Ay: Kasım 2021

  • Nikolas: Umut Dolu Bir Noel Filmi

    Nikolas filmi, her yılbaşı yaklaşırken birçok yenisi çıkan Noel filmlerinden bir tanesi. Sevgili karım sağolsun, pek bi’ sever karlarla kaplı Noel filmlerini. Geçen yıl birlikte Netflix yapımı Klaus filmini izlemiş ve çok beğenmiştik. Bu yılsa karşımızda yine bir Netflix yapıtı olan Nikolas filmini bulduk. Nikolas, dünyasıyla bizi öyle büyüledi ki tüm planlarım bozuldu.

    Plan şuydu: Akşam yemeği sonrası pek karnım doymadığı için nazlanmamın ardından Melek çay koymuş ve sabah yaptığı kekten atıştırmaya niyetlenmiştik. Yemek yerken ve böyle küçük kaçamaklar esnasında illa ki bir şeyler izlememiz gerekiyor hissi ile Netflix’te dolanırken Nikolas’ı açtım. Önümüzdeki kekleri bitirene kadar en fazla yarım saatçik izler ve sonra Melek kendi işine ben de bilgisayar başına dönerim diye planlamıştık o an için. Ama başaramadık. Bir buçuk saat süren Nikolas filmi, bizi bırakmadı hiç bir yere. İyi ki bırakmadı.

    Nikolas filmi konusu

    Nikolas, karlarla kaplı bir ormanda, oduncu babasıyla birlikte yaşıyor. Annesi, sizlere ömür. Nikolas, annesinin ardında bıraktığı hatıralara ve onun her gece anlattığı Elf Diyarı masalına gönülden bağlı, güler yüzlü ve umut dolu bir çocuk. Babasının ise tek derdi oğlu için güzel bir gelecek sunabilmek amacıyla daha fazla para kazanabilmek…

    Bir gün Nikolas’ın babası uzun bir yolculuğa çıkar ve Nikolas da babasının ardından evden ayrılarak fare dostu Miika ile annesinin gönlünde ördüğü hayal yumağını, Elf Diyarını aramaya çıkar. Kuzeye doğru başlayan yolculuğunda en çok ihtiyacı olan şey umudu ve sihre olan inancıdır. Nikolas, umutlu sihirlerle dolu, naif ve eğlenceli bir Noel filmi: Macera, acı ve sürprizlerle dolu bir dünyası var Nikolas’ın.

    Nikolas filmi yorumu

    Filmi izlerken yüzümde sabit kalan bir tebessüm vardı hep. Film günümüz dünyasında, annelerini kaybeden ve üzüntüleri nedeniyle Noel’i kutlamayan üç küçük çocuğun evinde başlıyor. Babaları, Noel akşamı onları teyzelerine emanet ediyor ve dışarıdan ketum görünen teyzemiz anlatıyor hikayeyi bizlere 🙂 Hatta şu repliğini çok sevmiştim.

    [fosforlu]”Evren hikâyelerden oluşur, atomlardan değil.”[/fosforlu]

    Filmi izlerken, teyzelerini dinleyen o üç çocuktan dördüncüsü gibi hissettim. Sanki bana anlatıyordu: Evet, kendimi çok kaptırabiliyorum filmlere. Filmin sonlarına doğru minik mutluluk gözyaşları bile döktüm. Eğer kesinlikle sorgulamayıp hoş göreceğim manevi hassasiyetlere sahip değilseniz, ailecek izlenebilecek, oldukça güzel bir filmdi. Ayrıca filmden unutamadığım bir replik daha var:

    [fosforlu]”Bir şeyi görmek için ona inanmak gerekir.”[/fosforlu]

    Nikolas filmi hakkında

    Filmin orijinal adı “A Boy Called Christmas” ve Matt Haig tarafından yazılan aynı adlı bir kitaptan uyarlama. Yazarımızın Noel’e dair çok satan üç kitabı daha varmış ve bu film tutarsa ki çoktan tutmuş bile olabilir, eminim onları da yakında Netflix kapar. Nikolas filminin başrollerinde Profesör Minerva McGonagall, özür dilerim o Harry Potter’de idi, Maggie Smith de var. Aslında kendisi filmin anlatıcısı. Onu yeniden görmek güzeldi, çok yaşlanmış ama hâlâ eşsiz bir oyuncu.

    Yine bir film ve yine filmden çok fazla ipucu vermeden bir şeyler anlatma çabasıyla kıvranan ve saçmalayan bir karga! Umarım az da olsa film hakkında hoş bir iz bırakabilmişimdir sizlerde. Eğer diğer film yorum çabalarımı okumak dilerseniz buradan ilgili kategoriye ulaşabilirsiniz. Sağlıcakla.

  • 1986 Yılında Bir İlkin Kitabı: İlk Kurşun

    İlk Kurşun, okul kütüphanemin rafları arasında rastladığım kısa ve tek solukta okunabilecek bir tiyatro kitabı. Tevafuk ile tam da öğretmenler günü sürecinde denk geldiğim kitap, 18 Kasım 1986 tarihinde Milli Eğitim Bakanlığı’nın (Devrindeki adıyla Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı) başlattığı “Öğretmen Yazarlar Dizisi“nin ilk eseri imiş. Şubat 2021 yılında Ziya SELÇUK Beyin bakanlığı sürecince aynı isimle, Mehtap Teker Öğretmen’imizin “Kutup Yıldızı Masalları” ile proje tekrar hayata geçirildi. 1986 tarihli mevzu bahis İlk Kurşun kitabının girişinde yer alan takdim notunda projenin sebebi oldukça güzel bir dille ifade edilmiş:

    Olayları gelişigüzel bir ifadeyle anlatan kitaplar, çeşitli sebeplerle okuyucu bulsalar bile, ölümsüzlüğün ve klâsik oluşun sırrına eremezler. Kitaplar, insanlarımıza ve toplumumuza iyi, güzel ve doğru fikirlerin aşılanmasında; insanlarımızın duygu, düşünce ve heyecanlarının müspet yönlere sevk edilmesinde önemli rol oynarlar. Bunun için insanlarımız, kitaplarda kendi hayatlarını, yaşadıkları toplumu, devlet düzenini, ahlâk kurallarını, dini inançlarını, dillerini, gelenek ve göreneklerini bulmak isterler. Öğretmenlerimiz, böyle bir anlayış içinde yazdıkları bu kitaplarıyla eğitimi, sadece ders vermeden ibaret sayan bir görüşün ötesinde, insanımızın kültür ve sanat zevkine katkıda bulunarak da kullanmışlardır. Türk Milli Eğitimini özlediğimiz seviyeye çıkarmada önemli bir yeri olacağına inandığım “Öğretmen Yazarlar Dizisi” milli kültürümüzün de zenginleşmesinde rol oynayacaktır. Türkiye Cumhuriyetinin temeli kültürdür. Kültür; okumak, anlamak, görebilmek, görebildiğinden anlam çıkarmak, ders almak, düşünmek, zekâyı terbiye etmektir. diyerek Atatürk, takip etmemiz gereken millî kültür politikamızı açık ve seçik olarak ortaya koymuş bulunmaktadır. Bu politika, kültürümüze verilecek önem ve bu uğurda yapılacak eğitimle gerçekleşecektir. Ben öğretmenlerimiz için güzel çalışmalar vadeden bu teşebbüsün, hayırlı olacağına inanıyorum.

    Metin EMİROĞLU, Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanı

    İlk Kurşun kitabı hakkında

    İlk Kurşun, 1. Dünya Savaşı sonrası Sultan Vahideddin zamanında geçiyor. Mondros Mütarekesi ile diledikleri zaman diledikleri yeri kuşatma hakkı alan İtilaf Devletleri’den Yunanistan’ın İzmir’e çıkartmaya hazırladığı günü evvelindeyiz. Oyun, adından da tahmin edilebileceği üzere Hasan Tahsin ya da gerçek adıyla Osman Nevres’in (1888, Selanik – 15 Mayıs 1919, İzmir), 15 Mayıs 1919 tarihinde İzmir’e çıkartma yapan işgal askerlerine ilk kurşunu sıkarak Türk direnişini başlatan yazar ve gazetecinin hikayesini anlatıyor.

    Üç perdeden oluşan oyunun ilk perdesinde Osmanlı’nın ve paşalarının çaresizliğine şahit oluyoruz. İkinci perde de Hasan Tahsin’in hanesinde İzmir halkının gözünden farklı bakış açılarıyla çıkarmanın nasıl umulduğunu öğreniyor, son perdede atılan ilk kurşunla Milli Mücadele’ye selam ediyoruz.

    Eser oldukça sade ve akıcı bir şekilde o günleri bir çok yönden başarıyla anlatıyor. Oyunda hem Osmanlı siyasilerinin olaylara bakışını, hem azınlık grupların düşünce ve faaliyetlerini hem de İzmir halkının içerisindeki farklı görüşleri öğreniyoruz.

    Çetin Özdemir kimdir?

    Çetin Özdemir 1953 yılında Bilecik, Pazaryeri’nde dünyaya geldi. İlk ve orta öğretimini Bursa, Karacabey’de tamamladı. Bir süre İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğünde memur olarak çalıştı. 1976 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesini bitirdi. Sivas Şarkışla, İstanbul ve Bursa Karacabey’de öğretmenlik görevini ifa etti. “Sana Geliyorum” adında bir şiir kitabı da olan öğretmenimiz şu sıralar emekli. Şiirleri ve yazıları ile Edebiyat Defteri adlı internet sitesinde aktif olarak zaman geçirdiğini keşfettim. “İlk Kurşun” kendisinin ilk ve tek tiyatro denemesi.

    Farklı ve eski kitaplar ilgimi çekiyor. Birkaç saatte okuyup bitirdiğim güzel bir tecrübeydi. Eğer diğer yazılarımı da okumak dilersen kitap yorumları ulamını ziyaret edebilirsin. Sağlıcakla…

  • Bir Takım İnsanlar Üzerine: Medarı Maişet Motoru

    Uzun zaman sonra okuduğum bir kitabın heyulası, dünyanın en iyi yönetmenlerini talebesi olmaya kapısında kul edecek minvalde canlandı zihnimde. Kondos’u, Hikmet’i, Fahri’si, Dalgıç’ı, Melek’i, adaları, vapurları, balık ağları ve dahi denizin dalgalarının her bir demini değme sinema teknolojilerinin hissettiremeyeceği kadar tanıdım, hissettim. Sait Faik Abasıyanık’ın ilk romanı olan Medarı Maişet Motoru, kitap okumanın verebileceği hazzı tamı tamına yeniden tattırdı bana.

    Medarı Maişet Motoru kitabı konusu

    Kir Dimitro’nun berber dükkanında başlıyor roman. Romanın kahramanı oymuş gibi yakından tanıyoruz Dimitro’yu. Ardından kapıdan melül melül giren Kondos’un berber kazancına hayranlığı ve bu sebepten kızını da berber namzeti görmesi ile devam eden romana, iç dünyaları birbirinden bambaşka kardeşler, hayatlar, sevgiler dahil oluyor.

    İki bölümde ise Kondos ve çocuklarını adada terk edip bir İstanbul hanesinde buluyoruz kendimizi. Hanenin genç ve hayatın anlamı peşindeki oğlu Fahri ile Anadolu’dan renkli seslere ve manzaralara şahit oluyoruz. Bir takım insanlarla tanış olarak devam ettiğimiz yolculukta yolumuz bir şekilde Fahri ile birlikte yine adalara çıkıyor. Tanış olduğumuz insanların her biri ansızın kitabın kahramanı gibi başrole soyunuyor fakat bir süre sonra sessiz sedasız çekip gidiyorlar. Geride yine Kondos ve ailesinden arta kalanlar kalıyor. Medarı Maişet Motoru, beraberindekilerle birlikte batıyor.

    Medarı Maişet Motoru kitabı hakkında

    Sait Faik Abasıyanık’ın ilk romanı. Annesinin maddi desteği ile 1944 yılında yayımlamaya gayret ettiği Medarı Maişet Motoru, dağıtıma çıktığı ilk günlerde bakanlar kurulunun aldığı kararla toplatılıyor. Bazı paragrafları çıkartılarak 1952 yılında “Bir Takım İnsanlar” adıyla yayımlanabiliyor. Bu isim, kitap için oldukça anlamlı ve güzel bir isim aslında. Romanı, İş Bankası Kültür Yayınları basımından okudum. Roman ilk haliyle basılmış ve zamanında çıkartılan kısımlar, kalın harflerle eklenmiş.

    Kitabı okuduğum süreçte Mavi Yeşil dergisinin Kasım-Aralık sayısı almıştım. Tevafuk ki derginin dosya konusu da Sait Faik idi. Medarı Maişet Motoru’nun yaşadığı sürece dair Sait Faik’in kaleminden bir nota rastladım dergide:

    “Medarı Maişet Motoru isim bir hikâye kitabı çıkarmıştım. Hayatı tozpembe görmüyorum diye mahkemeye verildim. Üç beş kuruş kazanalım derken iki bin lira mahkeme masrafı ödedim, üzüntüsü de caba. Kahramanlarım rahat etmek için hapse giriyorlardı. Bütün sebep bu!”

    Akşam, 11 Kasım 1949; Muharrir Neden Yetişmiyor?, 2045

    Yine ilginç kitaplar buldum kütüphane raflarında. İlginç ve keyifli deneyimler olacak gibi hissediyorum. Okuyan karga ulamında paylaşıyor olacağım. Sağlıcakla kal 🙂

  • Korumalı: Bugün Benim Doğum Günüm

    Bu içerik parola ile korunuyor. Görüntülemek için lütfen aşağıya parolanızı yazın.

  • Karga Gak Demez!

    Karga Gak Demez, adıyla beni cezbeden bir kitap. Okul kütüphanesinin raflarındaki karşılaşmamız Metin Köse’nin Kervan’ı ile karşılaştığımız aynı dakikalara tekabül ediyor. (Kervan romanı hakkındaki düşüncelerimi okumak için Var Olmak ya da Yok Olmak: Kervan, Metin Köse başlıklı yazımı ziyaret edebilirsin.) Karga Gak Demez, Sevda Fırat Ak Kotoğlu tarafından 2011 yılında kaleme alınan bir çocuk öykü kitabı. Yazar, TRT’nin ilk yerli çizgi filmi olan Rotto Botto Robotto‘nun da senaristi imiş. Çizgi filme yetişecek yaşta olmasam da youtube platformunda birkaç kez denk gelmiş ve yoğun gülme efektleri arasında kaybolup gitmiştim.

    Kahramanımız kitabın kapağı gibi rengarenk kanatlara sahip olan ve diğer tüm kargalardan farklı olarak insanlarla ve hatta diğer tüm şeylerle konuşabilen bir karga. Kargamız yüz yaşını aşmış, bilgili ve tecrübeli bir karga olarak tasvir ediliyor. Öykü maalesef yanlış bir bilgi üzerinden kurgulanmış: Kargaların yüz elli yıl yaşadığı bilgisi doğru bilinen büyük yanlışlardan ve öykünün daha ilk cümlelerinde karganın bu uzun ömrü yaşadığı bilgisi veriliyor. Ne de olsa bir öykü ve konuşabilen kargamızın bunca uzun yaşamasına da söz etmeyeceğim 🙂

    Kargamız uzun yaşamı boyunca edindiği tecrübeler ve şahit olduğu ders verici olaylarla dopdolu. Fakat insanlarla iletişim kurmaya da tövbeli son otuz yıldır. Her konuştuğu zaman insanların ondan korkup kaçmasında bıkmış olmalı ki otuz yıldız gagasını açmamış. Küçücük bir kargadan insanlar neden korkup kaçar ki!? Bu pek anlam verilemeyecek bir şeydir kargamız için. Otuz yıllık suskunluğunu bozmaya karar verdiğinde birbiriyle her gün kavga eden iki kardeş Cem ve Ecem’in penceresine konar.

    Renkli kanatlı konuşan kargamız onlara ders vermek ve iyi birer çocuk olabilmeleri için hikayeler anlatır. Son hikayelerine ebeveynler de katılır ve hatta kargamıza orta şekerli bir Türk kahvesi de yapar Ayla Hanım. Karga kah insanlardan kah hor kullandığımız organlarımızdan kah renklerden ve daha nicelerinden dem vurur, çocuklara kıymetli mesajlar verir.

    Kitap her ne kadar çocuklara ders, öğüt vermek niyetinde olsa da birkaç yerde çok ağır kalmış. Kargamız ilk öyküde annesini kaybeden Mehmet’in öyküsünü anlatırken öylesine detaylı bir hüzün gösterisi sunuyor ki ağladım ağlayacaktım.

    Türdaşımı gayreti için tebrik ediyorum. Keyifle okudum ve kitabın sonunda bir de ben el salladım arkasından. Bu da benim için ilginç, pek de kısa olmayan bir macera oldu. Eğer okuduğum diğer kitaplar hakkındaki düşüncelerimi de merak ediyorsan kitap yorumları ulamını ziyaret edebilirsin. Sağlıcakla…

  • Var Olmak ya da Yok Olmak: Kervan, Metin Köse

    Son günlerde okul kütüphanemiz için tatlı bir telaş içerisindeyiz. Raflarda öğrencilerin severek okuyabileceği kitapları ayıklamaya çabalarken sebepsizce bir kitaba uzandım ve ilk sayfasında yer alan diyalogun ilgimi çekmesiyle okumaya başladım.

    – Kendini nasıl hissediyorsun?
    – Ben… şey…! Yakıtı bitmiş bir araç gibi.
    – Nasıl yani!
    – Öyle işte, yakıtı bitmiş araç, yolda kalmış.
    – Gitmiyor mu?
    – Gitmiyor!
    – Peki, neden!
    – Yakıtı bitti dedim ya!

    Kervan, Metin Köse

    Psikiyatrist ile konuşan kırklı yaşlarındaki kahramanımızın hayatı Adapazarı depremi sonrası alt üst olmuş ve yaşadıkları onu derin bir depresyona sürüklemiştir. Deprem onun üzerinde silinmesi zor izler bırakmış ve güzel günlere dair umutlarını da kaybetmesine neden olmuştur. Günlerce süren uykusuzluk, yaşanan sinir harpleri, ölüm kelimesinden bile korkuyor olmak, terden sırılsıklam olmak…

    Roman kahramanın dilinden anlatılıyor ve bu nedenle deprem öncesinde oldukça bilinçli ve kültürlü bir insan olduğunu anlıyoruz. Yaşadığı durumları anlatırken bir çok alıntı ile ifadelerini kuvvetlendiriyor. Derdini anlatmakta ne kadar iyi olsa da çözüme ulaşmak konusunda çabası yetersiz kalıyor. Depresyon haliyle kafasında doğan sorulara yanıt aramakla boğuşuyor. Var olmak ya da yok olmak arasında kalmışken kitabın sonlarına doğru yepyeni cevaplara ulaşıyor. Korkularının üzerine gitmeye başladıkça hayatı yeniden renklenmeye başlıyor.

    Kitap hem alıntılarla hem şiirlerle bezeli. Bir çok hoşuma giden ve not aldığım şeyler oldu. Bu arada yazarımız aynı zamanda bir şair imiş ve kendi şiirleriyle de kahramanımızın düşüncelerini desteklemiş romanda.

    Bölümlerden oluşan romanları daha çok seviyorum. Yetmiş beş ayrı bölümden oluşan romanı okumam hayli hızlı ve kolay oldu.

    Kitapta en çok ilgimi çeken kısım işlerin birden bilim kurguya döndüğü otuz yedinci bölümdü. Kahramanımız uykusuz gecelerde yıldızları saymak adeti edindiği için arası gökyüzü ile pek iyidir. Bir hayal aleminde de olsa birden kendisini dünyadan fersah fersah uzakta bularak yine kendinin farklı halleriyle yüz yüze geldiği bu bölümler hoşuma gitti.

    Kitapları anlatmaya dair beceriksizliğimi bir kenara bırakacak olursak eğer benim için kısa ve güzel bir maceraydı. Yazar Metin Köse’yi tanımıyordum ve ufak bir rastlantı ile okudum. Aynı esnada gözüme çarpan bir de çocuk kitabı vardı ki umarım onu da aynı keyifle okuyabilirim. Eğer ne başka kitap tavsiyesi yazılarıma da göz gezdirmek istersen kitap yorumları ulamını ziyaret edebilirsin. Sağlıcakla…

  • Sonu Gelmeyen Sarmal: Ölümcül Oyun, Erzurum DT

    Erzurum DT ile keyifli ve hüzünlü anılarım var: Ardına bakmadan ansızın çıkılan uzun otobüs yolculukları, harika oyunlar ve son gidişimden iki hafta sonra güzelim sahnenin yanıp kül olması… Erzurum Devlet Tiyatrosu, Ölümcül Oyun ile Rize’ye geldiğinde zihnimde bin bir anıyla girdim salona. Umduğum şeylerin başında harika bir dekor bulmak vardı ve tüm heybetiyle karşımdaydı. Oyunun ilk dakikalarında sahnedeki Billy’den çok dekorla ilgilendim. Emeği geçen herkesin ellerine sağlık, harika bir iş çıkarmışlar. Oyun hakkında tüm detaylar ve görseller için Devlet Tiyatroları sayfasını buradan ziyaret edebilirsiniz.

    Ölümcül Oyun konusu

    Ölümcül Oyun, üç kişilik psikolojik gerilim türünde iki perdelik bir oyun. Ellisine merdiven dayamış zengin ve özgüveni hayli yüksek ünlü bir mücevher tasarımcısı olan Camille’in apartman dairesindeyiz. Yoksul bir ailenin çocuğu olarak büyüyen Camille, kendisinden yaşlı ve zengin bir koca bulup hayatını kurtarır. Lakin huzurlu bir evlilikten çok uzaklarda olsa da kocasının ölümüyle hem zenginlik elde etmiş hem de kendi çabasıyla ünlü ve saygı duyulan bir kadın olmuştur. Tek gecelik ilişkileri pek seven Camille’i, bir garson olarak tanıdığı Billy ile geçirdiği keyifli vakitlerin ardından şantaj ile başlayan bir sarmal beklemektedir. Güvencesi olarak gördüğü güvenlik görevlisi Ted’in de oyuna dahil olmasıyla sarmal ve ilişkiler, mırnav kedinin oyuncak yumağından daha beter bir hâl alır.

    Ölümcül Oyun üzerine notlar

    • Mehmet Yıldız‘ın yönettiği oyunda Camille’i Yelda Püsküllü, Billy’i Ahmet Buğrahan Yanık, Ted’i ise Samet Talayman canlandırıyor. Oyuncuların her biri ayrı ayrı harika bir performans sergilediler, sahnede harikaydılar.
    • Oyun başladığı ilk andan itibaren ilgiyi üzerinde tutuyor. İleriye dönük ipuçları yansıtan ara sahneler, bir nevi geleceğe gidip gelinen geçişler anbean merakı artıran unsurlardı. Vurgulanmak istenen repliklerin oyuncu tarafından söylenmeden önce bir daktilo sesi eşliğinde arka plana yansıtılması da ilgi çekiciydi.
    • Oyunun içine sürüklendiği sarmak hiç bitmeyecekmiş gibiydi ve son dedikleri anda dahi sanki bitmeyip devam edebilirmiş gibi hissettim. Perde eğer kapanmasaydı sona erdiğini söyleyemezdim.
    • Oyun harika akıyor. Gerilimi, oyuncuların harika performansına eşlik eden ışık ve ses efektleriyle derinden hissediyorum ama…
    • Aması üzerine kafamda deli sorular vardı. Sanatçılar, İstanbul Türkçesi olarak tabir edebileceğim bir çabayla oynuyorlardı. Daha açık bir ifade ile oyunun en gergin en telaşlı anında bile “R” harflerine vurgu yapılıyordu. Bu durum o kadar yakışmıyordu ki o ana, bazı yerlerde özellikle de oyunun başında çok kulak tırmaladı, rahatsız etti. Fakat oyuncuların performansı bu durumun verdiği rahatsızlığın çok üzerinde olduğu için oyundan kopmadım.

    Ahmet Buğrahan Yanık ile Ölümcül Oyun üzerine

    Oyundan sonra son dolmuşa yetişmek kaygısı ile koşturduğum için kafamdaki soruyu oyunculara yüz yüze soramadım. Fakat daha dolmuşta iken Billy’i canlandıran Ahmet Buğrahan Yanık‘a sosyal medyadan ulaşarak iki soru yönelttim. Sağ olsun hızlı ve net bir şekilde sorularımı cevapladı.

    (Soruyu sorarken yanlış anlaşılmak korkusuna kapıldım.) Oyun ile ilgili benim dikkatimi dağıtan tek bir şey vardı. Repliklerinizde İstanbul Türkçesi, diyeceğim umarım doğru ifade ediyorumdur, ile konuşma çabası vardı. Bu ara ara oyundan koparan bir durum oldu. Birçok noktada zorlama bir çaba hissi verdi. Acaba bu bilinçli yapılan, tercih edilen bir durum muydu?

    Sanırım R harflerinin vurgusundan bahsediyorsunuz. Tamamen yönetmenin kendi imzası ve kendi isteği, doğru Türkçe konuşulması gerektiğini istiyor sahne üzerinde. Devlet tiyatroları da yönetmen tiyatrosu olduğu için yönetmen ne isterse oyuncu da ağırlıklı olarak onu yapıyor sahne üzerinde. Aslında sahne üzerinde ne gördüyseniz hepsi yönetmenin kendi imzası diyebiliriz.

    Anlıyorum, teşekkür ederim. Oyun oldukça hareketli ve gerilimin hat safhada hissedilebilmesi için şiddetli, oynaması fikrimce zor olabilecek sahnelere sahip. Sizin ve eğer imkan varsa diğer iki sanatçımızın oyunda en zorlandıkları anı merak ediyorum. Paylaşabilir misiniz?

    Yani oyunda zorlandığımız bir yer yok açıkçası. Tempolu olması biraz yoruyor sadece 🙂

    Aslında ikinci soruyu sorarken zihnimde Ted yerinde ben oynuyordum. Bu hayal eşliğinde amatörce sorduğum soruya profesyonel bir yanıt aldım 🙂 İlk soru için edecek bir sözüm kalmamıştı: Yönetmen ne derse o olur sahnede. Sorumun cevap bulması ve içimde kalmamasına seviniyorum. İlgisi ve cevapları için Ahmet Buğrahan Yanık’a tekrar teşekkür ederim. Ayrıca hazır teşekküre başlamışken sahne önü ve arkasındaki tüm ekibe ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Her detayı ile güzel bir oyundu: Alkışınız bol olsun.

    Oyunu 16.11.2021 tarihinde Rize turnesinde izledim.