Bir Dal Parçasıyla Arkadaşını Öldürmek!

Kargasal ulamında

Bir dal parçası ama öyle sıradan bir dal parçası değil asla. En azından otuz santim uzunluğunda olmalı ve ortalarına doğru avuç içlerine sığabilecek kadar ufak bir dalcık daha barındırmalı. Biraz havalı olsun dilerseniz ucuna doğru ufacık minnak bir çıkıntısı bulunmalı. Evet, işte karşınızda değme oyunların on binlerce liralık kaplamalı silahlarına taş çıkaracak bir tabanca. Haritanın yüklenmesini beklemek yok. Mahallenin tek bakir binası olan savaş alanımız ile komşuyuz. Bu sebeple şanslı kabul edilirim diğer savaşçılar tarafından. Yıllarca tamamlanamamış bu bina bizim için büyük bir hazine ve değeri paha biçilemez. Savaşın başlayabilmesi için en azından altı kişi gerekir. Daha az kişiyle pek keyif vermiyor katliam. Bir diğer önemli konu ise takımları adil oluşturmak. Burada da devreye şaşmaz adalet sistemimiz olan adım saymaca giriyor. Aldım, verdim, aldım, verdim, ben seni yendim.

– Hasan!

– Abdurrahman!

– Onu alamazsın lan, o benim kardeşim!!

– Hasan’dan önce sen seçseydin madem, banane, benim takımımda artık.

– Abdurrahman, gitme bak döverim!

– Mızıkçılık yapma abi. Oynayalım işte, ne fark eder.

Şunu aldım, bunu aldım derken kurulur takımlar. İnşaatın üç katına itinayla saklanır ilk takım. Kural basit: Birbirini gören iki kişiden silahı hedefte olup da “Öldün, çık!” diyen kazanır, diğeri ise öldü kabul edilir. Adet olduğu gereği her seferinde bir tartışma çıkar.

– Hayır ben ilk gördüm seni!

– Ama ben ilk bağırdım!

– Silahın bana bile bakmıyordu, saylanmaz!

O binada uzun süren savaşlarımız oldu. Ta ki içimizden birisi merdivenlerden düşüp kafasını yarana kadar. O gün kopan kıyamette bina da bizim gözümüzde yok olmuştu. Daha da girmedik inşaata. Ama o inşaat uzun süre tamamlanamadı. Bizi mi bekliyordu yoksa bir derdi mi vardı, bilmiyordum. Birkaç yıl sonra öğrendim ki amcamınmış meğer orası. Yavaş yavaş ancak tamamlamışlar parasızlıktan. Amcam yıllarca tamamlamak için çabalamış. Belki de bizim çocukça dualarımız yüzünden bunca uzun sürdü tasası. Binanın tamamlanması demek; bizim en büyük oyun alanımızın da ortadan kalkması demekti sonuçta. O yüzden hiç tamamlanmasındı tüm mahalle çocuklarının duası. Hatta bizim mahalleden olmayan ve sadece yazları dedesinin yanına birkaç haftalığına gelen, adını ve yüzünü hiç hatırlayamadığım ama birlikte güzel vakitler geçirdiğimizi anımsadığım Adsız’ın da duasıydı inşaatın tamamlanmayıp her yaz bizimle burada savaş oyunları oynamak.

O bina yokken daha mutluyduk. Top sahasıydı tüm mahallenin. Ali Sami Yen yanında halt etmiş, daha güzeli imkansızdı. Hep orada kalacaktı ama olmadı. İnşaat geldi; o da hep inşaat kalacaktı. Kalmadı. Sokaklar çocuklarındı ve hep çocuklara ait kalacaktı. Biri beni bu rüyadan uyandırsın!

Bu yazı, Kelimelerinsahibi Sezer ağabey ile muhabbet ederken “Hadi 20 dakikada yazı yazıp yayımlalım!” dememiz ile oluşmuştur. 20 dakikada yazı, 10 dakikada da başlık ve öne çıkan görsel ayarlanmıştır. Kendisinin yazmış olduğu Bunlar Böyle Zengin Oluyor İşte adlı içeriği de okumanızı tebessümle tavsiye ederim. İyi ki varsın abi.

Karga'dan Mektup Almak İster Misin?

Bir Yorum Yaz


1 Yorum Yapıldı

  1. Sezer dedi ki:

    Bizim de zemini sertleşmiş, adeta beton gibi topraktan bir top sahamız vardı küçükken. En kral stadyumdan güzeldi bizim için. Şu anki evimin karşısında altında süpermarket olan kocaman bir apartman var. Önceleri, zaman zaman bu sokaktan geçerdim. O zamanlar o koca apartmanın yeri de çocukların top oynadığı, kenarlarında yeşil yabani otların bittiği boş bir “top sahasıydı”. O boş alanda çocuklar oynarken o sokağın bir ruhu vardı. Şimdi ne boşluk kaldı, ne çocuklar ne de ruh. Çocuklara boş “top sahası” bile bırakmadık. Yazık.