Ay: Temmuz 2021

  • Yeniden Başlama Sarmalı

    önsöz

    Biraz stres biraz tebessüm çokça hasret, karmaşık bir yaz bu yaz. Yapacak çok iş, çözülecek çok mesele, eğlenilecek çok an, sabredecek çok dert, görülecek çok dost, adımlanacak çok yer var. Belki zaman kalırsa bisiklet sürülecek uzun yollar, oyulup kaşık olacak birkaç ağaç ve terraryum yapılacak bir kraliçe karınca misafirim var. Zaman bol, sağlık ve huzur daim ola, her şeye imkan bulunur elbet.

    başlığa dair

    Bir şeyleri kapatıp açmayı, yolunda giden şeylere sıfırdan başlamayı, birikeni yok sayıp yeniden yeniden ve yeniden başa sarmayı çok seviyorum. Çocukluğuma inip bunun sebeplerini arayacak olsam, bir şey bulabilir miyim, emin değilim.

    Bu sefer sıfırlamaya kalkıştığım durum instagram hesabım. Aslında bunu yaklaşık ellinci kez falan yapıyorum. Hatıralar biriktirmek için var olan bir platformda bile defeatle sıfırdan başlamak, akla mantığa sığar bir cevaba sahip olamaz ama gelin bi’ anlatayım son bahanemi:

    Kız kardeşim yaşının verdiği bir aşkla, sosyal medyada anime ve webtoon üzerine videolar hazırlayarak paylaşıyor. Tüm hayatı bu olmasa bir problem olarak görmek anlamsız olurdu fakat tüm hayatı buna odaklı son zamanlarda. Sıfırdan başlamak konusunda benimle yarışır olduğu için habire sıfırdan hesap açıp eskilerini kapatıyor kendince mantıklı sebeplerden dolayı. Yine bir hesabını kapatırken takipçi sayısını soruverdim. On yedi bin takipçisi olduğunu öğrenince içim yandı ve bu yangı bir fikir doğurdu. Instagramın on bin takipçi üzeri hesaplara verdiği hikayede link paylaşabilme özelliğini kullanabilmeyi çok istiyordum fakat doğal yollardan bir blog yazarının bu sayıya ulaşması oldukça zor olacaktı. Bu durumu bir fırsat olarak kullanmak isteyip kardeşimden hesabı silmek yerine bana devretmesini rica ettim. Tereddüt etmeden verdi sağolsun. El değiştirince yedi bin kişi takipten çıksa da, link paylaşmam için gerekli on bin sayının kalması yeterli olacaktı. Zaten halihazırdaki hesabımda da fazla etkileşim olmadığı için pek bir şeyin fark etmeyeceği aşikar. Bu nedenle sayıyı kullanabilmek adına sıfırdan denilemeyecek bir instagram macerasına atılıyorum. Tüm düzenlemeleri yaptığımda blogdan da paylaşım yaparım illa ki. Bunca gereksiz bir konuda bu kadar çok yazabilmem ne kadar acı, değil mi?

    karasineğe dair

    Yazının sonuna geldiğime inandığım anda nereden çıktığı bilinmeyen bir karasinek ile harbimiz başladı. Korkusuz arkadaşımızın, çay bardağının tamda dudağımı dokundurduğum kısmına konmasıyla başlayan çatışma esnasında konmadık yer bırakmaması bendenizi çileden çıkarttı. Hâlâ utanmadan kolumda ve telefonumda gezinmesi, ara ara klavyeye tırmanması ve yüzümde yürümesi sonlanmadı. Bu kelimeleri yazdığım esnada ise parmaklarımın üzerinde. Ya o ya ben! Başka çarem kalmadı!

    öne çıkan görsele dair

    Bir başka yeni başlangıcın fotoğrafı kendisi. Sabahın erken saatlerinde, müezzin henüz minareden inmeden dayımla çıktığımız yürüyüşte çektiğim, çekmeye gayret ettiğim dolunay manzarası. Yeniden başlamak güzel şey.


    Gereksiz ve anlamsız bir yazıdan daha kucak dolusu sevgiler. Burası Karganya, burada her şey abartı, her şey saçma ve biz burada kahvaltıyı pek severiz. Ayrılmadan önce buraya tıklayarak blogumda rastgele bir yazıya tayyimekan yapabilirsin: ne çıkarsa bahtına artık. Sağlıcakla 🙂

  • Everestin Zirvesi (!)

    Teknolojinin sağladığı imkânların ve kolaylıkların farkında olmadığımın farkına vardım. Bu hissi sadece yeni aldığım bir bluetooth klavye ile yaşıyorum ve ne kadar haklı ya da haksız olduğumu önümüzdeki günlerde blogun aktifliğine göre anlayacağız.

    ne alaka?

    Yaklaşık bir ay kadar bilgisayarımdan uzak kalacağım. Masaüstü bilgisayara sahip olduğum için iller arası bir yolculuk aracım da olmadığı için taşımam imkansız. Memleketime, ailemin yanına yapacağım bu ziyaret için maalesef ayrı kalacağız. (Maalesef ki evladımdan ayrılmışım gibi bir acıya sebep veriyor.) Bu süreçte yazmaktan geri kalmamak için gereksiz kabul edilebilecek bir karar ile telefon ve tabletler için sabitleme yeri olan bluetooth klavye aldım: Everest KB-Bt82.

    tercih sebebi neydi?

    Ucuz olması. Evet, diğer telefon ve tablet uyumlu klavyelere nazaran oldukça uygun fiyatlıydı. Telefon sabitleme yerinin olması da tercihimde etkili oldu lakin diğer birçok modelde de bu özellik mevcuttu. Ayrıca bunun bir tanıtım yazısı olmadığını da ifade etmeliyim. Keşke öyle olsaydı ama değil 🙂

    umduğun gibi mi?

    Daha naif bir klavye hayal etmiştim fotoğraflarından dolayı. Fakat umduğumdan büyük ve kaba. Renginin beyaz olması ise bu kusurlarını kapatıyor. Bir süre sonra alıştım ve evet, böyle olmalıydı zaten fikrine kapıldım. Tuşlarına henüz alışamadım. Klavye değiştirmek oldukça zor. Parmak hafızamın yenilenmesi zaman alacak. Ayrıca tuşların biraz sert olduğunu da ifade etmeliyim. Bu kadar paraya, bu kadar köfte makamında oldukça iyi bir klavye: Modern tabiriyle tam bir fiyat performans ürünü.

    Boyu konusunda ilk anda bir hezeyan uğramış olsam da aslında ideal ölçülere sahip. On parmak yazmak dileyen için oldukça konforlu bir boyutta. Sadece daha ufak bir şey bekliyordum sebepsizce. O yüzden ilk başlarda kaba gelse de zamanla alıştım.

    şarjı ne kadar gidiyor?

    Maalesef bu konuda fikir sahibi olacak kadar kullanmadım. Hatta bu yazı, tamamen klavye ve telefon işbirliği ile yazdığım ilk yazı. Önümüzdeki günlerde deneyimlerim çoğaldıkça yazıya güncellemeler yapacağım.

    kullanışlı mı?

    Telefonun bir çok özelliğini kontrol edebiliyorsunuz. Müzik açmak, asistanı çağırmak, geri dönmek, kilit açıp kapatmak, kes-yapıştır ve seç fonksiyonları, ses açıp kapatmak… Android cihaz kullanıyorum fakat Windows ve IOS için de kullanılabilir bir klavyedir kendisi. Ben pek bir sevdim hatta daha önce hiç kullanmadığım Google Asistanı kullanmaya başladım 🙂

    Sanırım ilk kez bir teknolojik cihaz konusunda yazıyorum ve her cümleden ne kadar konudan uzak olduğum belli oluyor. İlk olduğu için zamanla eksik gördüğüm birçok yeri ve yeni tecrübelerim yazıya ekleyerek güncellemeler yapacağım. O zamana kadar buraya tıklayarak blogdan rastgele bir yazıyı okuyabilirsin. Umarım şansına gizli saklı yayımladığım tanıtım yazılarından birisi çıkmaz 🙂 Naparsın, yem parası, hoş gör bu kargayı.

  • Arzuhâl 07.12.21

    Arzuhâl 07.12.21

    …önce

    Gözlük temizlenmeli ve balkon kapısı içeriye bir nebze olsun hava girmesi ve serinlik sağlaması niyetiyle açılmalı. Yazı esnasında eşlik etmesi için dinlenilecek müzik seçildi. Her şey tamam dediğim anda evin içinde gelişen olaylar nedeniyle tüm hevesim kaçtı, tüm konsantrasyonum sindi belirsiz bir kuytuya. Böyle anların vazgeçilmez öküzü, yıllar sonra çayıra salınmış süt inekleri gibi seyirte seyirte geldi, oturdu göğsüme. Bunun bir adı olmalı…

    Sanchit!

    Bollywood filmlerini sevmemin etkisi ile youtube ana sayfamda Sony India tarafından düzenlenen Super Dancer 4 adlı yarışmadan bir video belirdi. Formatı, yetişkin bir dansçı ile çocuk bir dansçının ikili olarak yarışması üzerine kurulu. İzlediğim videoda sadece çocuklar vardı ve bir dans savaşı yapıyorlardı kendi aralarında. İçlerinden bir tanesi çok ilgimi çekti ve diğer videolarını aradım: Sanchit. Yarışma aktif olarak devam ettiği için sadece beş video bulabildim ve bir döngüye kapıldım. Sanchit, aşırı yetenekli bir dansçı ve izledikçe hayran kalmamak elde değil. Hafif moralim düştüğünde izliyorum ve bedavaya depoyu dolduruyorum. Şekil 1A Şekil 1B

    Kraliçe II. Firuze ve kuması

    Bizim bir Kraliçe Firuze’miz vardı. Karınca kolonimizin kraliçesiydi fakat sarayını evden başka bir yere erken taşıması gerekti. Karınca kolonisi ile ilgilenmek güzel bir hobi. Dışardan bakan için oldukça anlamsız gelebilir ama eğlencelidir. Gözlerinizin önünde sıfırdan kurulan bir koloniyi öylesine benimsersiniz ki… Evlendikten sonra, yaklaşık üç yılın ardından, bulduğum ilk kraliçeye de II. Firuze adını koydum. Ansızın çıktı karşıma ve standart bahçe karıncasıydı. Aradan birkaç gün geçmişti ki bisikletle yol alırken birden abdomeni parıldayan bir kraliçe karınca daha buldum. Normalde bir kraliçeden fazlasında gözüm yoktu lakin parıltısı gözümü döndürdü. II. Firuze’ye kuma olarak getirdim onu da eve. İkinci günlerinde ikisi de ortamlarını sevmiş olmalılar ki yumurtlamaya başladılar. İlerleyen zamanlarda onlarla ilgili daha çok şey paylaşabilirim ama şuan için nazar değmesin diye fotoğraf bile paylaşmıyorum.

    Ağa, Fıstık, Kahve ve Kangal

    Aslında bu “İnsafsızlaşmak Korkusu” adında apayrı bir yazı olacaktı ama derman bulamadım yazmaya. İçim yanıyor. … Yine yazamadım. Yarım saat yazdım, kendime, insanlara, cehalete vb. şeylere kızdım ama dönüp kime faydası olacak sanki, bir de senin canın sıkılmasın deyu sildim. Bu isimler ve tüm konu ise bir yol kenarına, annesinden ayrılarak bırakılan dört yavru köpeğe ait………………………………………………….

  • D&d Oyunu Nasıl Oynanır?

    D&D, (Dungeons and Dragons) ya da Türkçe adıyla Zindanlar ve Ejderhalar, bir masaüstü rol yapma oyun sisteminin adıdır. 1974 yılında, Gary Gygax ve Dave Arneson tarafından tasarlanmış ve Tactical Studies Rules (TSR) firması tarafından yayınlanmıştır. Başarısı sebebiyle, pek çok farklı oyun sistemine öncülük etmiş, rekabet artmasına rağmen rol yapma oyunu endüstrisinde liderliğini sürdürmektedir.

    Masaüstü RYO Nedir?

    Masaüstü RYO’lar, genellikle bir oyun yöneticisi ve bir ya da birden çok oyuncu içerir. Oyuncular ve oyun yöneticisi sözlü ya da hareketli bir şekilde farklı rollere bürünerek, önceden hazırlanmış bir senaryo çerçevesinde oyuna devam ederler. Oyunlar, çok farklı senaryolar içerebileceğinden dolayı her Masaüstü RYO’nun amacı farklı olabilir. Örneğin; Dünya çapında çok iyi bilinen Yüzüklerin Efendisi üçlemesindeki senaryo tipik bir RYO senaryo örneğidir. Oyuncular, hikayenin içerisindeki karakterleri canlandırabilirler. Bunun gibi, Karaelf Üçlemesi, Buzyeli Vadisi Üçlemesi, Ejderha Mızrağı gibi kitapların senaryoları örnek olarak düşünülebilir. Hatta Ejderha Mızrağı Üçlemesi kitapları, yazarlar Margaret Weis ve Tracy Hickman’ın Zindan Ustalığını yaptığı bir D&D oyununun kitaplaştırılmış halidir.

    Kurallar

    Oyunun ilerlemesini sağlayan kural sistemi, biraz önce de bahsettiğim kitaplarda (Oyuncunun El Kitabı, Yaratıklar Manueli) ve daha da önemlisi Zindan Ustası’nın Rehberi kitaplarında detaylıca anlatılır. Oyunu oynarken, her türlü görsel ya da algısal metod kullanılabilir. Fakat genellikle 7 farklı çeşit zar (20 yüzlü, 12 yüzlü, 2 adet 10 yüzlü, 8 yüzlü, 6 yüzlü ve 4 yüzlü), karakterler ile ilgili bilgiler içeren Karakter Kağıtları, not tutulabilecek ya da harita olarak kullanılabilecek müsvedde kağıtlar kullanılır.

    Nasıl Oynanır?

    Oyun, Zindan Ustasının kendi tasarladığı ya da daha önceden bir başkası tarafından tasarlanmış bir hikayeyi konu alabilir. Oyuncular, oyuna başlamadan önce rolüne bürünmek istedikleri karakterleri kendileri tasarlayabilir ya da Zindan Ustası oyunculara hazır karakterler sunabilir. Bu karakterler ve hikayenin içerisindeki tüm karakterler, D&D Oyun Sisteminin kitaplarında bulunan (Oyuncunun El Kitabı) kurallar çerçevesinde oluşturulur ya da Fantastik Evrenlerin içerisinde genellikle bulunan yaratıklar ile ilgili oyun kurallarını içeren Monsters’ Manual’dan (Yaratıklar Manueli) seçilerek hikaye içerisinde yer alır.  Karakter yaratımı tamamlandıktan sonraki aşamalarda, Zindan Ustası, oyuncuların bulundukları mekan ve durumu sözlü ve/veya görseller yardımı ile tasvir eder. Bu aşamada oyuncular, karakterlerinin yapacakları aksiyonu oyun yöneticisine iletir ve gerçekleşen (ya da gerçekleşmeyen) olayların sonuçları oyun yöneticisi tarafından oyunculara tasvir edilir.

    Umarım bu yazı sizler için faydalı olmuştur. Eğer blogumda daha fazla oyun içeriği okumak isterseniz buraya tıklayabilirsiniz. Ayrıca youtube kanalımı da buradan ziyaret edebilirisiniz. Sağlıcakla.

  • Steam Oyun Nasıl İade Edilir?

    Çağ teknoloji çağı, bu nedenle artık CD olarak oyun satın alıp yükleme devri neredeyse tarihe karıştı. Günümüzde pek çok oyun artık online oyun dağıtım siteleri üzerinden satın alınmakta ve yüklenmektedir.

    Steam, Valve Corporation tarafından geliştirile bir dijital dağıtım platformdur. Pek çok oyun, eklenti paketleri, yazılım, video ve oyun gibi içeriklerin satışı Steam üzerinden yapılmakta ve bu sayede bilgisayara doğrudan online olarak indirilebilmektedir.

    125 milyon aktif kullanıcıya sahiptir ve 30 binden fazla oyunu bünyesinde barındırmaktadır. 2017 yılında günlük ortalama 33 milyon, aylık olarak ise 67 milyon oyuncu sayısına ulaşmıştır.

    Steam, oyun dağıtım hizmeti dışında da çeşitli hizmetler sunar. Fakat bu hizmetlerin çoğu Steam hesabında 5 USD’ ve üzeri harcama yapılmışsa kullanılabilir.

    Steam Mağaza Sistemi

    Steam Mağazası 16574’ten fazla oyun, 12154’ten fazla indirilebilir içerik (DLC), 12154’ten fazla oyunun deneme sürümü, 476’dan fazla yazılım ve 588’den fazla video yayınına ev sahipliği yapmaktadır. 16 Haziran 2015’te Steam mağazasından Türk Lirası ile alışveriş yapabilme imkanı getirilmiştir. Mağaza, aynı zamanda farklı sitelerden satın alınmış anahtarların da etkinleştirilmesine imkan tanımaktadır.

    Mağaza sayfaları, içerikler hakkında görüş beyan edilen incelemeler de içerir. Bu değerlendirmeleri sadece oyuna veya içeriğe sahip olan gerçek kullanıcılar yapabilir. Değerlendirme yapabilmek için içeriği bir süre kullanmış olmanız gerekir.

    Steam Key olarak bilinen 10, 20, 50, 100 birimlik kodları ister Steam’den ister başka güvenilir sitelerden satın alabilirsiniz. Alışverişin bir diğer yolu ise doğrudan kredi kartı bilgilerinizle içeriğin fiyatı kadar ödeme yapmaktır. Aynı zamanda Steam mağazasındaki tüm içerikler, eğer o içeriğe sahip değilse, arkadaşlara hediye etmek için de alınabilir. Ayrıca Steam, oyunlarda Türkiye’ye özel olarak daha düşük fiyatlandırma yapmaktadır.

    Steam Ürün Kodları

    Steam Key gibi oyun kodları da mevcuttur. Bu kodlar belli görevler karşılığında ücretsiz kod veren sitelerden veya belirli bir içeriğin kodunu satan sitelerden satın alınabilir.

    Steam İçerik İade Etme

    Sevmediğiniz, beğenmediğiniz ya da yanlışlıkla satın aldığınız içerikleri iade etmek, Steam’in iade koşullarına uyduğu sürece oldukça kolay bir işlemdir. Peki, nedir bu “iade koşulları”?

    İçerik Kullanım Süresi

    Steam iade koşullarına göre 2 saatten fazla kullanılan veya satın alma süresi 14 günü geçen içerik geri iade edilemez. Eğer o ürünü, 14 gün içerisinde 2 saatten fazla oynadıysanız yine iade edemezsiniz.

    Üçüncü Parti Sitelerden Alınan Kodlar

    Steam kütüphanenize eklemek üzere Steam dışında başka bir siteden satın aldığınız kodu kullandığınız takdirde o içeriği iade edemezsiniz. Yani Steam dışında satın aldığınız fakat Steam’de aktif edilen oyunların geri iadesi yoktur.

    Eğer içeriği 14 günden az bir süredir sahipseniz, 2 saatten fazla kullanmamışsanız ve ürünü direkt olarak Steam üzerinden satın aldıysanız içeri iade edebilirsiniz.

    Nasıl İade Yapılır?

    Steam oyun iade etme işlemi için Steam platformunda hesabınıza giriş yapın. Daha sonra, sağ üstte bulunan, satın aldığınız oyunlarınıza erişebildiğiniz “kütüphane” kısmına tıklayın. Buraya tıkladıktan sonra sol tarafta sahip olduğunuz oyunların listesi çıkacak.

    Bu listeden iade etmek istediğiniz oyuna tıklayın. Ekrana gelen oyun içeriğinde sağ tarafta çıkan “destek” butonuna tıklayın. Daha sonra ürünü neden iade etmek istediğinizi seçin.

    İadenin Steam Cüzdanı’na mı yoksa (kredi kartı ile satın aldıysanız) kredi kartınıza mı iade edileceğini seçin. Eğer iade talebiniz kabul edilirse oyun ücreti 24 saat içinde hesabınıza geri yatırılacaktır.  İade etmek için bir diğer yol daha vardır. Sağ üstte kendi Steam profiline tıklayın. Buradan “hesap detayları” sekmesine tıklayın. “Mağaza ve satın alım geçmişi” başlığı altında bulunan “satın alma geçmişini görüntüle” kısmına tıklayın. Önünüze tüm satın alma geçmişiniz çıkacak. Daha sonra iade etmek istediğiniz içeriğe tıklayın. Diğer yöntemde karşınıza çıkacak sayfa açılacak. Buradan iade nedeninizi ve bakiyenin Steam Cüzdanı’na mı yoksa (kredi kartı ile satın aldıysanız) kredi kartına mı gönderileceğini seçin. İadeniz kabul edilirse miktar 24 saat içinde hesabınıza geri ödenecektir. Bu süreç içerisinde “cüzdan” kısmında, hesaba geri yatırılacak miktar “bakiye” olarak gözükecektir.

    Umarım bu yazı sizler için faydalı olmuştur. Eğer blogumda daha fazla oyun içeriği okumak isterseniz buraya tıklayabilirsiniz. Ayrıca youtube kanalımı da buradan ziyaret edebilirisiniz. Sağlıcakla.

  • Şaban Abak ile Genç bir Röportaj

    Şaban Abak Kimdir?

    Yıl 2013, Mayıs ayındayız. Şabak Abak’ bir şekilde ulaşmak ve o zamanlar çıkardığımız dergimiz Nun Edebiyat için onunla bir röportaj gerçekleştirmeyi çok istiyorum. Çünkü dergi hayallerimin mimarı olan cümleleri, onun bir kitabında okumuştum. Hayal gerçeğe dönüştü ve aradan dört sayı geçti, nasıl oldu da ulaştık, hatırlamıyorum. Soruları ben mi hazırladım yoksa Neslihan abla mı, onu da hatırlamıyorum ama yıllar sonra karşıma çıkan bu güzel anıyı sizlerle paylaşmak istedim. Kendisi günümüzde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Kütüphane ve Arşiv Hizmetleri Başkanlığı Başkan Yardımcısı görevinde hizmet vermektedir.

    Şaban Abak Röportajı

    Sizi bizler tanıyoruz ancak Şaban Abak kendisinin nasıl tanınmasını ister?

    Nasıl tanınmak istediğimi bilmiyorum, yani bunu hiç düşünmedim. Tanınmak istediğimi sanmıyorum ama hayatı, Allah’a ve topluma karşı mahcup olmayacak biçimde yaşamak gerektiğini öğrendiğimden beri o yönde çabalıyorum. Bu dünyaya gelip gelmediği, yaşayıp yaşamadığı belli olmayan anlamsız biri olmaktan korkmalıyız. Bundan kaçınmak için yapılması gerekenleri öğrenip gücü yettiğince de yapmalı insan.

    Son çıkan kitabınız Tarifi Bende, nasıl bir süreçte oluştu?

    Nasreddin Hoca’nın bir İslam âlimi, bir kadı ve müderris olduğunu aile büyüklerimden duymuştum. Sonraki yıllarda bunun tümüyle göz ardı edildiğine şahit olunca yazmak gerektiğini fark ettim. Önümüzde de Sezai Karakoç’un Nasreddin Hoca’yla aynı çağda yaşamış iki büyük şahsiyet hakkında; Mevlana ve Yunus Emre üzerine yazdığı iki örnek kitap vardı. Bir de Selçuklular dönemi ve Haçlı saldırıları hakkında biraz okuyunca bildiklerimi şiir yorumlama ve metin tahlil etme bilgimle birleştirdim. Böylece Nasreddin Hoca’nın latifelerini yeniden yorumlama imkânı doğmuş oldu.

    – Hocam iki şiir kitabınız yayınlandı şu ana kadar… Şiirinizin hangi damarlardan feyz aldığı onları okuyunca anlaşılıyor ancak bir de bunu sizden duyalım istiyoruz.

    Şiirin ve şairin beslenme kaynakları iki guruptur. Biri herkese açık olan ve herkesin beslenmesi, bilip öğrenmesi gereken kaynaklardır. Bunlar dili iyi bilmek, çok okumak, çağdaş Türk şiirini de geçmiş çağların şiirini de iyi okumak, dünyanın bizden başka büyük dillerinde yazılmış büyük şiirleri bilmek gibi hususlardır. İkinci guruptakiler ise her şairin kendine has özel kaynaklarıdır. Ben tam bilemiyorum ama hem medeniyetimizin geçmiş parlak devirlerinin mutlulukları hem de o mutlu çağları bu yüzyılda kaybetmiş olduğumuz gerçeği ve bunun sonucu olarak yaşadığımız acılardan etkileniyorum. Bütün bu İslam coğrafyasındaki hayatı değiştirecek, acılara son verecek, insanları uyanıp silkindirecek bir büyük destan söylemek isteği var içimde. O istekle yazıyorum çoğu zaman.

    Bir Sezai Karakoç Anısı

    – Sezai Karakoç ile olan irtibatınız size neler kazandırdı ve bize Sezai Karakoç ile olan, hiç unutamadığınız birkaç anınızı anlatabilir misiniz?

    Karakoç’un eserlerini okumak hayatıma anlam kazandırdı, ufkumu açtı. Kendisiyle tanışmak ise aramızda yaşayan bir Allah dostu ile, bir ulu kişi ile yakın olma arzumuzun yansımasıdır aslında, yoksa Karakoç’la asıl tanışmak, gerçekte eserlerini baştan sona okumakla mümkündür. Son derece misafirperver, cömert, nazik ve ince düşünceli biri Üstad. Kızıp öfkelenmesi ise sadece İslam’a, İslam büyüklerine, dava adamlarına dil uzatma gibi hususlar içindir. Çok hatıram var ama bugüne kadar hiç yazmadım hiç anlatmadım da. Ama şunu anlatayım. Sezai Karakoç, bir yıl kurban bayramında Diriliş Partisi’nin il ve ilçe teşkilatı bulunan şehirlere bir bayramlaşma gezisi yapmak istemişti. Biz de 10 arkadaş kendisine bu gezide eşlik ettik. Üç ayrı araçla İstanbul’dan yola çıktık, Sakarya’dan kuzeye Karadeniz yolunu takip ederek Giresun Görele’ye kadar gidip, oradan Kırıkkale, Ankara, Eskişehir ve Bursa üzerinden 5 günün sonunda yine İstanbul’a döndük.

    Gidiş yolunda aynı arabada oturuyorduk. Karabük’ü geçmiştik ki Üstad, öndeki iki arabada giden arkadaşları Kastamonu yol ayrımını geçmemeleri konusunda uyarmamı istedi. Normalde il ya da ilçe teşkilatı bulunmayan yerlere gitmeyecek, sadece namaz molası için duracaktık, bunu bize önceden söylemişti. Kastamonu’da parti teşkilatı kurulmamış olduğu için oraya niçin gideceğimizi anlamamıştım ama o sırada Karakoç, Kastamonu’da göreceğimiz birisi bulunduğunu söyledi. Ben de telsizi açtım, diğer iki araçtaki arkadaşlara, Kastamonu yol ayrımını kaçırmamalarını, orada göreceğimiz birinin bulunduğu mesajını ilettim. Öbür iki arabadaki arkadaşlar şaşırarak, Sezai Karakoç’un görmeye gideceği o şanslı kişi kim acaba diye aralarında konuştular, ben de duydum ve aynı merakı yaşadım. Sonra Kastamonu’ya vardığımızda bizim içinde bulunduğumuz araç öne geçti ve doğru Şeyh Şaban-ı Veli hazretlerinin türbesinin önüne vardı. Orada namaz kılıp dua ettik, biraz bahçede eğleştik. Üstadın “göreceğimiz biri var” dediği zatı böylece tanımış olduk.

    Dergicilik ve Yazmak Üzerine

    – Hocam, Anadolu dergilerinde kendini yetiştirmiş biri olarak şu an Anadolu’da çıkan dergiler için neler söyleyebilirsiniz?

    Anadolu hala güzelliğini ve samimiyetini koruyor. Eski zamanlardaki taşra dergileri gibi ülke çapında yazılıp çizilenlerden de büsbütün kopuk olmadığını gösteriyor. Büyükşehirlerde -şımarık ve maalesef cahil- gençlerin çıkardığı kimi dergileri de görüp üzülüyorum. Hiç okumadıklarının ilanı gibi.

    – Yazmanın ve dergi çıkarmanın kulluk ile olan bağı sizce ne derecedir, yazmak bir ubudiyet midir?

    Yasin Sûresi’nde elçileri yalanlayan azmış bir kavmin içinden çıkıp koşarak gelen ve halkını uyararak elçileri dinlemeleri ve onların getirdiği ilahi mesaja uymaları gerektiği yönünde ikna etmeye çalışan biri var, adı anılmamıştır. Burada tarif edilen görev, Allah’ın Peygamberler aracılığıyla bize bildirdiğini halkımıza anlatmak, yaymak, onları ikna etmek hatta bu uğurda gerekirse canını vermek olarak tarif edilebilir. Nitekim o büyük zat, şehit edilmiştir ve Kur’an’da cennetle müjdelenmiş kimselerdendir. Yazmak, yaymak, anlatmak, “Ey kavmim, Allah’ın resullerinin bize bildirdiğine tabi olun!” diye çırpınan o kahraman zatın yolundan gitmekse evet, kulluk görevlerindendir.

    – Çiçeği burnunda olan Nûn’a ve ekibine tavsiyeleriniz nelerdir?

    Çok okuyun ve seçerek okuyun. Sadece en büyükleri, şaheserleri, yüksek zekâlardan, yüce gönüllülerden sadır olmuş eserleri okumak lazım, çünkü hayat çok kısa. Magazinden ve modalardan kaçınıp kalıcı olana yönelmek lazım. Bir de her yazdığınız şiir veya öyküyü hemen beğenmeyin, daha iyi olabilir mi diye bakın, gözden geçirin. Ayrıca yayınlamadan önce üç ay, beş ay bekletin, sonra tekrar gözden geçirin. Sezai Karakoç’un hayatta olduğunu, onunla çağdaş olduğunuzu, siz kaçsanız da görmeseniz de edebiyat tarihinin sizi ve yazdıklarınızı O’nunla birlikte karşılaştırmalı ele alacağını unutmayın. Genç şair yazar arkadaşlarıma ve Nûn dergisine başarılar dilerim.


    Daha fazla röportaj okumak dilerseniz, blog sayfamda farklı vesilelerle sorular yönelttiğim güzel insanlara buradan ulaşabilirsiniz. Sağlıcakla.