sayesinde kolayca işlenebilir.

    – Teşekkür ederim kadim dostum.