Dağ ve Mehmet

Uzaktan yakın görünen, her Allah’ın günü gözümüzün önünde duran bir dağa çıkmaya niyetlendik. Üç kişiydik. Yaklaşık bir saat tırmandık, bisiklet ve yürüyüş için kayıt sağlayan programa göre tam olarak 45 dakika.. her yanımız diken kesikleri ile doldu. Tırmanışta bir kaplumbağa (pek bi korkaktı, kafasını hiç çıkarmadı dışarıya), mavi parıltılı bir akrep (avuç içi kadardı, fotoğrafını çekmeye niyetlendiğimde utanıp deliğine kaçtı), devasa bir sinek (eşek arısı zannettim ilk önce, sonra yusufçuk ama baya baya deve gibi bir kara sinek) ve ötüşen kuşlar (çok güzellerdi) haricinde pek bir canlıya rastlamadık.

Tutunduğumuz kayalar çok sivriydi, yüzeyleri tarak benzeri yapıdalardı ve nedenini anlayacak kadar coğrafya bilgisi üçümüzde de yoktu. Zaman geçtikçe ve terledikçe, zirveye yaklaştığımız konusunda ümitleniyorduk. Ta ki dağın eteğinde bizi izleyen ve küçük yaşına rağmen çobanlık yapan Mehmet’in bizim 45 dakikada tırmandığımız yeri beş dakikada aşıp yanımıza geldiği ana kadar…

Pek düzlüğe denk gelemedik tırmanma çabamız boyunca. Bulduğumuz ilk müsait taşın üstüne tavuk gibi tüneyip birer elma yedik. Tüneyiş esnasında yazıya taç olan fotoğrafı, köyün manzarasını da çektim elbet. Mehmet, az aşağımızda sessizce bizi izliyor. İki çift sözün ardından takıldık peşine ve birkaç yeni diken kesiği ile aşağıya indik. Çıktığım son noktayı aşağıdan tespit ettiğimizde, hedefimizin ancak dörtte birine ulaşabilmenin tatlı hayal kırıklığı belirdi.

“Şu diğer patikadan çıksak aslında daha kolay yukarı varabilirdik.” “En başından suyun gözünü takip etseydik, belki bu kadar yorulmazdık.” “Terledik ama kendimize yazık ettik. Ferfir’e yürüseydik, en azından bunca iz kalmazdı dikenlerden.” “Ama yine de iyi oldu be!” “İyiydi ama haftaya tekrarlayalım, kalmasın böyle.” “Hangi gün, bir gün seçmezsek havada kalır, diyim bak!” “Perşembe?” “Olur ama hanımlara bi sormak lazım, o güne bağlı.”

Biz üç kişi, üç öğretmen, o perşembe günü tekrar yola düşer miyiz bilemem ama kesin olan bir şey var: Mehmet, okul başladığında, en az birkaç hafta dağdan aşağı inmeleri için öğretmenlerine nasıl yol gösterdiğini ve belki de onları kurtardığını anlatacak. Helali var, anlatsın, hak ediyor kerata.

Previous Article

Telebişey Vardı Hani!?

Next Article

Tekerleğimde Keçi Zeytinleri

View Comments (2)
  1. abone olduktan sonraki mesaja bittim 😂
    Aileye katıldığın için teşekkürü borç biliriz. Artık kahvaltı soframızda sizin daimi bir yeriniz var 😉

    Merak etmeyesin, mail adresini Postacı Adem’den başkası bilemeyecek. Hatta Sevtap yengenin bile haberi olmayacak!
    tamam anlaştık o aman takipteyimm

Leave a Comment

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir