Ay: Kasım 2021

  • Red Notice ve Tahmin Edilesi Son Sorunu

    Saf aksiyon filmlerini sevip sevmediğimden emin değilim ama nedense çocukluğumdan beri sevimli hırsız temalı filmleri pek sevmişimdir. Bu minvalde izlediğim ilk film hangisiydi hatırlamıyorum ama aklıma gelen birkaç filmi sıralayacak olursam: Oceans’s Eleven, Dhoom serisi, Now You See Me serisi, Baby Driver, Happy New Year, adlarını hatırlayamadığım Jason Statham’lı birkaç film ve yine adlarını değil ama oyuncuların yüzlerini hatırladığım filmler. Red Notice eğer ilkini katlayarak ikinci bir filmle çıkar gelirse eminim adını unutamadıklarım arasına girecek filmlerden olacak ama ilk filmiyle bunun pek imkanlı olacağını sanmıyorum. Bir filmde en büyük kriterim ileri sarma tuşunun varlığını unutmamdır ve bu filmde maalesef unutmak bir yana koltuğa rahatça uzanmam gerekirken elim klavyeye uzanmış ileri sarma tuşunun üzerinde nöbet tutuyordu.

    Peki neden? Netflix’in bu güne kadarki en pahalı işi olan ve ilk gününde en çok izlenen film olan Red Notice, neden beni memnun edemedi? (Kendimi bi’ şey sandım şimdi bu cümleyle! Sakin ol kargacım, sen kimsin ki?) Filmin başından sonunu tahmin edebildim desem normal karşılayabilirsiniz ama bu tahmin ettiğim şey, filmin en büyük kozu, sürpriz yumurtası, vurucu anıymış meğer. Filmin sonu geldiğinde “Aaaaaa, bu nasıl olur ya?” falan demem gerekiyordu ki filmin bi’ anlamı olsun.

    Mîna Urgan’ın kitapları karpuza benzeterek ifade ettiği “Kabak çıkarsa yemek zorunda mıyım!” sözü benim için kitaplar ve filmler için bir düstur: Filmin sonunda her ne kadar canım sıkkın olsa da keyif aldım ki izlemeye devam ettim. Ryan Reynolds’un içinde olduğu çoğu film gibi oldukça komik ve eğlenceli bir filmdi. Ayrıca Dwayne Johnson’un da olduğu filmleri nedensiz izlerim. Adam, illüzyon gibi bir şey benim için, bir şekilde izletiyor kendisini. Filme Gitmeden Önce adlı severek takip ettiğim youtube kanalının kendisiyle yaptığı kısa röportajda da bu illüzyon, sözleri ve tavırlarıyla katlandı.

    Red Notice filmi konusu

    Film görünüşte…. bir saniye böyle devam edersem ipucu verecek gibiyim, baştan alıyorum. Film sanat dünyasının en büyük iki hırsızının peşine düşen FBI ajanı John’un, kendi üzerine atılan suçlardan arınmak ve adını temize çıkarabilmek için (Bu konu çok tanıdık gelmiyor mu? Nedense hep böyle olmaz mı bu filmlerde? Ne hikmetse! Neyse, yazarken bi’ gülme geliyor, sakin!) düştüğü kovalamacayı anlatıyor. Aksiyonu ve komedisi bol, oldukça eğlenceli bir Netflix filmidir efenim.

    Red Notice filmi hakkında

    Biraz ciddiyet! Red Notice, Netflix’in pandemi öncesi başlayıp sonrasında tamamlayabildiği ve kendisi için rekor sayılan bir bütçe ayırdığı aksiyon, komedi filmi. Baş rollerinde Gal Gadot, Dwayne Johnson ve Ryan Reynolds’un yer alıyor ve yönetmen koltuğunda ise, merakla beklediğim Tom Clancy’s The Division oyunun filmini yine Netflix için yönetecek olan, Rawson Marshall Thurber oturuyor.


    Telif hakları korkusu nedeniyle filmden bir kare ya da fragman bile paylaşamıyorum her zamanki gibi. Kapak görselini ise The Public Domain Review görseli üzerinden filme uyarlanmaya çalıştım. Eğer yazdığım diğer film yorumlarını okumak istersen buradan uçabilirsin. Ayrıca sana bir potkal şarkısı armağan edeyim de dinle.

  • Tiyatro ile Kavuşmak: Işıltılı Haşerat, Konya DT

    Tiyatrodan o kadar uzak kaldım ki eski bir dostla yeniden bir araya geliyormuş gibiydim salona girerken. Oyun öncesi dekoru izlerken kendimden bir şeyle karşılaşmış gibiydim. Pandemi süresinde Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın youtube kanalında paylaştığı tiyatrolarla kendimi avutmaya çabalasam da pek başarılı olamadım. Tiyatro, onu capcanlı izlerken tarifsiz güzel.

    Tiyatroyu seviyor olsam da yaşadığım yerler hep bir şekilde tiyatrodan uzak kaldı. Şahsi bir aracım olmadığı için yaklaşmak da zordu. Fakat bir şekilde yakın kalmayı başardım. Ta ki pandemiye kadar. Pandemi sürecinde taşındığım Rize’de de Devlet Tiyatrosu olmaması yine benim şansımın işareti olsa gerek. Fakat yavaş yavaş kendini gösteren eskiye dönüşle birlikte Rize’ye ilk gelen Devlet Tiyatrosu oyunu Işıltılı Haşerat oldu.

    Işıltılı Haşerat oyunu konusu

    Kahramanlarımız Ollie ve Jill bizleri Rüya Evlerinde karşılıyorlar ve bu eve sahip olabilmek için yaptıklarını ve nedenlerini paylaşıyorlar. Hep daha fazlasını isteyen biz insanların asla doyum noktasına ulaşamayacağını anlatmaya çalışan oyunun kullandığı yöntem ise oldukça şaşırtıcı. Oyunun seyircisinden de bir dileği var: Empati yapmak! Empati yapmak ve Ollie ve Jill’in yerinde olsak ne yapacağımızı kendimize sormak.

    Işıltılı Haşerat oyunu yorumum

    Işıltılı Haşerat, İngiliz yazar Philip Ridley tarafından yazılmış, H. Can Utku tarafından çevrilmiş iki perdelik bir kara komedi. Vermek istediği mesajı akla hayale sığmayacak bir yöntemle anlatmaya çalışan oyunda olup bitenleri kabullenmek ve alışmak sadece metne bakıldığında imkansızmış gibi gelse de oyuncuların performansı ve sahne, sizi oyuna ve olaya yakınlaştırıyor. Bir noktadan sonra haklı ya da haksız olduklarını bir kenara bırakıp ortadaki vahşetin vesile olacağı güzel bir armağanın hangisi olması gerektiği konusunda fikir beyan ederken buluyorsunuz kendinizi.

    Jill ve Ollie’yi canlandıran Ebru Gülerarslan ve Ahmet Çökmez, muazzam bir efor ve enerjiye sahip. Oyunun en başından sonuna kadar sizi tek başlarına oyunda tutmak konusunda ustalar. 110 dakikalık iki perdeden oluşan oyunda bunca enerjiyi nereden bulduklarını merak ediyor insan. Eğer bu yazıya gözleri değerse söylemek isterim ki “Harikaydınız.

    Ve üç kişilik oyunumuzun üçüncü ve beni oyundan ara ara koparan kahramanı Bay Dee’ye can veren Bogaçhan Sözmen‘e gelelim. Beni oyundan koparma sebebi muhteşem sahnesi değil, sesi. Bu ses bana bi’ yerlerden tanıdık geliyor ama nereden. Hayır bir yerden değil birçok yerden. Karşımda hem sahnede hem de seslendirme konusunda usta bir sanatçı duruyordu. Kendisiyle anı kalması adı bir fotoğraf çekindik ve kısacık da olsa muhabbet etme şansım oldu, mutluluk verici ek bir detaydı oyuna dair, teşekkürler efenim. (Kendisi hakkında detaylara internet sitesinden ulaşabilir, öykü ve şiir kayıtlarını dinlemek için soundcloud hesabını ziyaret edebilirsin.)

    Hasılı oyunun yönetmeni Can Ali Çalışandemir, sahne arkası ekibi ve sanatçılarımız Ebru Gülerarslan, Ahmet Çökmez ve Bogaçhan Sözmen‘e bize sundukları harika anlar için teşekkür ederiz.

    Oyuna dair birkaç not

    • Oyun iki perde ve yaklaşık iki saat sürüyor. Oldukça uzun olmasına rağmen oyunun neredeyse tamamında sizi sıkmadan oyunda tutabiliyor. Zaten seyirciye günah çıkarmak üzerine kurulu olan metinde göz kontağı ve hitap hep bizlere doğru. Bunu perçinlemek için yapılan bir oylama da var ilk perdede ama detay vererek oyun hakkında ipucu paylaşmak istemiyorum.
    • Tüm oyun boyuna en sevdiğim replik “Hiç bir alışveriş asla yeterli olmaz.” sözü oldu. Aslında bir nevi oyunun ana konusu da buydu diyebilirim.
    • Jill ve Ollie’nin bir sahnede atılan tokadın şiddetli gelişi ile oyundan kopup seyirciden alkış almaları hem keyifli hem de düşündürücüydü: O an için tatlı bir durum gibi olsa da seyircinin televizyonlarda izledikleri tiyatro sahnelerinde oynanan komedi unsurlarının etkisiyle böyle bir tepki verdiğini ve oyun boyunca sanırım üç kez yaşanan benzer durumların hepsinde de pozitif bir reaksiyon göstermeleri bu cahil kargayı anlamsız ve sebepsiz sorulara yöneltti. Sadece saçmalıyorum, bakmayın siz bana.
    • Oyunun sonunda Bay Dee’nin seyircinin üzerine fırlattığı broşürlerden bir tanesini hatıra olarak almak istedim. Hatıra saklamak konusunda biraz abartıyor olabilirim ama Boğaçhan Sönmez ile kısa diyalogumuz da bu sayede gerçekleşti.

    Oyunu 09.11.2021 tarihinde Rize’de izledim.

  • Türkçe Bloglarda Bir İlk: Sesli Yorum

    Bildiğim kadarıyla Türkçe kişisel bloglar arasında ilk olması gereken bu özellik, beni oldukça heyecanlandırıyor. Blog yazılarıma artık sesinizle yorum yapabilirsiniz. Bir dakika ile sınırlı olmak kaydıyla, hem bilgisayarınızdan hem de telefonunuzdan oldukça kolay bir şekilde yapabileceğiniz sesli yorumları dört gözle bekliyor olacağım. 😍 Tek yapmanız gereken şey, yorum kutucuğunun sağ altındaki mikrofon simgesine tıklamak ve gerekli izni verdikten sonra konuşmaya başlamak. 🙂

  • Bundan da Yazı Olur!

    Son zamanlarda Sezer abi ile her muhabbetimizde arada geçen bir kelimeye takılı kalıyor ve bunun da yazısı olur deyiveriyorum. Aldığım karşılık ise artık her şeye yazı gözüyle bakıyor olmamın ve garip konularda yazıyor olmamın tezahürü olarak biraz eğlenceli oluyor. Eğer bir müddet daha böyle devam ederse tımarhanede fıkraları sayıya dönüştürüp de anlatmadan gülen delilerin (ki fıkra gereği tımarhane ve deli kelimelerini kullanıyorum. Lütfen incitici bir hakaret ya da edepsiz bir tavır olarak görmeyiniz.) fıkrasındaki gibi “Bundan da yazı olur!” dediğim her an gülmeye başlayacak gibiyiz. İçinde bulunduğum vahim durumun altını çizercesine bunun bile yazısını yazıyorum şuan. Vah halime!

    örselenmek

    Bundan da yazı olur dediğim fakat yazmadığım bir konuydu, buraya kısmetmiş. Bir muhabbet esnasında kullandığımız örselenmek kelimesi o an nedense ilgimizi çekmiş ve o anda kelimenin kökünü araştırmaya koyulmuştum. Cehaletim ve alışkanlık gereği Arapça ya da Farsça bir kök beklerken karşımda Türkçe bir kök görünce şaşırdım. Aslında köke değil de kökün götürdüğü yere şaşırdım desem daha doğru olacak. İsmet Zeki Eyuboğlu‘nun Türkçe Kökler Sözlüğü‘nde rastladığım bilgiye göre “örselenmek, örselemek” kelime kökü ör- imiş.

    ör-,
    öncül sesleri e-i-ü, eylem eki mek’tir. Anlam içeriği: kurmak, düzenlemek, birlikcbütünlük oluşturmak, kurumlaştırmak: dernek durumuna getirmek (örgütlenmek), kapamak, saklamak, gizlemek, aygıt yapmak (örgen durumuna getirmek: sindirim örgeni, solunum örgeni vb.), vurmak, dövmek, gücünü azaltmak (örselemek), çevresini almak, sarmak, kuşatmak, öncülük etmek (örnek olmak), dokumak, işlemek, süslemek, geliştirmek bg. Anadolu halk ağzında: tartışmak, sataşmak, başıboş dolaşmak, göze -görünmez olmak, yitmek, ip yapmak, ileri sürmek, gündeme getirmek, karmakarışık olmak, direnmek, eğilmek, yıkılmak, bağlamak, alaya almak, emeklemek (çocuklar yürümeye başlamak, doldurmak, seçmek, beğenmek,
    ayırmak (SDD).

    İsmet Zeki Eyuboğlu, Türkçe Kökler Sözlüğü

    bg. neyin kısaltması?

    Aslında bu kısaltmayı hayatımda görmüş değilim. Yine benim cahilliğim de olabilir ya da sadece İsmet Zeki Eyuboğlu‘nun Türkçe Kökler Sözlüğü‘ne özel bir kısaltma kullanımı da. Emin değilim. Fakat anlamı “bunun gibi” demekmiş. Hayatta öğrenecek çok şeyimiz var. Gerekli veya gereksiz, öğrenilen yeni şeyler ne kadar ufak da olsa insana mutluluk verebiliyor, bg.

    onbeş dakikam var

    Bu yazının başlığı aslında “15 Dakikam Var” olacaktı. Okula gitmek için sadece on beş dakikam vardı ve bu kısa sürede nelerden bahsedebileceğimi ve ne kadar saçmalayabileceğimi çok merak ediyordum. Bu kısa sürede anlattığım şeyler için daha uygun olacağını düşündüğüm için başlık değişti ama yine her şey sadece on beş dakika oldu ve bitti. Merak etmek güzel şey, insana yaşadığını hissettiriyor. Aynı heyecan gibi. Bunu neden söyledim bilmiyorum ama hem yazı hem de sürem bitti. Sağlıcakla kal emi!

  • Ördeğime Kaz Diyorlar Türküsü Üzerine Derin Bir Araştırma

    Dikkat! Yazıya başlamadan önce lütfen türküyü aratıp dinleyin. Eğer bir tavsiye isterseniz; Emre Dayıoğlu*, İsmail Çakır* ya da Uğur Önür’ün* sesinden dinleyebilirsiniz.

    Son zamanlarda en çok dinlediğim türküdür: Ördeğime kaz diyorlar. Bir an dalsam, farkında olmadan mırıldanmaya başlıyorum sözlerini unuttuğum kısmına kadar. Çilekeş eşim de öylesine maruz kaldı ki türküye, ha ezberledi ha ezberleyecek sözlerini. Hatta iki gözümün çiçeği, devamı gelemeyen youtube maceramın ikinci videosundan da bu türküye arka olanda kulanmış ve izleyen yaklaşık beş yüz kişiye de duyurmuştum. Dilimin altındaki baklaya gelecek olursak; madem bu kadar dinliyorum: Bu türkünün kaynağını araştırmak ve seninle paylaşmak istedim.

    hikâyenin sonu: emre dayıoğlu

    Türkü, gün yüzüne severek takip ettiğim ve eşine az rastlanır gayrete sahip memleketlim Emre Dayıoğlu tarafından çıkarılmış. Emre Dayıoğlu, Anadolu’nun yaşayan türkü elçilerinden: Bölgede dolaşarak türküler derleyen koca yürekli bir müzik öğretmeni. Bazı kaynaklarda türkünün derlemesinin de ona ait olduğu yazsa da bu bilgi doğru değil. Derleyen konusuna birazdan değineceğim, biz söz konusu kayıtla devam edelim:

    14 Ağustos 2015 tarihinde Burdur’un Kayış köylüsü Ayşe Aydınlık teyzemizin sesinden alınan kayıtta türkü, benim ilk dinlediğim formundan daha hızlı*. Ayşe Teyze, kına gecelerinde ve düğünlerde türkü okuyan bir halk sanatçısı: Türkümüz ise Burdur yöresi düğünlerinde oyun havası niteliğinde okunuyor. Köy düğünlerinde yerel sanatçıların seslendirdiği bu türkünün izine youtube platformunda Emre Dayıoğlu kayıtlarından önce yalnızca bir yerde rastladım: 3 Mayıs 2008 tarihinde Ali Osman ve Serkan Şahin kardeşler klasik düğün enstrümanları olan elektro bağlama ve org birlikteliğinde oldukça hareketli bir oyun havası formunda kayıt almışlar*.

    hikâyenin başı: yol üçe ayrılır

    İşler burada biraz karışıyor. Karışımızda iki farklı ad ve formda, üç farklı kayda sahip bir türkü var artık. Emre Dayıoğlu arşivinden dinlediğimiz versiyonu ise bu üçünün harika bir birleşimi diyebilirim.

    türküye dair ilk derleme kaydı

    Türküye dair ilk kayda* “Bülbül Yuvan Yıkıldı Mı” adıyla Repertükül – Türküpedia adlı türkülere, çalgılara, yörelere ve türkü emektarlarına ait bilgi, belge, doküman ve ses kayıtları içeren  interaktif kütüphanede denk geldim. Uşak yöresinden derlenen türküde kaynak kişiler Fadime Kılınç ve Mediha Kılınç. Derleyen Gülseren Aygün ve notaya alan Nuri Esentürk. Nisan 1994 tarihinde alınan kayıt aslen TRT Müzik Dairesi Başkanlığı T.H.M. Repertuvarına ait. Ayrıca kütüphanede derleme esnasında alınan ilk kaydı da dinleyebilirsiniz (Zahmet etme diye kaynaktan ekliyorum buraya da ).

    kayıt repertükül‘e aittir. türküyü yine onların sisteminden dinliyorsunuz.

    Bu ilk kayıt ile EDA’daki (Emre Dayıoğlu arşivi) sözler hemen hemen aynı. Sadece kıtaların sıralamaları değişik.. Maalesef alınan bu ilk kayıtta türkünün hikayesine dair bir iz bulunmuyor. Derlemeyi notaya alan Nuri Esentürk’ün, 11 Aralık 2015 tarihinde TRT İzmir Radyosu’nda gerçekleştirilen ve TRT Müzik ile TRT Türkü Kanallarından canlı olarak yayınlanan Türkülerle İzmir Akşamı adlı Türk Halk Müziği programında canlı olarak okuduğu bir kayıt* da mevcut.

    kültür ve turizm bakanlığına geçiş

    Kültür ve Turizm Bakanlığı arşivindeki 2001 Haziran tarihli kayıtta* türkünün adına “Ördeğime Kaz Diyorlar” şeklinde ve sözlerin ise ilk kıtası EDA’daki ile aynı: İkinci kıtası tamamen farklı olsa da üçüncü kıta oldukça yakın sözlere sahip. Bu kayıt Uşak yöresinde Saadettin Özgür’den kayıt alınmış. Derleyenler ise yine Saadettin Özgür ile İbrahim Acet: Notaya alan ise yine İbrahim Acet (Bu ismi unutmayın. Az sonra olaylar ilginçleşecek.). Bu derleme kaydında türkünün hikayesine dair oldukça mantıklı bir hikaye de not edilmiş:

    Kız kaçırıp hapishaneye giren on beş yaşındaki bir gencin mahkum arkadaşları tarafından alay edilmesi üzerine çıkarılmış bir türkü.

    Kültür ve Turizm Bakanlığı Arşivi

    ve türkü form değiştirir

    Yine Kültür ve Turizm Bakanlığı kayıtlarındayız ve karışımızda bir türkü değil ilahi var. Ocak 2012 tarihinde “Bülbül Yuvan Yıldı Mı” adıyla alınan bu kayıtta* ise yöre olarak Turgutlu, Manisa denilmiş. Derlenen kişi Zinet Acet, derleyen ise İbrahim Acet: On bir yıl önce Ördeğime Kaz Diyorlar türküsünü derleyip notalayan aynı kişi.Burada bir gariplik görememiş olabilirsiniz. Şu şekilde izah edeyim:

    Bu sözler ve ilahinin ilk iki satırı söz konusu türkümüzün EDA kaydından üçüncü kıtanın ilk iki satırı ile aynı. Ayrıca Repertükül arşivindeki yine “Bülbül Yuvan Yıkıldı Mı” adıyla yapılan derlemenin de ilk iki kıtası ile aynı şekilde. İlahi formuna ait bir sesli kayda ulaşamadım. Fakat içimde yeni bir merak peyda oldu: Kimdir bu İbrahim Acet?

    İbrahim Acet kimdir?

    Manisa Turgutlu’lu ve eğer yanlış saymadıysam 87 türkü derlemesi yapan derlemeci, saz eğitmeni ve mahalli bir Türk Halk Müziği sanatçısı imiş İbrahim Acet. Kendisini canlı kanlı bulabildiğim tek yer; Ferman Akgül’ün sunduğu TRT Müzik için maNga studyoN tarafında hazırlanan Kulaktan Kulağa adlı programın 19 Nisan 2015 tarihli Manisa bölümü idi. Program başından sonuna güzel olsa da direk mevzu bahis kısma buradan ulaşabilirsin (Sesi de sazı da bir harika, dinlemeden geçme.).


    Sözün bittiği yer burası. Merakım tamamen dindi ve rahatladım. Şuan yine türküyü dinliyorum İsmail Çakır’ın sesinden. Türküde bu zamana kadar emeği geçen herkesi saygıyla anıyorum. Eğer bir hatamı ya da önemli bir eksiğimi gördüysen lütfen yorum ile bana ifade et. Ayrıca blogumdaki her yeni yazıdan haberdar olmak dilersen aşağıdaki formu doldurabilirsin. Sağlıcakla kal…

  • Dünyaya Pencere Açmak: WindowSwap

    Dünyanın dört bir yanından insanların kendi pencerelerinden dünyayı izleyebilmek: Aslında çocukluğumdan beri hayalini kurduğum bir şeydi bu. Yılda birkaç kez ilçe merkezinden köyümüze dayımın arabasıyla gider, dedemi ve ebemi ziyaret eder dönerdik. O kısa araba yolculuklarında yol kenarında gördüğüm insanların neler düşündüğünü, kendi iç dünyalarında neler yaşadıklarını merak eder, kendi kendi kurgular oluştururdum. Sonra hayal dünyamda onlarla birlikte yaşadıkları eve gider ve pencerelerinden sokağı izlerdim. Aynı kurgu kabiliyetine şu sıralar sahip olabilsem çok daha güzel öyküler yazabileceğime eminim ama giden daha geri gelmiyor maalesef.

    WindowSwap nedir?

    WindowSwap çok ilginç bir internet sitesi: Dünyanın dört bir yanından insanlar kendi pencerelerinden baktıkları dünyayı paylaşıyorlar. Şuan Fransa, Nantes’te yaşayan Margaux’un penceresinden bakıyorum dünyaya. Pencere önünde bir siyah kedi mırlıyor önce kameraya doğru ve kısa bir süre sonra içeriye giriyor. Bahçe aslında bir üzüm bağı. Yemyeşil bir manzarayı izliyoruz sessiz sedasız. Tek tuşla bambaşka bir pencerede bulabiliyoruz kendimizi: Amerika, Florida’da Lile’in penceresindeyim. Evi suyun üzerinde gibi görünüyor. Bir göl olmalı burası: masmavi, huzur dolu bir manzara. Ve bir kez daha başka bir pencereye: Slovakya, Banska Bystrica’da yaşayan Zuzana’nın penceresi yeşiller içinde bir şehre açılıyor.

    WindowSwap nasıl çalışıyor?

    Çok basit! Üyelik gerekmeden tek bir tuşa basarak dünyanın dört bir tarafındaki pencereler arasında geçiş yapabiliyorsunuz. Eğer sevdiğiniz pencereleri kaydetmek isterseniz üye olabilir ve kendinize bir liste oluşturabilirsiniz. Pencereler en kısası on dakikalık videolar aslında. Dileyen herkes kendi penceresinden çektikleri asgari on dakikalık videoları onay sürecinin ardından yayımlayabiliyor.

    WindowSwap kendi pencereni açmak

    Kendi pencerenizi yükleyebilmek için öncelikle üye olmanız gerekiyor. Üyeliğinizin ardından pencerenizden yatay şekilde en az on dakikalık bir video çekmeniz gerekiyor. Videoyu çekerken görüntü kalitesi için telefonunuzu sabitlemeniz tavsiye ediliyor. Ayrıca pencerenizin ya da kapınızın bir kısmının da videoda görünmesi rica ediliyor. Aksi takdirde standart bir video olacaktır. Pencereden izleniyor hissinin kaybolmaması için bence de gerekli bir talep.

    Videomuzu çektik ve artık hazırız. Videomuzu üyelik girişinin ardından “Submit your window” kısmından yükleyebiliyoruz. Onay süreci ne kadar sürüyor emin değilim. Ama yakın zamanda deneyimleyip yazıyı güncelleyeceğim.

    Keyif aldığım şeyleri paylaşamaya devam etmek istiyorum. Eğer senin de ilgini çektiyse ve birkaç pencerede tebessüm bulabilmene vesile olduysam ne mutlu bana. Blogumda biraz daha vakit geçirmek istersen film yorumlarımı paylaştığım Seyirci kategorime uçabilirsin. Ayrıca sana bir potkal şarkısı armağan edeyim de dinle 🌾