Kitap okumanın sağladığı faydayı bir kenara bıraksam dahi hayal dünyama kattıkları ve okurken verdiği haz sebebiyle kendimle büyük bir iç savaş veriyorum. Gözümün önündeler, vadettiklerinin farkındayım ama neden elimi uzatıp düzenli bir ilişkiye başlayamıyorum. Ne kadar arasam da bulamıyorum bunun sebebini ve çeşitli şekillerde ve yöntemlerde kendimi okumaya yönlendirmeye çabalıyorum. Bu yıl çabamı biraz daha bilinçlendirmek amacıyla kendimi boy aynasında süzüp, ahvalimi yazmaya başladım.
e-kitap okuyucu bahanesi
Her konuda olduğu gibi okumak konusunda da farklı sebeplere tâbi olarak bir e-kitap okuyucum olmasını diledim. Eskiden bir e-kitap okuyucum vardı ve onunla düzenli okumalar yapabiliyordum. Ta ki yanlışlıkla üzerine sıçrayarak oturup parçalayana kadar. Bu olayın nasıl gerçekleştiğinin ayrıntılarını vermek istemiyorum. Ama evet, yine bir e-kitap okuyucum olursa eskisi gibi okuyabilirdim. Uzun süre pahalı olmaları nedeniyle temin edemedim. Belki de zaten ona sahip olmak istemiyordum. Sahip olamayacağıma o kadar kendimi inandırmıştım ki kitap okumayı çaresiz bir sonsuzluğa bırakmış olmanın yalancı huzuru ile kendimi tatmin ediyordum. Ama! Ama eşimin de desteği ile aldım. Eve ilk geldiğinde çok heyecanlıydım. Bir saat sonra sönen heyecanım, sırtıma büyük bir yük bindirdi. Bahanem önümdeydi ama ben yine okumuyordum.
yazmak için beslenmek
Aşırı dramatize edilmiş bu halimin sebepleri var elbette. Yazmayı seviyorum. Öyküler yazmak istiyorum insanların çoğunda soru işaretleri bırakan ve şaşırtan. Ama bunun için beslenmeye yani okumaya ihtiyacım. Bir bebeğin anne sütüne ihtiyacı denli hayati ise yazmak hayalindeki bir kişi için de okumak aynı kefeye koyulabilir. “Boş bardaktan su taşmaz.” ya da bu anlamda bir sözü vardı kıymetli hocam Hüseyin Kaya’nın. En fazla da bu yüzden okumak konusunda çırpınıyorum. Okuma amacım yazmak için değil sadece ama yazabilmem için zorunlu.
bir umut ışığı: çapraz okuma
Kitap okumakla alakalı ufak bir araştırmaya giriştim. Şundan dolayı okumalısın, okursan şöyle olur, böyle yükselirsin gibi vaatlerle dolu, gereksiz gördüğüm yazılar ve videolar arasında bir tanesi ilgimi çekti: Çapraz okuma tekniği.
Çay, Kahve, İnsan youtube kanalı, ilk kuruluş zamanından beri takip ettiğim harika bir kanal. Uzun süredir uzak kalmış olsam da bu arayışımda karşımda yine onların videosunun çıkması hoşuma gitti. Bu teknik son dönemlerde İlber Ortaylı’nın bir televizyon kanalındaki konuşması sebebiyle meşhur olmuş. Konu detayına girmeyeceğim ama İlber bey, bu tekniği kullandığını ifade etmiş. Temel mantığı, aynı anda birbiriyle alakalı ya da alakasız iki ila altı arasında kitap seçerek biraz ondan biraz şundan okuma yapmak. Birinden sıkılınca diğerine geçebilir, ondan da sebepsiz yere diğer bir kitaba geçiş yapabilirsin. Araştırmalar bunun bir kafa karışıklığına değil de daha sağlıklı ve hızlı bir okumaya vesile olduğunu gösteriyor(muş).
Çabuk sıkılan birisi olduğum için bu teknik oldukça hoşuma gitti ve denemeye başladım. Başlangıçta kendim için dört kitap seçtim: Olga Tokarczuk’tan Kadimzamanlar ve Diğer Vakitler, Cengizhan Konuş ağabeyimin Tarafsız Günler adlı şiir kitabı, Salih Bolat’ın Öykü Yazma Teknikleri ve son olarak Selçuk Ören’in severek takip ettiğim çizgi roman serisi Şehzade Yangını’nın dördüncü kitabı. Zaman içinde tecrübelerimi ve pes edip etmediğimi blogdan paylaşacağım. Yani umarım yapacağım. Yapabilirim.
Eğer bu yazıyı sıkılmadan okuyabildiysen belki diğer yazılarımı da sevebilirsin. Sana ilk olarak 2020’ye dair yazdığım şu yazıyı tavsiye edebilirim. Eğer tüm yazılarımdan haberdar olmak istersen aşağıdaki formdan bloguma abone olabilirsin.
Heyecanlıyım. Neden bilmiyorum ama ilk kez blog yazıyormuşum gibi bir his var içimde. Yazı öncesinde eşimle birlikte geçtiğimiz yılı anımsamaya çalıştım ve 2019 yılının sonunda yazdığım yazıya göz attım. 2020 için ufak da olsa güzel planlarım varmış: Suluboya öğrenmek, bisiklet sürmeyi alışkanlık haline getirmek, daha fazla öykü yazmak. Suluboya öğrenemedim, bisikletimi ise satmak zorunda kaldım ama sonradan kardeşim kendi bisikletini hediye etmiş olsa da yeni bir şehre taşınmanın verdiği ilginç ruh hali ile zaman ayıramadım. Öykü yazmak konusunda hayalim gerçekleştirerek bir öykü kitabı çıkardım. Eğer defterime not aldığım her şeyi anlatabilirsem; 2021 ile birlikte blogumun en uzun yazısına hoş geldin 🙂
2020’ye dair
gıcık misafir
Ailemiz için pandemiyi saymazsak başımıza gelen en kötü şey Lily’den ayrılmak oldu. Lily bir Van Kedisi idi ve onu ilçedeki bir veterinerden sahiplenmiştik. Bize sağlıklı bir dişi olduğunu ifade etmişti veterinerimiz. Sevimli olduğu kadar hırçın, tepkisiz bir kediydi. Zamanla bize alışacağını düşünerek kötü bir şeye yormadık. Bu sırada aşılarını da düzenli olarak ilçeye inerek yaptırdık. Büyüdükçe daha da hırçınlaşmaya ve vücudumuza zarar vermeye başladı. İşte bu süreçte öğrendik ki Lily’miz sağır bir erkek kedi imiş. Veterinere mi kızmak gerekli yoksa kendimize mi arada kaldık. Kızmak yerine tedavi arayışına giriştiğimizde köyde yaşadığımız için altından kalkamayacağımız seçenekler ortaya çıktı. 2020 yılının başlarında İstanbul’da ona daha iyi bakacağına ve tüm gerekli tedavileri karşılayabileceğine inandığımız bir kişiye sahiplendirerek ondan mecburen ayrıldık. Belki bize kızabilirsiniz ama ilçeye bir saat uzakta olan ve kendi vasıtası olmayan bizler için başka bir çare yok gibiydi. Eşim her gün tekrar tekrar Lily’nin fotoğraflarına bakar ve bana da her ne iş yapıyor olursam olayım ara verdirip baktırır fotoğrafa 🙂 Onu özlüyoruz ve onun yerine düzenli olarak karşılaştığımız sokak kedilerini çantamızda her zaman taşıdığımız yaş mamalarla besliyoruz.
kaşık oyma çıraklığı
Bu yıl yaşadığım en güzel şeylerden birisi de kaşık oymacılığı heyecanıydı. Yaşadığımız köyde kendime bir usta bulmuş ve ondan bu işi öğrenmeye gayret etmiş hatta dört kaşık da oymuştum. O zamanki heyecanımı anlattığım şu yazıyı okumanı tavsiye ederim. Maalesef yılın geri kalanında kaşık oymaya da devam edemedim ama bir kenara da bırakmadım. İlerde uygun bir ortam oluşturup yine yeni kaşıklar oymak istiyorum. Bir kaşıkla uğraştığım saatlerde aldığım tadı yakalayabildiğim çok şey yok.
kitap çıkarma heyecanı ve edebi uğraşlar
Pandeminin başladığı ve evlere kapanmaya başladığımız günlerin kaşık hobisine başlayıp ufak bir ara dahi verdiğim günlerinde ücretsiz kitap çıkabileceğim bir sistemin reklamı ile karşılaştım. Kitap çıkarmak benim için sadece bir ütopya idi. Asla kesilecek ağaçlara değebilecek bir eser ortaya koyamayacaktım. Kriter bizatihi kendim olduğu için bunu aşabilmem çok zordu. Normal bir yayınevi kitabınızdan belli bir sayıda basar ve satılsa da satılmasa da o ağaçlar kurban edilir. Fakat reklamını gördüğüm KDY sisteminde “print on demand” adı verilen sistem vesilesi ile kitabınız satılınca sadece alan kişi için o an baskı alınıyor ve hiç bir sayfa boşa gitmiyordu. Eğer merak ettiysen süreci ve sistemi anlattığım şu yazıyı okuyarak bilgi sahibi olabilirsin.
Günlerce uğraştım. O güne yazdığım tüm öyküler alıp tekrardan irdeledim. Bir çoğunu eledim ve düzenledim. Ardından güzel insanlarla paylaşıp onlarla birlikte tekrar tekrar yeniden düzenledik öyküleri hatta bir çoğunu neredeyse baştan yazdık. Ortaya ellidört sayfalık minik bir eser çıktı. Dünyalar benim oldu. Satılması için değil de koca bir hatıra olması için hazırladığımdan satış sayısına dönüp bakmadım. Bu yıla dair en güzel şeydi desem eksik kalır. Temin etmek dilersen buradan ulaşabilirsin 🙂
2020’nin edebi çabaları kitapla sınırlı değildi. Yıl içerisinde şeyhim (aramızdaki hitap şeklimiz) Mete Almalı ile birbirimize konular vererek öykü yazmaya zorladığımız altı sayılık bir instagram hikaye fanzini çıkardık. Kişisel profillerimizden paylaştığımız fanzine bu yıl da tüm hız kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Yine güzel dostlarla potkal adındaki basılı faninimizi pandemi şartları nedeniyle internet sitesine taşıdık ve kendimiz için bir arşiv haline getirdik. Şiirler ve öykülerle dolu olan sığınağımıza buradan ulaşabilirsiniz.
Hayalini kurduğumuz ömür boyu yaşanılası yer 🙂
şehir değişikliği ve arkamda bıraktıklarım
Yaşadığımız köyü çok seviyordum: Doğasını, insanlarını, arkadaşlarımı ve her ne varsa. Ama Karadeniz bambaşka bir rüyaydı. Buradan daha güzel bir köy evinde yaşayacaktık, bahçemiz olacaktı, Karadeniz gözlerimiz önünde dalgalanacaktı, cüce keçilerim olacaktı ve bahçede genişçe bir kuş bahçem olacaktı. Tayinden pek umudumuz yoktu ama sonuçları beklemenin stresi ile günlerimiz birbirine girdi.
Listenin ilk sırasından eşimin memleketine çıktı tayinimiz. Her şey istediğimiz gibiydi. Taşınma sürecinin stresinden perişan olduk ama sonunda Rize’ye vardık. Kendi memleketimden ayrılmak çok zor gelmedi ama arkamda bıraktıklarımı düşünmek üzüyor ara ara. Öğrencilerimi, düzenli olarak dere kenarına inen ve tüm köyün görüp bir benim göremediğim geyikleri, arkadaşlarımda muhabbetleri ve ansızın plansız kurulan piknik sofralarını, Çorbacı Ali Baba’nın çorbalarını ve daha birçok şeyi özlüyorum. Bu özlemlerim pişman olduğumu düşündürmesin size. Taşınmakla alakalı tek burukluğum hayallerimizi yaşayamıyor olmak. Maalesef bir köy evi bulamadık ama ilerisi için vazgeçmiş değiliz. Şuan bir apartman dairesinde oturuyor olsak da önümüzde Karadeniz tüm heybetiyle dalgalanıyor.
alakasız iki youtube kanalı
2020 hedeflerim arasında adamkarga adlı youtube kanalımda düzenli vloglar yayımlamak da vardı. Fakat bunun için tek bir adım bile atamadım. Kısa doğa videoları ve şiir, öykü okumaları yapmış olsam da hedefimden daha yılın ilk günlerinde vazgeçmiştim. Vazgeçip de ne yaptın derseniz bir başka kanal açarak orada oyun videoları çekmeye başladım. Ne kadar da alakasız, değil mi? Kararsız Karga adını verdiğim bu kanal için bir yılda beş bin aboneye ulaşmak hedefim vardı ve bunu başardım. Keyif aldığım her şeyi yaşamaya devam etmek istiyorum. Hayatımın kısa özeti; her şeyden biraz ama hiç bir şeyden tam değil!
Cancağzım Osman Hasdemir’in bana ithaf ettiği şiiri 🙂
2021 üzerine
Yeni yıla dair büyük hedefler ve planlar yapmak pek tarzım değil. Ufak hayallerim elbette var ve bunlardan birisi de blogum üzerine. Blogumda büyük bir kararlılıkla baştan aşağı değişikliğe giderek görsel odaklı temalardan yüz çevirip sadeliğe koşuyorum. Sezer İltekin ve Tahsin Sungur canlarımın yardımıyla standart wordpress temasını kendime göre düzenleyip aktif ettim. Eksiklerini ve olmasını dileğim ufak özelliklerini zaman içinde tamamlayacağız ve sürece siz de şahit olacaksınız 🙂
Yeni yılda kişisel youtube kanalımda daha fazla içerik paylaşmak istiyorum. Hobilerimden kesitler paylaşacak ve daha fazla doğa manzarasını sizlerle buluşturmaya çalışacağım. Belki yeni seslendirmeler de yapabilirim. Ayrıca oyun kanalımda da şu ana kadar sağladığım düzeni devam ettirmeyi ve yeni kardeşler edinmeyi diliyorum.
Bu yıl kitap okumak istiyorum 🙂 Yazmak üzerine çalışmalarıma ağırlık vermek ve düzenli yazıp okumak.. Şu an yazarken bile kendime gülüyorum ama umarım başarabilirim. Ayrıca Potkal ekibimizle alakalı oldukça keyifli hayallerimiz var. Bir de posdcast meselesi var. Bir kez başlayınca bırakmak istemiyor insan. Sezer İltekin ağabeyim ile giriştiğimiz bu işe bir yıl ara vermiş olsak da umarım bu yıl da devam edeceğiz. Her bir adımı seninle burada paylaşıyor olacağımdan emin olabilirsin.