Ay: Nisan 2020

  • Bir Uzay Macerası: Cosmic Wars

    Uzayı Turist Ömerle tanımış ve ilk uzay oyunu deneyimini Darkorbit ile tatmış birisi olarak temaya hayranlığım ölçülemez. Fakat mobilde beni tatmin edecek bir uzay oyunu henüz bulamamış olsam da her bir yenisini gördüğümde acaba bu mu diye heyecanlanıyorum hâlâ. Sıradaki acaba bu mu sorumun sebebi olan Oyunumuz Cosmic Wars ile merhaba.

    Oyun Hakkında.

    Oyun şaşalı uzay gemimizin ansızın karşımıza çıkan devasa bir düşman gemisi tarafından bertaraf edilmesi ile başlıyor. Hayatta kalanlarla sıfırdan uzay gemimizi inşa etmeye başlıyoruz. İnşa etmek dediysen, öyle çetrefilli bir olaydan bahsetmiyorum. Tangram gibi düşünebiliriz bu durumu. Madencilik, hangar, laboratuvar, saldırı ve savunma araçları birer Tangram parçası gibi kumanda merkezine bağlı olarak birleştiriliyor. Seviye arttıkça eklenebilecek yeni parçalarla, gemi tahmin edebileceğinizden daha da devasa bir boyuta ulaşabiliyor.

    Uzay oyunlarına Darkorbitle başlamış birisi olarak bu oyundan en büyük beklentim gemi ile uzayda turlayabilmekti elbette ama maalesef Cosmic Wars bunu sunamadı. Gemimiz her zaman yerinde sabit ve uzayda harita üzerinde seçtiğimiz noktalarda anlık var oluyor ve savaşıyoruz. Gerçi savaş esnasında da her şey otomatik. Geminizi inşa ederken kurduğunuz savunma ve saldırı sistemleri her şeyi otomatik yapıyor sizin yerinize. Uzayda birbirinden ilginç şekillerde uzay gemileri var. Onlarla savaşabilmek için küçük ücretler ödüyor ama yendiğimiz takdirde kat kat geri kazanıyoruz. Ama her savaş sonrası, yensek de yenilsek de saldırı aldığımız için gemimiz hasar alıyor ve her seferinde parçaları tek tek tamir etmemiz gerekiyor. Bu ise biraz maliyetli ve zaman istiyor. Moraliniz bozulsun istemiyorsanız, savaşmadan önce düşman gemisinin seviyesini bi kontrol edin derim. Oyunda uzay güzel resmedilmiş ve atmosferi çok güzel. Grafikleri ve çizimler de oldukça ilgi çekici. Ara ara girip stres atabileceğiniz bir oyun olacağına eminim.

    Oyun Linkleri.

  • Merhum Kadir Üredi İle 2014 Yılından Bir Söyleşi

    Kadir Üredi Kimdir?

    Üniversite hayatımın ve dostlarımla dergi çıkarma heyecanımın geçtiği şehir Sivas’tı ve Sivas denilince akla ilk gelmesi gereken isimlerden birisi de Kadir Üredi’dir. Kadir Üredi, bir insanın bir şehri ne kadar sevebileceği sorusuna gösterilebilecek zirve noktadaki kişidir. Sivas aşığıdır. Sivas’a dair her şeyi bilen, vefat haberi veren yerel bir gazetenin “Sivas´ın sessiz gözlemcisi” diyerek seslendiği güzel insan.

    Onun Sivas sevgisi, sıradan bir sevgi değil. Sivas’a ait bilmem kaç yılından meçhul bir fotoğraf gösterdiğinizde, o fotoğraftaki konaklar, evler, nereye çıktığı belli olmayan yol… Fotoğrafta ne var ise her birinin teker teker ne olduğunun cevabını alabilirdiniz. O konak yada ev hangi aileye ait, ne iş yaparlardı, bu günlerde kalanları nerededirler, hangi mahalledir.. Kadir Üredi’de Sivas’a ait her şeyin cevabı vardır. Biz, Nun Edebiyat Dergisi (güzel dostlara gönülden selam olsun) olarak kendisiyle buluşma noktamız olan Sivas Şems Kahvesi’nde yaptığımız söyleşi sırasında 82 yaşında ve sağlığı yerinde idi. Sabahları, yakın dostu ile Sivas’ı bir ucundan diğerine adımlardı. Kendisiyle buluşacağımız gün de bir öğle vaktiydi ve Şems’i Sivâsî Camii’nin önünde, yürüyüşten dönen yorgun haliyle beraberdik. Söyleşide bizden heyecanlıydı, gözlerinde hep bir neşe vardı. Çok samimiydi. Konuşurken her kelimesinden naiflik akan bir beyefendi idi.

    1933, Sivas doğumlu olan Kadir Üredi, 6 Mayıs 2018’te yine Sivas’ında hayata gözlerini yumdu. Cenazesi Ulu Camii’nde kılındı, Yukarı Tekke Mezarlığına defnedildi. Arkasında üç kıymetli eser bıraktı. Bunlardan en bilineni ve kesinlilikle okunmalı dediğim ilk eseri Bir Şehrin Beş Hâli ve Şehrin Ahşap Zamanı adlı diğer bir kitabı, Ötüken Neşriyat tarafından basıldı. Buradaki linkten ulaşabilirsiniz. Son kitabı ise Sivas’ımı Sıtkınan Sevdim oldu Kadir Üredi’nin. Bir Şehrin Beş Hâli kitabını o gün imzalatmıştım kendisine. Elleri titreyerek attığı imzası, benim için kitabın kıymetini daha da artırmıştı.

    Henüz söyleşiye geçmeden çok fazla kafa şişirdim belki ama emin olun tanımaya, okumaya değer nadir güzellikteki insanlardandır kendisi. Onu sevgi ve saygıyla yad ediyorum. Mekânı, gönlündeki Sivas’tan daha güzel olabilecek tek yer olan cennet olsun.

    Kadir Üredi Söyleşisi.

    Kadir Üredi, kısa bir tanışmadan sonra kendini anlattı bize…

    1933 senesinin bir kış günün Hamamcı oğlu Hamamı’nda dünyaya geldim. Berber Rıfat Usta,  kulağıma ezan okudu, adımı koydu.10 günlükken saçlarımı kestikten sonra kuyumcu terazisinde tarttırdığı saçlarımın ağırlığınca, dedemin aldığı altını Rıfat Usta keseye koyarken, hayırlı evlat olmam için dua etti bana. Ben okula 8 yalında gittim. O zamanın şartlarına göre büyüklerimiz nüfus cüzdanımıza bırakmayı unutmuşlar… Çifte Minarelerin arkasındaki İsmet Paşa İlkokulu’nda okula başladım. Kıraat kitabı derlerdi o zamanlar… Okuma kitabı. Kıraat kitabındaki değişik şekillerin harf olduğunu öğrendikten sonra kıraati söktüm ve benim ufkum değişti, okuma alışkanlığım gelişti. Elime geçen beş on kuruşla, o zamanlar ikinci el kitapları alırdık. Şimdi… 82 yaşındayım, hâlâ okuyorum.

    Sizi ifade edebilecek bir cümleniz, mısranız var mı?

    Yukarı Tekkeyi kapladı duman.

    Canımdan çok sevdim vallahi inan.

    Ölümde kabre girdiğim zaman.

    Ben değil de mezar taşım söylesin…


    Bir mısra (üstte) yazdım son zamanlarda, hanımın fotoğrafının arkasına… Ben kendi halinde, sessiz bir insanım böyle. Ben hep yalnız gezmeyi dilerim. Yalnızlık severim. Ömrüm Sivas ve çevresini araştırmakla geçti. Beşir Ayvazoğlu, Ahmet Turan Alkan, Yavuz Bülent Bakiler bana ödül verdiler. Dedim ödülü alamam. Hiçbir şeyim yok. Vali Mehmet Candar bir toplantıda ailece konuşuyorduk. Dedim “Vali Bey ben ödülü almaya gitmek istemiyorum.” Dedi: “Yok Kadir amca bu ödül senin değil bu Sivas’a verilen bir ödül.” Mecbur oldum gittim.

    “Bir Şehrin Beş Hali” ve “Şehrin Ahşap Zamanı” adlı iki tane güzel kitabınız var. Bu kitaplarınızın ikisi de Sivas üzerine. Sizin için bir şehri yazabilmek için ilk önce o şehri sevmek mi lazım?

    Sevmek… O şehrin sevdalısı olmak gerek. Ben adım adım şehrimi gezdim. Bıkmadan, usanmadan. 82 yaşındayım hala geziyorum. Ama anlattığım bu şehir değildir. 50, 60, 70 yıl evvelki şehri özlüyorum. Hiçbir şey kalmadı. Hep beton yığınına dönüştü şehir. Ve şehrin en ince ayrıntılarına kadar hafızamda. Herhalde güçlü bir hafızam var ki 82 yaşındayım hala okuyor, yazıyor ve hafızamda tutmaya çalışıyorum.

    Sizi Sivas’ a bu kadar bağlayan Sivas’ı bu kadar güzel anlattıran anılarınız nelerdir? Bizimle de bir anınızı paylaşabilir misiniz?

    Bir Şehrin Beş Hali’nin girişinde de anlatıyorum bunları. Sessizce geziyorum bir güz mevsimi. Ben hazan mevsimini çok severim. Daracık sokaklarda gezerken “Kimi arıyorsun gardaş” diye bir laf duydum. Döndüm yaşlı bir kadın soran gözlerle bana bakıyor. Dedim “Sivas’ı arıyorum bacı Sivas’ı.”. Gözyaşlarını akıtarak “Demek sende gardaş benim gibi Sivas’ı Sivas’ta kaybedip Sivas’ın hasretini çekiyorsun.” cevabını verdi. Ve bu beni çok etkiledi.

    Sizin hayatınızda saatin önemi nedir? Saat koleksiyonunuz olduğunu duyduk. Bahsedebilir misiniz biraz?

    Evet, naçizane bir koleksiyonum var. Hurdacılardan o eski saatleri alıyorum. Saatlerin tıkırtısını severim. Saat sesi bana ninni gibi gelir. Başımın ucunda bir saat vardır. Tık tık çalıştıkça o bana huzur verir, ruhumu dinlendirir. Saat koleksiyonum var. Kendi yaptığım saatler var. Emekli olduktan sonra eski saatleri topladım, getirip tamir ederdim. Götürürdüm para ile aldığım saati parasız verirdim. Satın bunları derdim. Onlarda kadirşinaslık gösterirlerdi. Böyle bir alışkanlık oldu bana. Ellerine geçen eski saatleri, ufacık saatleri, saatlerin mekanizma bölümlerini verirlerdi lazım olur diye. Eskidendi tabi. Şimdi hurdacılar da dağıldığı için şuan sadece elimde 15 tane kendim yaptığım saatlerim var. Öyle bir tutkum vardı. Ben saati severim. Ben güzellikleri severim, tabiatı severim, doğayı severim, bilhassa güz mevsimini severim. Güz mevsimi benim için bir sevdadır, bir tutkudur. Herhalde hüzünlü bir mevsim olduğu için bu mevsimi severim.

    “Eski” dediğinizde, eskiye dair anılarınız canlandığında aklınıza ilk neler geliyor?

    Eski zaman deyince çocukluk günlerim geliyor. Savaş yıllarındaki o korkunç günler geliyor. Aç yatıp, aç kalktığımız, göğsümüzden günde kaç inilti koptuğundan habersiz korkunç yıllar geliyor aklıma. Bunu üçüncü kitabımda “Üşüyoruz Öğretmenim” adlı bir yazımda bahsettim. İnşallah üçüncü Kitabım yayınlandıktan sonra okursunuz. Yokluk ve sıkıntı günleri geliyor aklımıza. Bizim kuşak; 1933 ve öncesi çok sıkıntılı dönemler geçirdik. Savaşın korkunç yıllarında kıtlık yıllarını çektik. Zengini, fakiri aynı sınıfta aynı dersi görürken aynı sıkıntılarla büyüdük. Bunlar geliyor aklıma.

    … Biz gençlere hem okumak hem de yazmak adına neler tavsiye edersiniz?

    Okumanızı, sürekli okumanızı tavsiye ediyorum. Okumak çok güzel bir şey. Ve çevrenizi muhakkak inceleyin. Bakmayın görün. Görmek çok güzel bir şeydir. Bunları yaparsanız muvaffak olacağınıza inanıyorum.

    Hocam çok teşekkür ederiz.

    Ben teşekkür ederim. Sizlerle tanışmak, sizlerle olmak bana gurur ve de onur verdi. İftihar etti. Size hayat yolunda başarılar diliyorum. Ve başarılı olacağınızdan da eminim. Sizler demin de söylediğim gibi aydınlığa, ışığa gidiyorsunuz. Sizin iyi yerlere geleceğinize eminim.

    Eğer bu röportajı beğendiysen belki blogumda paylaştığım diğer röportajları da okumak isteyebilirsin. Buraya tıklayarak röportajlarımın bulunduğu kategoriye gidebilirsin 🌾 Sağlıcakla…

  • Doğada Yaşamaya Özendiren Youtube Kanalları

    Doğada Yaşamak.

    Doğada yaşamak, doğa ile iç içe olmak bir çok insan için sadece bir hayal. Bendeniz de bunlara dahilim. Köyde yaşıyor olsam da bilgisayarımın başından kalkıp doğanın içine kendimi atacak yeterli bir heyecana, ekipmana ve deneyime sahip değilim. Hep daha ileri bir zamana öteliyorum ve bahanelere sığınıyorum. Fakat doğa yaşamıyla alakalı videolara denk geldiğim zamanlarda ise büyülenmiş gibi izliyor, sanki doğadan çok uzaktaymışım gibi hasretlik kalıyorum. Bu yazı hem kendime bir itiraf ve uyanış çağrısı olması… Hem de sizlere takip ettiğim youtube kanallarından doğanın büyüsü ile dolu olanları paylaşacağım. Listede dünyanın bambaşka yerlerinde, farklı insanların doğa ile olan ilişkilerini, doğada yaşamak üzerine tavsiyelerini bulabileceğiniz youtube kanalları yer alıyor. İçlerinde kaybolacağınız videolara sahip olduklarına emin olduğum kanalları paylaşacağım ve listeyi her zaman güncel tutmaya çalışacağım. Eğer listede yer vermediğim bir kanal biliyorsanız, lütfen yorumunuzda benimle paylaşın. Listeye geçmeden önce söylemeliyim ki, kapak fotoğrafındaki ben değilim, bizim İbrahim 🙂

    Primitive Technology

    Henüz altı videosu varken, yaklaşık dört yıl önce izlemeye başladığım bir kanal Primitive Technology. Avustralya’nın Queensland eyaletinin kuzeyinde bir bölgede takılıyor kahramanımız. Kendisi de bir blog yazarı. Doğada yaşamıyor ama hiç bir güncel ekipman kullanmadan yaptığı projelerini izlemek keyif verici. Ayrıca her videonun Türkçe altyazısı da mevcut. Belli aralıklarla projeleri için kamp bölgesine gidiyor sadece. Geçtiğimiz yıl, bu konu üzerine bir kitap da yazdı fakat Türkçe çevirisi bulunmuyor. Doğa yaşamı ile ilgili ilk takip ettiğim kanal olduğu için onu listenin başına koymak istedim.

    DonVonGun: Bir Uzman ve Köpeği

    Köpeği ile doğada zaman geçiren bir hayatta kalma uzmanı, fotoğrafçı, bushcraft* sporcusu ve ağaç oymacısı var sırada. Danimarka, İsveç coğrafyasında yaşıyor köpeği ile beraber. İlk tavsiye ettiğim kanalın aksine modern ekipmanlara sahip ama onu izlerken öğrenebileceğiniz çok şey var. Ekipmanlarını ve kullandığı her şeyi hem videolarının açıklama kısmında hem de internet sitesinde ayrıntılı bir şekilde paylaşıyor. Kanalına buradan ulaşabilirsiniz.

    *Bushcraft Nedir?

    Bir hayatta kalma sporudur. Bir bıçak ve belki sadece bir balta ile doğada bulduğunuz şeylere şekiller vererek bir yaşam alanı oluşturma, hayatta kalma çabasıdır. Sadece doğada bulduğunuz şeylerle (dal, kütük, sarmaşıklar vb.) bir yaşama alanı yaptığınızı, sonra yemek pişirmek için kabınızı, yemek için kaşığınızı, su içmek için bardağınızı ve dahası her şeyi kendi ellerinizle yaptığınız düşünün. Hatta yemeğinizi bile yanınızda getirdiklerinizle değil de doğadan temin ettiğiniz şeylerle yaptığınızı hayal edin. Aslında net bir tanımı olmasa da hemen hemen böyle bir şey bushcraft sporu.

    Cemal Açar

    Kendisini bir streç’ten çadır yapma videosu ile tanıdığım Cemal Bey‘i de anmadan geçmek istemedim. Herhangi birimizin amcası, dayısı olabilecek kadar bizden birisi. Kanalında yer alan bir çok kendin yap videolarının yanında doğa maceralarına da yer veriyor. Hele bir katlanabilir soba icadı var ki, imreniyorum ve keşke bende de olsa diye iç geçirmeden edemiyorum 🙂

    Brooks & Birches: Zor Şartlarda Doğada Yaşamak

    Amerika’nın kuzeydoğusunda, zorlu doğa koşullarında kamp yaparak hayatta kalma becerilerini geliştirmeye çalıştığını ifade eden genç bir arkadaşımız var sırada. Diğerlerinin aksine videolarında ara ara sesini duyuruyor. Bushcraft tarzıyla yaptığı kamp alanı serisini ise izleyeceklerinizin başına alın diyebilirim. Buradan kanala ulaşabilirsiniz.

    Advoko MAKES

    Bu yazıyı yazma fikrimin uyandığı kanaldır kendisi. Keşfedeli birkaç gün oldu sadece. Rusya’ya bağlı Karelya Cumhuriyeti’nde yaşayan kahramanımızın harika bir kütük kulübesi var. Kanalında çok fazla video olmasa da yazı fikrini doğran kanal olduğu için listeye eklemek istedim. Kanalına buradan ulaşabilirsiniz.

    Doğada Doğaçla: Doğada Yaşamak, Yaşlanmak!

    https://www.youtube.com/watch?v=1J0a0X3vBkQ

    Benim de yapmak istediğim hatta bir süre yaptıktan sonra uzun bir ara verdiğim köy belgeselleri çeken bir youtube kanalı Doğada Doğaçla. Köy insanının hayatından kesitler sunan hatta ağaç ev yapma serisi de bulunan kanal, tatlı bir tebessüm uyandıracak hoş muhabbetler içeriyor. Tamamen bir köy hayatını tercih etmek hayalinize az da olsa cevaplar bulabileceğiniz bir kanal burası.

    Serdar Kılıç

    Kendisini tanımayanınız azdır. Assolist olarak onu sona ekliyorum. Aslında bir youtube yayımcısı değil, farkındayım ama youtube kanalında eski programlarının tüm bölümlerini bulabiliyorsunuz. Kendisi tatlı sohbeti eşliğinde doğada yaşamanın inceliklerini ve güzelliklerini öğretiyor. Televizyon programları arasında nadir takip ettiklerimdendir. Güzel insandır vesselam.

    Karadeniz’de Bir Doğa Adamı: Kamer Aygün

    En sona bir youtube kanalı değil ama bir youtube kanalından çok daha fazla içeriğe ve doğaya dair her şeye sahip olan bir instagram hesabı bırakacağım. Güzel insan Kamer Aygün. Rize’de yaşıyor ve yöresinin tüm güzelliklerini, tüm doğal imkanlarını takipçileri ile paylaşıyor. Çay toplamaktan tutun da en minik ota, çiçeğe varana kadar her şeye şahit olabileceğiniz bu hesabı takip etmenizi şiddetle tavsiye ediyorum. Emin olun size ve hayatınıza dokunabilecek ve yeni bir şeyler katabilecektir. Paylaşımlarının yegâne amacının, bizlere bir şeyleri hissettirebilmek ve öğretebilmek olduğunu her fırsatta dile getiren birisi ve ayrıca o da bir blog yazarı.

    Bu listeye daha bir çok youtube kanalı eklenebilirdi. Yerli ve yabancı sayısız kamp kanalı mevcut. Fakat takip ettiklerimin haricinde, bilmediğim kanalları sırf liste uzun olsun diye eklemek istemedim. Fakat sizlerin yorumlarıyla tavsiye edeceği kanallarla ve zaman içerisinde yeni keşfedeceğim, takip etmeye başlayacağım kanallarla bu listeyi uzatabilir, güncel tutabilirim. Eğer bu listeyi beğendiysen gönüllü karantina günlerinde yapılabilecek şeyler üzerine hazırladığım bir başka liste de ilgini çekebilir. Dilersen yazıya buradan ulaşabilirsin. Sağlıcakla…

  • Alican Özveren İle Gönül Dilinde Bir Röportaj

    Röportaj Öncesi.

    Alican Özveren, besteleriyle ve sesiyle tanıdığımız ve belki de hakkında çok şey bilmediğimiz güzel insanlardan. Kendisini Emre Yücelen‘in bir videosu ile tanımıştım. Sözlerini yazıp bestelediği “Balinalar Da Şarkı Söyler” eseri, hem neşeli hem de huzur vericiydi. Videodaki tavrı ve samimiyeti ise onu daha yakından tanıma isteği doğurmuştu üzerimde. Bu istek için o günlerde başarısız google aramalarının ötesine geçememiş ve diğer eserlerini keyifle dinleyerek yetinmiştim. Fakat bugün, Alican Özveren’in röportaj ricama bütün samimiyetiyle olumlu dönüş yapması ve aynı samimiyetle sorularımı cevaplamasının mutluluğunu sizlerle paylaşıyorum. Alican Özveren’i şahsi youtube kanalından, Yol’a Düş Grubu youtube kanalından, ZeRze Project youtube kanalından yada instagram hesabından takip edebilirsiniz. Kendisine tekrar tekrar teşekkür ediyorum.

    Alican Özveren Röportajı.

    Alican Özveren; söz yazarı, bestekâr ve ezgiler okuyan bir yolcu. Bu macera nasıl başladı?

    Merhaba,öncelikle röportaj teklifiniz için teşekkür ederim. Aslında, çok küçük yaşlarda başladı bu yolculuğum. 6 yaşımdan beri şarkılar, türküler söylüyorum. 2009 yılında Sarıyer Halk Eğitim Merkezi’nde, değerli hocam Samim Yağız’dan bağlama ve şan dersleri aldım. Sarıyer Belediyesi Türk Halk Müziği Korosunda solist olarak ilk akademik adımlarımı atmış oldum. Sonrasında, yol arkadaşım Yunus Karabulut ile tanıştık ve 2013 yılında Grup Alzaymır’ı kurduk. Türkiye’nin bir çok ilinde ve yurt dışında sokak dinletileri, konserler düzenledik. 2018 yılında Grup Alzaymır misyonunu tamamladığı için fesh edildi. Çiçekli ve umutlu bir yol’a düş’tük. Yol bitmez hiçbir zaman 🙂 Sanat hayatımıza Yol’a Düş grubu olarak devam ediyoruz..

    “An ve his ile özgürleşebilmek gibi bir ütopyadan bahsediyorum..” sözünüzdeki ütopyanızın öyküsünü anlatabilir misiniz?

    Ütopyaların, her daim güzel olduğunu düşünüyorum 🙂 Sanat hayatımın bir döneminde müziğin, insanlar üzerindeki etkisi ve kontrol gücüne odaklandım. Müzik; doğrudan kana karışan bir sanat dalı gerçekten. Bir mekanda veya sahilde otururken duyduğunuz bir ezgi, sizi çok uzak diyarlara götürebilir. Zamanda yolculuk yaptırabilir ve özlem duygunuzu körükleyebilir. Bu nedenle “an” içerisinde duyduğumuz bir  “his” ile kendimizi daha özgür kılabiliriz. Ütopya olan kısım ise, dinleyicilere bu hisleri yaşatmak aslında..

    Bendeniz sizi, söz ve müziği yine size ait olan “Balinalar da şarkı söyler” performansınızla Emre Yücelen sayesinde tanımıştım. Çok keyifli ve huzurlu bir ezgiydi her şeyiyle. Yazarken ve söylerken yaşadığınız hisleri, size ilham olan şeyleri paylaşabilir misiniz?

    Emre Yücelen’e çok teşekkür etmek istiyorum bir kez daha. Söz ve müziği bana ait olan “Balinalar da Şarkı Söyler” adlı eserimi dinledi ve çok olumlu dönüşler aldım. Ben genelde eserlerimi yazarım ve bestelerim. Kaydettikten sonra, dinleyiciye bırakırım. Dinleyici ne almak istiyor ise onu alır. Bu eserin konusu böyledir veya bunları hissetmelisiniz diyip, dinleyici dostlarımızın hayal dünyasını sınırlandırmak istemiyorum 🙂

    Yol’a Düş grubu nasıl kuruldu? Hayalleri nedir?

    Bu sorunun cevabını ilk başta açıkladım aslında ama hayallerden bahsedebiliriz biraz. Yol’a Düş grubu olarak büyük bir aileyiz. Daha büyük kitlelere ulaşıp, bu aile çemberini genişletmek istiyoruz. Gücümüz ve imkanlarımız yettiği sürece, tüm şehirlere ulaşmak derdindeyiz. Daha çok eser üretip, daha çok gönle hitap etmek istiyoruz.

    Kargaları sever misiniz? Dostlarım kargaları, bir beyitle kendi bakış açınızla anlatabilir misiniz?

    Bence; Doğa’yı oluşturan tüm canlı popülasyonlarını kabul edip, sevmek gerekli. Ancak bu şekilde kendimize olan öz saygı ve Doğa’ya olan saygımızı hissedebilir, ifade edebiliriz. Kargalar; birlik ve beraberliğe çok önem veriyorlar. Uzun yaşıyorlar ve çok akıllılar. Beyit şeklinde şöyle ifade etmek isterim;

    Siyah bir nar gibidir, Bir avuç olur binlercesi..

    Karantinada hayat sizin için nasıl geçiyor? Vaktinizi nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Evet, malum virüs salgını tüm dünyada hüküm sürmekte. Sürekli şehirler arası yolculuk yapan bir insan olarak, tüm zamanı evde geçirmek biraz zorlaşabiliyor elbette. Bu süreçte, daha çok eser üretmek derdindeyiz. Yeni kayıtlar ve düzenlemeler yapıyoruz. Evden de olsa dinleyicilerimize ulaşmak istiyoruz. Umarım en kısa sürede hayat normale döner ve kayıplar yaşanmaz. Tekrar röportaj için teşekkür ediyorum. Tüm dinleyici dostlarımıza da kucak dolusu sevgilerimi gönderiyorum. Sağlıcakla..

    Eğer bu röportajı beğendiysen belki blogumda paylaştığım diğer röportajları da okumak isteyebilirsin. Buraya tıklayarak röportajlarımın bulunduğu kategoriye gidebilirsin 🌾 Sağlıcakla…

  • Üç Kafadan Çok Ses

    Kimdir Bu Üç Kafa?

    Lise üçüncü sınıftaydım ve ailem ben yurtta kalıyorken ev taşımışlardı. Kiracı olmak zor mesele. Hem kiracı hem de çok çocuklu bir aile için ise bir evde uzun süre yaşayabilmek büyük başarı kabul edilebilir. Yada en azından benim ailem için böyleydi. Tabi ki bunun başlıca sebebi biz çocukların haşarılığı olsa da konumuz asla bu değil. Yurttaydım ve onlar taşındılar. Yeni evin nerede olduğunu tarif ettiler ve haftasonu iznimde yanlarına gitmek için tabanvaya bindim. Tarif edilen yere varmazdan evvel, boş bir alanda top oynayan çocukları görünce hedefim şaştı, onlarla top peşinde koşmaya başladım. Çocuklara birbirimize alışmaya başladığımızda aralarından birisi maçı durdurdu ve “Abi, bizim topumuz kötü. Şu ikinci katta Orhan abi var, topu iyi onun, onu da çağıralım mı?” Çağırdılar, geldi. Ortaokul öğrencisiydi daha.

    Çok sürmedi oyunumuz, biz bıraktık çocuklar devam etti. Konuşmaya, konuştukça da birbirimize ısınmaya başladık. Elinden birçok iş geliyordu keratanın: Bana hosting nedir, domain nedir, site nasıl açılır o öğretti. Birlikte çok şeyler denedik ama yarım bıraktık hepsini yada hiç başlamadık. Irmakta yüzdük, ırmak kenarında kola çekirdek yaptık, 3 liralık 30’lu köfteleri ırmak kenarında ne eti olduğunu düşünmeden mideye indirdik. Sonra sonra Orhan’ın arkadaşı İbrahim de aramızda katıldı. Büyüdükçe ırmak kenarından kopamadık ama bu sefer ırmak kenarındaki bir kafeye sardık. Ama hep beraberdik, beraber takıldık, beraber hayaller kurduk. İbrahim de çok yetenekli bir delikanlıdır, kafasında bin tilki besler, sağdıcımdır.

    Bu Kayıtlar Niçin?

    Biz beraber olmayı severiz. Konuşmayı, söylemeyi, gereksiz şeyler yapmayı. İbrahim’in gitarı, Orhan’ın da sesi güzeldir. Bende ise ikisi de yok. İlk kaydımızı onlar söylerken almıştım ve “Üç Kafadan Çok Ses” adıyla paylaşmıştım youtube üzerinden. Bir kayıt daha almak istedik ve konu bile belirlemeden toplaştık. Konu da muhabbet de kendiliğinden koptu geldi. Önünü kesemedik. Kaydı kapattıktan sonra bir buçuk saat “Sanat Nedir?” sorusu üzerinden konuştuk, ardından bir o kadar da yeni bir proje üzerine planlar yaptık. Gece hayli uzun sürdü ama sadece oyunlar üzerine olan bu kayıt kaldı elimizde.

    Bir Saat Ne Konuştuk?

    Oyunlar hakkında konuştuk. Kendimizi bu konuda bulduk. Bilgisayarla tanıştığımız yılların oyunları ve hatıraları ile dolu bir kayıt oldu. Eğer konu ilgini çekiyorsa dinlemen memnuniyet verecektir. Fakat bilgisayar oyunları, üç adamın bilgisayar oyunları ile ilgili anıları ilgini çekmiyorsa aman diyim açıp da vaktini heba etme 🙂 Biz zamanın nasıl geçtiğini fark edemedik bile. Anladık ki, ihtiyacımız varmış böyle bir şeye. Belki kısa zaman içinde bambaşka bir konuyu daha hazırlıklı bir şekilde konuşur ve sizlerle paylaşırız. Ve yine umarım ki Kelimelerbenim yazarı Alfa Bey ile en kısa zamanda Potansiyel Podcast‘teki yayınlarımıza tekrar başlarız. Özledik.

    Eğer bu yazıyı beğendiysen belki blogumda paylaştığım diğer kişisel karalamaları da okumak isteyebilirsin. Buraya tıklayarak kişisel yazılarımın bulunduğu kategoriye gidebilirsin 🌾 Sağlıcakla…

  • Eşsiz Muhabbetiyle Tuğba Gülyeşil

    Röportaj Öncesi.

    Sesiyle ve bendiriyle mest eden, huzura sevk eden, muhabbetini hissedebilmeniz için birkaç icrasını dinlemenizin yeterli olacağı, güzel insan Tuğba Gülyeşil… Kendisini ilk olarak “O Yâr Gelir” türküsünü icra ettiği videosu ile tanımıştım. O günden sonra ara ara youtube kanalına uğrar ve kayıtlarını dinlerim. Hani bazı anlar huzur için bir bahane ararsınız ve naif bir seste bulursunuz kendinizi. Böyle anlarda uğradığım birkaç duraktan birisi oldu kendisi. (İmamyar Hasanov ve Nermine Memmedova’dan Ay Işığında parçası ve Celo Boluz şuan aklıma gelen nadir güzellikteki duraklarımdandır.) Tuğba Gülyeşil’in youtube kanalına son uğrayışımda ilk kez onun naif sohbeti ile karşılaştım. Bendir dersleri vermeye başlamıştı youtube kanalında ve bendir öğrenmek hevesim olmasa da dersi sonuna kadar dinledim. Dersin sonuna doğru, bu blogdaki diğer tüm röportajların gerçekleşebilmesinin temelindeki arzuyu hissettim, zihnimde beliren sorulara cevap bulmalıydım. Kendisine instagram hesabı üzerinden ulaşıp, ricada bulunduğumda çok nazik bir şekilde kabul etti ve kısacık bir zamanda cevaplayıverdi. Bir kez de buradan teşekkürlerimi sunuyor ve sizleri kısa ama pek tatlı bir röportaj ile baş başa bırakıyorum.

    Tuğba Gülyeşil Röportajı.

    Bendir ile muhabbetiniz, yol arkadaşlığınız nasıl başladı? Aranızdaki bağı ifade edebilir misiniz?

    İnandığıma göre, her insân, dünyâda arayacak olduğunu ezelden bulmuş da gelmiştir. Bulmak, aramaktan evveldir. “Bu başka hesâb” dediği gibi âşığın. Bu âlemde kişinin bulduğunu anımsaması bir “âteş”e bakar. Benim içimdeki âteşi tutuşturan merhûm Nezih Uzel oldu. Tıpkı bir bendirde ‘düm’ü vurduğunuzda o sesin, yanınızdaki bendirde de rezonans ile tınlaması gibi, eliniz ona değmediği hâlde. O bendirine vurdu; darbı içimde yankılandı. Böylece o güne dek duvarda asılı duran, bazen elime aldığım bendir sâzı, hayâtımın tâ kendisi oldu.

    Türküler, ilahiler ve nağmeler… Onları icra ederken nasıl bir ruh hali hasıl oluyor sizde? Kelimerlere dökülebilecek gibi değiller belki ama en azından o hale ayna olabilecek bir şekilde anlatabilir misiniz?

    Cevâbı, soruda beyân etmiş olduğunuz gibi; asırlar aşan güfte ve bestelere bu çağın bir sesi olmanın şükrü, 29 harfle ifâde edilemeyecek kadar kadîm ve uzun bir öykü. Bir cümle ile arz etmeye çalışayım; bir nağme, söz, şi’r, söyleyenin neresinden doğarsa, muhâtabın o köşesine varırmış. Yani sorunun cevâbı siz dinleyenlerde…

    Bendir ve diğer sazlar için eğitim almayı bir mürşid-mürid ilişkisi olarak mı görüyorsunuz? Hocası, talebe için nedir, ne olmalıdır?

    “Aramayla dost bulunmaz

    Sende yoksa sende yoksa

    Alınmaz asla satılmaz

    Sende yoksa sende yoksa”

    demiş âşık.

    İçinde olmayan için yapabileceğin hiçbir şey yoktur. İçinde olana varman için ise bir vâsıta gerekir. Bir insan, bir nesne, bir çiçek, bir hayvân… İçinde hangisinin rengini buluyorsan izini tutarsın. Her biri, aynalarda seyr’ettiğin kendindir. Mürşîd olan sensin mürîd kendine. Kalan her zerre birer âyîne. Bendir ve diğer sazlar da buna dâhil. Bu öyküde bahsi geçen bir Usta var, ta’lim gördüğün. O da “iz” olarak ulvî bir önem arz ediyor. Yoldasın, yürüyorsun; arıyorsun, bir tanıdık iz gördün; ya da ses duydun ki o da izdir. Sesin/iz’in seni götürdüğü yere gidiyorsun. Ama kendi ayaklarınla, kendince… Sağa kayarsın, sola kayarsın. Ama iz ortadadır, görürsün ve yolundan şaşmazsın. Benim dünyâmda usta tam olarak budur. Bi’l-vesîle, izine leyl ü nehâr şükrettiğim Usta’m Serdâr Bişiren’i de yâd edip sözümü sonlandırayım. Çok söz yalansız olmaz derler.

    Eğer bu röportajı beğendiysen belki blogumda paylaştığım diğer röportajları da okumak isteyebilirsin. Buraya tıklayarak röportajlarımın bulunduğu kategoriye gidebilirsin 🌾 Sağlıcakla…

  • İlk 3D Pokemon Filmi! Pokemon: Mewtwo Strikes Back Evolution

    Yaşım kaç olursa olsun hep bir pokemon hayranı oldum. Fakat her işimde olduğu gibi hayranlığım da yarım yamalak kaldı. Türkiye’de yayımlanan sezonlarından sonrasını takip etmedim. Ama Pokemon kart oyunları, tasoları öyle yada böyle hep hayatımın bir parçasıydı. Şimdi, son pokemon filmi ile yeni bir başlangıç yapıyor gibiyim. Tasolarım, kardeş gazabı ile yok olmuş olsalar da hâlâ çekmecemin en ucunda kartlarım, belki bir gün oynayacak birileri çıkar diye bekliyorlar usul usul. Kartları ve iş sahibi olunca kardeşime tekrar aldıracağım tasoları bir kenara bırakalım ve son pokemon filmi hakkında konuşalım 🙂

    Bir İlk Ama Son Pokemon Filmi.

    Pokemon’un son filmi; Pokemon: Mewtwo Strikes Back Evolution, Pokemon dünyası için bir ilke sahip. Netflix yapımı olan filmimiz, 3D ve CGI teknolojisi ile hazırlanmış ilk pokemon filmi (Buradan izleyebilirsiniz). Bir diğer önemli özelliği ise geriye dönüş filmlerinden yani bizlerin de tanıdığı 1. nesil pokemonları barındırıyor olması. Günümüzde hâlâ devam eden Pokemon animesinde ne Ash eskisi gibi ne de pokemonlar. 7 nesilden 802 pokemon mevcut (hatalıysam yorumunla uyar lütfen). Ayrıca film, aslında 1998 yılında çıkan pokemon’un ilk filmi Pokémon: The First Movie – Mewtwo Strikes Back’in yeniden yapımı. Fragmanı şuradan izleyebilirsiniz.

    Filmin Konusu.

    Pokemon dünyasının kötü adamları Roket Takımı yine iş başında. En güçlü pokemonu yaratmak için kurdukları bilim insanları ordusu, efsanevi pokemonlardan Mew’e ait bir fosilden, Mewtwo adını verdikleri gücünün sınırı olmayan pokemonu yaratırlar. Fakat işler umdukları gibi gitmez. Kim olduğunu ve amacını sorgulamaya başlayan Mewtwo, kendisini yönettiğini zanneden Roket Takımını bertaraf ederek, oluşturduğu güçlü pokemon klonları ile tüm insanlıktan intikam almak ister. Elbette ki karşısına gönlü yüce bir Pokemon Eğitmeni olan Ash, arkadaşları Misty ve Brock çıkagelecek ve planının bozacaktır.

    Filme Dair Notlarım.

    Film hoştu. Farklıydı. Pokemon için geleceğe dair bir umuttu. Yeniden eski, tanıdığımız Ash ve arkadaşlarını görmek çok güzeldi. Ayrıca zaten tatlı olan Pikachu’nun, daha da tatlı, keşke benim de böyle bir dostum olsa dedirten hallerine bayıldım. Bir animasyon da olsa çok güzel mesajlar barındırması, onu sadece keyif için izlenen boş bir film olmaktan çıkartıyor. Dostluğun, var olmanın, barışın ve farklıklara rağmen bir arada yaşayabilmenin ne demek olabileceğini kendi tarzıyla anlatmayı başarıyor.

    Filmde benim için en can alıcı yer ise Roket Takımı Liderinin Mewtwo ile ilk karşılaşmasında yaptığı konuşmaydı. Mewtwo, ne yapması gerektiğini sorduğunda, “Dünyada herkesin yaptığını yap: Yıkım, savaş ve ele geçirme” cevabını vermişti.

    Hani demiştim ya filmimiz aslında Pokemon’un ilk filminin yeniden yapımı diye 🙂 İşte o ilk filmin fragmanını da şuradan izleyebilirsiniz. Umarım hem Pokemon hem de Netflix için işler iyi gider de böyle güzel işlere devam ederek bizi sevindirirler.

    Eğer bu yazıyı beğendiysen belki diğer film yorumlarımı da severek okuyabilirsin. Buraya tıklayarak filmler hakkında gak!ladığım kategoriye gidebilirsin 🌾