Bir Yangın Bir Karga

Kargasal ulamında

Kolilerin içinden

Düzenli blog yazmaya karar kıldığım bir zamanda, tam da memleketime gelip eş dost gezmek, hasret gidermek dilediğim bir zamanda.. daha hevesimin ikinci gününde tarihinin en büyük yangınını yaşadı memleketim: Manavgat.

Memleketime ayak bastığımda başlayan yangınlar, tek bir ağaç bırakmamaya yemin etmişçesine yaktı kavurdu. Aklım, gönlüm, ciğerim de yandı o yangınla. Tüm ilçe dört gün boyunca, soba dumanı basan bir oda gibiydi: Güneş dumandan kah kızıla çalıyor kah tamamen kayboluyordu. Her yan ağır is kokuyor, gökten kül yağıyordu. Yanlışlıkla odanın bir penceresini açsan, evin için tamamen ise, küle boyanıyordu. Memleketim, ağaçlar, canlılar, evler yanıyor ama ben hiç bir şey yapamıyordum o ilk gün.

İkinci gün, çıldırmanın eşiğinde dışarı attım kendimi. Dumandan, isten yanan boğazımla dolandım sokaklarda. Yerel sosyal medya hesaplarında anbean yangın haberlerini seyrederken kurulan yardım merkezlerini, gönüllü çalışacak insanlar arandığını gördüm. Koşa koşa vardım yardım merkezine ve o gün bu gündür hatta şuan bile bin bir gayretle çabalıyorum. Bir şey yapamamak nedeniyle içimde alevlenen yangın, burada koşturdukça sakinledi. Zamanın nasıl geçtiğini bile fark edemeden bir hafta tamamlandı. Ama ne yangın söndü, ne de gelen yardımların sonu geldi.

Güzel gönüllü insanlar

Burada bambaşka hayatlara sahip nice güzel gönüllü insanlar tanıdım. Kilometrelerce uzaktan sadece yardım edebilmek için gelen canlara minnettar kaldım. Yapacak iş ararken gözleri heyecanla parlayan kardeşler, arkadaşlar edindim. Yangınla mücadele eden itfaiye erleri, saha çalışanları, gönüllüler.. farkı yok burada olan hiç kimsenin. İşini gücünü bırakıp buraya koşan, günlerdir geceleri yardım merkezinde uyuyup kalkan, her sabah ya da her müsait olduğu anda buraya koşa koşa gelen ne güzel insanlar var. Hiç birisini ömür boyu unutmak istemiyorum.

Ansızın bastıran gözyaşları

En ufak şeye bile ağlayasım geliyor. Hatta şu cümleyi yazarken bile gözlerim ıslandı ansızın. Yangından görüntüler hayatımın parçası oldu. Yanan ağaçlar ya da evler değil sadece, en ufak bir canlının bile yangından etkilenen haline şahit olduğumda gözümden yaşlar dökülmeye başlıyor. Yangın sönmedikçe de hayatımda hiç etmediğim kadar küfür eklendi dualarıma. Çok anlamsız, karmaşık bir halde çalışıyorum. Çalıştıkça, hareket halinde oldukça iyi hissediyorum bir tek. O da ne kadar iyi olunabilirse.

Ne kadar doğru

Bilmiyorum, böyle yazmak, anlatmak ne kadar doğru. Yaptığım iyiliği göze sokmak değil, yaşadıklarımı ve içimde biriktirdiklerimi ifade etmek için yazıyorum. Sabah koşa koşa yardım merkezine geldiğim, akşam eve varır varmaz yorgunluktan uyuyup sabah uyanıp tekrar yardım merkezine döndüğüm bir döngüdeyim bir haftadır. İçim çok dolu.

İki yavru kedicik

Yardım merkezindeki üçüncü günümüzdü sanırım, daha birkaç haftalık, gözleri bile açılmamış iki yavru getirdiler bize. Yangından etkilenen binlerce candan sadece ikisiydiler. Sadece iki tanesini görmek bile binlercesine bedel bir hüzne sebepti. Bir arkadaşımız akşama kadar ilgilendi onlarla. Merak etmeyin, akşam vakti, bir anne kedisi olan hayvan sever tarafından sahiplenildi. Son günlerde hayvanlar için kurulan sahra hastaneleri de var ve herkes elinden gelenin en iyisini yapıyor.

Fotoğraflarını Orhan’ım çekmişti. Sağolsun yine kendisi hatırlattı minnoşların fotoğrafını. Umarım yeni evlerinde mutludurlar.

Günler hızla geçiyor

Ne ara geldim, ne ara gidiyorum, zaman nasıl bu kadar çabuk geçti, bilmiyorum. Şuan havalimanındayım. Yazıya başladığım günden dört gün sonrası. Yazıya başladığım gün bileğimi burktum. Halihazırda birkaç gündür devam eden diz kapağı ağrısı ile bir edip hastaneye gittim ve dinlenme gerekliliği uyarısı aldım. Bir gün dinlenip yardım merkezine geri dönsem de maalesef çok fazla dayanamadım ağrılara. Toplam yedi gün gecem gündüzüm karıştı orada ama içimdeki yangın hafifledi bu sayede, başkalarından çok kendime iyilik yapmış gibiydim. Ama şimdi her şey bitti ve dönüyorum. Yazmak istediğim şeyleri unuttum, kafam hâlâ çok karışık ve çok fazla şey sorguluyor.

Yananları görmek

Yangının ilk başladığı alana gittik Potkal Müzik ekibi olan canlarımla (birazdan anlatacağım). Tüylerim diken diken oldu, ağlamamak için kendimi zor tuttum. Gözümün değdiği alan, yanan toplam alanın yanında devede pire idi ancak ama o bile mahvediyor insanı. Yanan ağaçları, canları, hayalleri düşündükçe darlanıyorum.

Yangının aileme getirdiği

Yangının büyüklüğüne tarife gerek yok ama kendi ailem adına olan biteni de izah edeyim: Ana köyümde zeytin ağaçları yandı ve hamdolsun yangın köye ulaşmadan söndürüldü. Baba köyümde ise günlerce süren uğraş ile yangın yine köye ulaşmadan söndü. Fakat hem İstanbul Silivri itfaiye araçları ve erlerinin hem de köyün insanlarının büyük gayretleri ile başarıldı bu durum. Hepsine minnettarım.

Son ve hazin not:
İçimdeki birçok şeyi yazmaktan korkuyorum.

Karga'dan Mektup Almak İster Misin?

Bir Yorum Yaz


2 Yorum Yapıldı

  1. Eyüp Aktuğ dedi ki:

    Ah kardeşim,

    Rabbim bir daha böyle felaketler yaşatmasın, Allah sana ve oradaki herkese bunun için güç ve kuvvet versin. Oranın dışında yaşayan ve bu felaketi gören, duyan herkes gibi ben de orada olmak, yaraları sizlerle sarmak isterdim.

    Bu vesileyle yeniden geçmiş olsun diyorum.
    Sen ve ailen Allah’a emanet olun.