Harry Potter! Ne maceraydı ama: peşinden sürüklenilesi bi seri: itiraf ediyorum en başından; kitabını okuyanlardan değilim, filmlerini izledim sadece. Hemde bütün seriyi aynı vakit çizelgesinde izledim: son film çıkana kadar hiç izlememiştim daha önce ve tek nefeste bitirdim seriyi: iyi ki de öyle şey etmişim. Yenisi ne zaman çıkacak diye meraktan çatlar, kanatlarımı yolardım kesin 🙂
Ozan Beedle’nin Hikâyeleri aslında filmde yer alan bi kitap: Dumbledore amca emanet ediyordu galiba bizimkilere, şimdi tam net hatırlayabiliyor değilim. Kitabı okumalarını ve bazı gizemleri sayesinde çözmelerini mi istiyordu neydi işte. Her neyse: içinde çeşitli muggle yani büyücü olmayan insanların hikayeleri işleniyor, tabi büyücülerin eşliğinde. Meğer büyücüler, büyü yapamayanları yani muggleları aşağılarmış çoğu zaman. Ozan Beedle ise onları yer yer övüyor ve bir hikâyesinde ise ne kadar aptal olabileceklerinden bahsediyor. Canlar, kusuruma bakmayın: ilk kitap yazım olduğu için heyecan hayli fazla ve saç malamanın sınırlarını zorluyor olduğumun farkındayım. Ha gayret, yapıcaz bu işi de 😀
İçinde beş adet hikâyesi var Ozan Beedle’ın ve hemen ardından Albus Dumbledore amcamızın hikâye hakkındaki notları yer alıyor. Bazı notlar hikâyenin kendisinden bile uzundu 🙂 İlk iki hikâyeyi yani Büyücü ve Zıplayan Kazan ve İyi Kader Çeşmesini öğrenci kargalarımla beraber derse ara verdiğimiz bi sırada okuduk. Hayli zevkli oldu onlar için, baya bi sevdiler ve hatta kitabı ödünç almak dileyenleri oldu. Bende en iyi kitap özetini getirene bu kitabı hediye edeceğimi vadettim 🙂
En fazla ilgimi çeken hikâye Sihirbazın Kıllı Kalbi ve Üç Kardeşin Hikâyesi idi. Zaten üç kardeş hikâyesi filmde de anlatılıyordu, diğerleri de anlatılıyor muydu tam hatırlayamadım ama bu zihnimde canlandı bile 🙂 Neyse efendim, eğer seriyi seviyorsanız, kesinlikle okumalısınız derim. Oldukça acemi işi bi anlatım olduğu için ayrıca özür diler ve diğer okumaya niyetlendiğim kitabı bitirebilmeyi başardığım vakit görüşebilmeyi dilerim 😉
Uzun zaman olmadı sanırım ama uzun zamandır diye seslenmek istiyorum açıkçası, uzun zaman önce şurada okuduğum bi mimleme hususu hoşuma gidince kendim de nasiplenmek dileyip davetsiz misafir oldum. Sağ olsunlar kapıyı sonuna kadar açıverdiler ve bende yazmadan edemedim. Bu kadar neden gecikti gibi bi sorunun cevabını verebilecek hâlde olmadığım, bu gün ki diğer yazımdan anlaşılabilir diye umut ediyor ve durumu izah ediyorum. Merak mimi derken kastımız, neyi sever, neyden hoşlanırım sorusu anladığım ve okuduğum kadarıyla: bu yüzden bende madde madde şu an aklıma gelenleri sıralamaya gayret edeceğim.
– Öncelikleri Hint filmlerini ve filmlerdeki şarkıları oldukça çok sever, defalarca dinlerim. Ayrıca biraz delice gelebilecek olsa da, izlediğim tüm Bollywood filmlerinin adını, baş rollerine göre listelerim. Zaman içinde izlemiş olduğum 117 filmin tamamı hakkında bi şeyler yazmaya da kararlıyım blogda: o filmlerin hepsini tek tek anlatacağım 😀
– Nergisleri oldukça fazla severim. Köyde büyüdüm diyemesem bile bir kaç yıl köyde yaşadım ve her tarafta nergisler vardı, ilçeye geçince de her tarafta olmaya devam ettiler. Öğretmenler gününde, anneler ve dahi babalar gününde hep aynı hediyeyi verirdik: nergisler. Ondan daha ruha hitap eden bi koku bilmezdim: evet gül de güzel bi çiçek ama hiç bir zaman nergisin yerini alamadı benim dünyamda. Bi de, sonradan öğrendiğime göre, çok sevdiğim, çoğu zaman gönlünü kırsam da beni sevmeye devam ettiğini inandığım bir büyüğüm de nergisleri çok severmiş: öğrendiğimde dünyalar benim olmuştu.
– Kendimi yani ilk hâlim olan safkan kargaları, ayrıca güvercin başta olmak üzere kuş türünü severim. Daha toy bi karga iken güvercinlerle arkadaşlık ederdim ve onlarla geçirdiğim zamandan büyük zevk alırdım. Lâkin bir gün benden kaçtılar haklı sebeplerle: çok karaydım, onlarsa bembeyaz.. Benim yüzümden diğer güvercinlerle araları bozuluyormuş sanırım, gittiler!
– Salçalı ekmeğe bayılırım. Onu didikleyerek yemek kadar daha büyük bi zevk olamaz şu yeryüzünde ve dahi semada. Yine yemek neslinden yufka ekmek kırıntılarının zeytinyağında kızartılmış halini severim, hatta kendisine bi ara sevdalandığım olmuştur. Ha, bi de sarma! Sarma didiklerken yaşadığımı hissederim: her bir sarmada yeniden doğarım gibi olur.
– Soğuk ırmak suyunda çimmek! E bizim türün pek yüzebilme gibi özelliği yoktur, bizler ancak çimeriz. Ama kendi çevrem çoğunlukla sıcak deniz sularını seviyor olsada ben buz gibi ırmak suyuna dalıp çıkmayı severim. Zangır zangır titretir çıkınca, hemen ateş yakar, etrafına toplanırız: üşür üşür yine ısınırız: var mı bizden keyiflisi be agam!
– Her türden müziği, daha çok anlamadıklarımı severim ve huzur bulurum az da olsa: hemencecik kaybolabilecek de olsa!
– Okuyamayacağımı bildiğim halde kitaplar almayı severim: bi hastalık gibi bir şey galiba bu 🙂 Bir de bilgisayar oyunları var, onları da çok severim: pençelerle oynamak baya bi zor olsa da severim 🙂
– Film izlerken ağlarım habire.. Duygusal mıyım neyin ama harbi iyi ağlarım: kargalar ağlamaz sanmayın; ne de olsa ıccık adamlık da karıştı içimize!
– Uyku sorunum var. Uyuyamam hemen: saatlerce sürer belki, duvarı izler ve hayaller kurarım: hepsi de imkansız şeylerdir. Uyandığım zamansa üzülürüm, hiç birisi gerçekleşmemiştir ve asla da gerçekleşmeyecektir.
Şu an oturduğum yerden ancak bunlar aklıma gelebildi. Belki ara ara aklıma bi şeyler gelirse yine yazarım. Gitmeden, oturan kuşuma ve onuizlemeye doyamayana bu mimi armağan ediyorum 😉
Seviye Hanım, ilk defa karşımıza bir youtube videosu ile çıktı. Fakat kendisinin ne kadar engin tecrübe ve birikime sahip olduğu ilk anda anlayamadık. Kanalındaki her videoyu izledikçe ufkumuzun genişlediğini ve kedileri daha çok sevmeye başladığımızı fark ettik. O, videoları vesilesi ile bizlerle engin tecrübelerini ve kitaplarıyla da okuma dağarcığımızı genişleten bi insan.. Adamkarga kavmi olarak kendisinden böylesi etkilenince ki bize de eşi benzeri bulunmaz tavsiyelerde bulunmuştur, kendisi ile hoş bir muhabbet yapalım diledik. Sağolsun, yüce gönüllü insan Seviye Hanım, bizleri kırmadı ve muhabbetimize muhabbetle dahil oldu. Seviye Hanımın youtube kanalına gitmek dilerseniz buraya tıklayabilirsiniz ve işte o güzelim muhabbet: feyz almanız ümidiyle..
– Merhabalar Seviye Hanım, ilk önce bizler gibi aciz kargaların muhabbet teklifini kabul ettiğiniz için teşekkürü borç biliriz. Sizi youtube kanalınız vesilesi ile tanıyoruz fakat elbette ki bu tanıma sınırlı kalıyor: acaba Seviye Hanım kendisini nasıl tanıtmak isterdi ve onu en iyi ifade ettiğini düşündüğü bi şiirciği bizimle paylaşabilir mi?
Merhaba Sayın Seyircim, rica ederim. Gençlerimizin ve hayranlarımın bilgi dağarcıklarını bilgi ile besleme fırsatı sunduğunuz için size ben teşekkür ederim. Denizliliyim ve edebiyata gönül vermiş, yüzlerce kitabı olan bir yazarım. Size şu şiirle seslenmeyi uygun buluyorum:
Adımdır benim Seviye, Hayatımda şiir de var kedi de, Eğitmek benim işimdir, Seviyeli ve mutassıp bir şekilde…
https://www.youtube.com/watch?v=H3mffVb7Tps
– Engin tecrübe ve sahip olduğunuz bunca bilgi birikimini bizlerle paylaşma onurunu tatmamıza vesile olan neydi? Youtube’da böyle bir mecra oluşturmak ilk nasıl aklınıza geldi?
Son zamanda Youtube’da videolarımı yayınlamakla birlikte esasen Facebook sayfam 2011’de açılmıştır. Şiir dinletilerime gelen hayranlarıma ulaşması gayesiyle çektiğim ve bir e-posta yoluyla ulaştırdığım eğitici ve öğretici videoların başlangıcı ise esasen 2006-2007 senelerine dayanır. Gençliğimizin yol gösterilmeye ihtiyacı olduğunu düşünerek çektiğim bu videoları daha geniş kitlelere ulaştırmak için ve hayranlarımın da desteğiyle Youtube kanalımı açmayı uygun gördüm.
– Kediniz Mevlana ile olan ilişkiniz imrenilecek ve örnek alınacak nitelikle.. Ara ara aranızda sıkıntılar yaşandığı biliyor olsak da, onun hayatınızdaki yerini bizimle paylaşır mısınız? Ayrıca kedi videolarını çok sevip de kendi kedi dostunu edinmek dileyenler için tavsiyeleriniz nelerdir?
Kedim; daha önce bir videomda da anlattığım üzere oldukça hisli ve müzisyen bir kedidir. Birbirimize çok düşkün olduğumuz için bazen beni hayranlarımdan kıskanıp saatlerce odasından çıkmadığı olur. Çoğu zaman gönlünü en sevdiği Zeki Müren şarkılarını dinleterek alıyorum. Sayın Okurlarım, kedinizin gönlünü yapmayacak ve kendisini özel hissetmesini sağlamayacaksanız, kedi yerine kendinize ev arkadaşı olarak bir bitki sahiplenmeyi denemez miydiniz?
– Mevlana için de bi sorumuz olacaktı.. Kartal Tibet’i çok sevdiğini biliyoruz Mevlana’nın: acaba ilk tanışmaları hangi film ile oldu ve onu en etkileyen yönü nedir Kartal Tibet’in? Ayrıca bizlerin de kesinlikle izlememizi tavsiye ettiği filmler var mıdır?
Bu soruyu sormanız onu çok bahtiyar etti! Kedim Kartal Tibet’i ilk kez gördüğünde yavruydu. Birlikte tarçınlı zencefil çaylarımızı içiyorduk ve “Ne İzlesek?” diye televizyon kanallarını arşınlıyorduk. Hülya Koçyiğit ile Kartal Tibet’in başrollerini paylaştığı “Son Hıçkırık” adlı türk filmine denk geldik. Kedim Kartal Tibet’i görür görmez koşup patilerini ekrana yasladı ve iki damla gözyaşı halıya yuvarlandı. “Sarmaşık Gülleri” adlı filmi de ne zaman izlese patilerini tezahurat yaparcasına çırpar.
– Kitaplarınız.. Kitaplarınızı yazarken neler hissediyorsunuz: sizin için aralarında en değerli olanı hangisidir? Biraz bize kitaplarınızdan bahsedebilir misiniz?
Kitaplarımı, gençlerimizin eksik olduğu ve öğrenmelerini arzu ettiğim konuları belirleyerek yazıyorum. Hepsi evladım gibi olduğu için en sevdiğim kitabım diye bir ayrım yapamamakla birlikte size son kitabım “Seviye Hanım ile 100 Bitki Çayı Kokteyli” adlı eserimi öneririm.
– Son olarak karga nesli için hele de bizim gibi lanetlenmiş adamkargalar için tavsiyeleriniz var mıdır? Bizleri yaşama bağlayacak engine tavsiyelerinize ihtiyacımız var efendim..
Sayın Karga Nesli; yazılarınızı takdir etmekle birlikte lanetlendiğinizi bilmiyordum, duyunca çok bedbaht oldum. Size “Seviye Hanım ile Lanetleri Kovmak” adlı eserimi şiddetle tavsiye ederken seviyeli sorularınız için teşekkürlerimi sunuyorum.
– İlgi ve muhabbetiniz için kavmim adına teşekkürü borç biliriz efendim..
Filmlerden fırlayan hayallere alışık değil insanlar yani filmlerde görmeye alışık olabiliriz yeterince fakat bu mesele gerçek hayata değiverirse ucundan, acayipseriz.. Bu konunun filmle hiç bir alakası yok ama içimden geldi, nişlersiniz: kargalık böyle bi meslek oluyor olsa gerek. Bi devam filmi izlediğimiz fakat ilk filmi izlemiş değildim. Bu yüzden pek de büyük bi üzüntü yaşamış sayılmam. Yeterince açıklayıcı bi başlangıç ve devam edegelen süreç bulunuyordu zaten: severek evlendiklerini düşünmeyen ama içten içe birbirlerini bi hayli seven bi çiftimiz var: Hindistan’dan çok uzaklarda ilişkileri baya bi bozulmuşa benziyor ve daha da ötesi Kangana Ranaut’un canlandırdığı Tanu karakterimiz kocasının akıl hastanesine girmesini sağlıyor. Ardından Hindistan’a geri dönüp, eşinin ailesine gidip almalarını söylüyor. Neyse filmde daha fazla ayrıntıya girmeden birkaç içimde kalanı dökeyim:
O bu değil de kadın ilk başlarda o kadar nefret ettirici bi karakter haline büründü ki: elimde olsa yüzüne tükürmek istedim: hemen bi yığın oyun ve erkekleri peşinden sürükleme sevdası nedir böyle arkadaş 😀 E bizim R. Madhavan: Manu yani garip damat (kendisinin birkaç filmine daha izlemişliğim var idi ama onu en iyi tanıyacağınız film Aamir Khan ile oynadığı 3 İdiot filmi olacaktır.) ise hayata küsüverdi bunca şeyden sonra. Ama bi şey oldu: oldu ve güzel de oldu: bazı yanlış anlaşılmalar ve bir üçüncü şahıs vesilesi ile boşanma gerçekleşti. Damadımız ise hayata tutunmaya çabalarken, eşine tıpatıp benzeyen bir üniversite öğrencisinde tutuklu kaldı. Onun peşi sıra dizdi hayallerini ve ortaya masum bir muhabbet çıktı. Belki damadımızın bunca muhabbetinin temelinde eski eşine olan benzerlik var idi ama öyle güzel bir resim çizdi ki hikaye bize: her halde tamam dedim: oldu bu iş; yeni bir hayat, mutlu bi damat… Ama hayli erken konuşmuşum; her şey sizin dilediğiniz veya hayal ettiğiniz gibi bitmiyor: ah bu senaristler yok mu: daha da bi şey demiyorum 😀
şu şarkılar yok mu?
Bazı filmlerdeki şarkılar beni benden alıp, esir olarak tutuyorlar bilmediğim topraklarda.. Şekil 1a. Aslında bu şarkılardan birisi de bu filmde yer almakta 🙂 Şarkı değil de aslında tam kelimesi ile kendine hayran bırakan bi karakter var “Kusum” İtiraf ediyorum ki: film boyunca ortaya koyduğu karaktere utanmasam aşık olacaktım: gülmeyin; kargalar da aşık olabilir derdi Ulu Manitu! İşte burada onun diyalog promo dedikleri şeysi var.
Bu Hint sineması gerçekten bi şeyi çok iyi yapıyor: kendi milletini ve kültürünü yüceltmek ve hatalarını görüp ders çıkarmaya teşvik etmek. Swades; bol miktarda Hint insanın milliyetçiliğini ve azmini gösterme çabasında olan, kült halini almış diyebileceğimiz bi film. İnternet sitelerinde kesinlikle izlemelisiniz denilen Hint filmi listelerinin kesinlikle içinde yer almayı başarabilen bi film. Elbette filmin böylesi bi konuma gelmesinin temelinde Shahrukh Khan’ın etkisi sorgulanamaz. Oynadığı her filmi ayrı makamlara taşıyor Shahrukh Khan ve unutulmaz kılıyor.
Shahrukh Khan, bu filmde Hindistan’dan yıllar önce ayrılmış ve geride bıraktıklarını tamamen unutmuş bir Nasa çalışanı bilim insanını canlandırıyor. Dünya adına önemli bir projenin altında imzası olan, geleceği hayli parlak bir bilim insanı: lakin bir takım şeyler ona geride bıraktıklarını: annesi yerine koyduğu yıllarca kendisine gözü gibi bakan dadısı Kaveri Amma’yı hatırlatıyor. Onu da yanına alarak, ona rahat bir hayat sağlamak ve böylelikle kendini boğan histen kurtulmak diliyor. Bu arzu ile işinden aldığı izinle Hindistan’a geri dönüyor. Kaveri Amma’yı bulması bi hayli zor olsa da, sonunda onu bir çok şeyden uzak, dünyadan habersiz bir köyde buluyor. Sadece dadısı değil, çocukluk arkadaşı olan ve varlığı mecbur olan güzel kızı: Gita rolündeki Gayatri Roshi’yi de burada buluveriyor. E bu zamana kadar her şey normal gibi gözüyor değil mi 🙂 Ne bi sıkıntı var, ne de bi huzursuzluk hatta aksiyon dahi yok veya bi şarkı, aşk ve daha olması gereken bi çok şey henüz sahnelenmedi yani film yeni başlıyor.
Shahruk Khan yani Mohan, bu köyde yeniden vatan sevgisine kavuşuyor, insanlarının içinde bulunduğu hazin durumu fark ediyor. Gül bahçesinde olduğunu sana körün bataklığa saplanışı gibisinden bi ruh hali içinde karalar bağlıyor. Köyün elektriğinin dahi olmaması, sözde yetkili insanların kıllarını kıpırdatmaması, kast sistemi yüzünden ezilen insanlar, vs.. Birden kendini bunca derdini çinde buluan Mohan, ilk önce kaçmak dilese de, hem dadısı hemde Gita’ya karşı başlayan sevgisi ve dahi vatan duygusu, onu Hindistan’ın bu küçük köyünde tutmayı başarıyor. İşte hikaye tamda burada başlıyor efendiler: köye elektrik getirebilme çabası, insanlara bi nebze olsun doğruyu anlatabilme çabası içinde devam eden bi film Swades.. Hadi gider ayak bi şarkımız olsun ardında da acizce puanlayalım..
Eğer bi insanın bi filminin diğer filmleri ile hiç bir benzer yanı hatta alakası yoksa ve bunu dahi başarabiliyorsa.. Bu cümlenin sonunun nereye gittiği konusunda inanın bi fikrim yok ama Aamir Khan’ın oyunculuğu mevzu bahis olduğu zaman gerçekten iki saniye durup düşünmek ve takdir etmek gerektiği kesin. Hint sineması deyince aklımıza danslar ve şarkılar, aksiyon veya dram, duygu akla gelse de ara ara bu geleneği yıkıp durağan bi film yapan da oluyormuş demek ki: işte öylesi bi film Dhobi Ghat; Mumbai Diaries. Yazan ve yöneten ise çokca yakın birisi: Aamir Khan’ın eşi Kiran Rao; oldukça hoş olmuş olmalı filmin çekimleri iki hayat arkadaşı için. Beraber yaptıkları tek iş Dhobi Ghat ve umarım tekrarını görmek de nasip olur. Fragmanı şuradan izleyebilirsiniz.
Filmde Aamir, kalabalık yalnızları oynayan bir ressam olarak karşımıza çıkıyor. Ayrıca yalnızca onun hikâyesi değil bu film.. Shai, Munna ve Yasmin de günlerini yazmışlar bu filme: Shai heyecanlı bir fotoğrafçı ve Munna ondan kat kat daha heyecanlı bi genç: çamaşırcılık yaparak geçimini sağlıyor. Onun çamaşır yıkama sahnelerinde karşıma çıkan kuru temizleme manzarası oldukça dikkatimi çekmişti; ne de olsa bi örneğini görebilmiş olma ihtimalim hiç olmadı ve Hindistan civarına bi gezi yapmadığım sürece de olmayacak 🙂
Genel olarak şöyle diyorlar film hakkında: bana güvenmiyorsanız diye şuracığa kondurayım 😉 “Mumbai’de farklı yaşam ve geçmişleri olan şans eseri hayatlarının kesiştiği 4 kişinin hikayesi olan bir film… Arun Yalnız bir ressam… Shai bankacı ve tutkulu bir fotoğrafçı… Munna aktör olmayı arzulayan bir çamaşırcı…Yasmin yeni evli kardeşi için video çeken bir karakter… Film Yasmin’in kardeşine yeni geldiği Mumbai’yi videoya alarak anlatması üzerine başlayıp, Ressam Arun’un yeni evine taşındıktan sonra da dolapta bulduğu üç video kaseti üzerine devam eden bi film.” Gerçi benim bahsini etmeyi unuttuğum bazı noktalara da temas etmiş olduğu için iyi de oldu eklememiz 😀 Neyse efendim: bunca insanın hikâyesi nasıl bi araya geldi.. yahu filmde cidden şarkı ve dans falan yok mu diyecek olursanız, inanmak istemiyorsanız; gelin, izleyin ve kendiniz görün. E elbette filmde müzikler var ama hafif tonda duygusal ağırlıkta müzikler 😉
Ajay Devgan’a karşı ayrı bi ilgim olduğu doğrudur: kendisi Hint sineması ile tanışmamın en büyük sebebidir. Genel olarak insanlar Hint sinemasını Aamir Khan veya SRK sayesinde tanırken bende tam tersi bi durum ortaya çıktı. Üçüncü veya dördüncü filmimde tanıdım Aamir Khan’ı, sonrasında ise SRK geldi.
Bir Zamanlar Mumbai’de neler oluyor neler, sormayın gitsin. Filmin büyüsünü bozmamak amacıyla fazla derine inmeyeceğim ama bilmenizi isterim ki aşırı stres ve heyecan dolu bi film.. Kibirle dolmuş taşmış bir genç olarak Emraan Hashmi var karşımızda ve onu eğiten ve yol gösteren hatta kurtaran bile diyebiliriz Ajay Devgn. Ve onlara iki güzel bayan: Kangana Ranaut ve Prachi Desai eşlik ediyor. Ajav Devgn yani Sultan Mirza bi nevi halk kahramanı konuma gelen mayfa liderimiz ve Emraan Hashmi ise Mirza’nın yanına aldığı adamlardan birisi olan Shoaib Khan. Shoaib gözünü hırs bürümüş bi genç ve Sultan Mirza’yı yaptığı işlerde hatalı bularak kendisini çok daha iyi görüyor. Sultan halka ve bizim dilimizde rajon dediğimiz hususa hayli dikkat eden birisi olmasına rağmen Khan için bunların hepsi birer fasa fiso.
Her filmde olması gerektiği gibi Bir Zamanlar Mumbai’de de iki adamın da kalbini çalan kadınlar var elbette. Sultan bir sanatçıya gönlünü kaptırırken: Khan, mahallenin güzel kızının peşinde.. Neyse, bunlar zaten her filmde olan şeyler.. kalkıp da filmin sonunu anlatacak değilim ama puanımı ve tavsiye oranımı paylaşmadan gitmem de hayli ayıp olacaktır 😉
Gitmeden önce filmimizden bi şarkı dinlemeden ayrılmak ayıp olur değil mi 😉 Bu filmleri güzel yapan zaten şarkıları oluyor gibi hissediyorum nedense o.O Şarkıda Sultan Mirza ve sevdiceğinin ormantik halleri mevcut 🙂 Khan’ın da sevdiği ile bir şarkısı var ama çocuk haylaz olunca şarkıda bile pek rahat durmamış 😀 Şekil 1A