Fuat Sağıroğlu, Dünya’nın Son Savaşı isimli tasavvufi bilimkurgu romanının yazarı: Daha önce roman hakkında kısa bir yorum yazısı yazmıştım. Eğer halen okumadıysanız buraya tıklayabilirsiniz. Bu yazıda kendisiyle romanı üzerine gerçekleştirdiğimiz oldukça hoş bir söyleşi bulacaksınız. Hadi başlayalım o zaman 🙂

ayrac

Dünya’nın Son Savaşı’nın zihninizdeki oluşum süreci nasıldı? Bir bilimkurgu romanını, tasavvuf ile bütünleştirmek fikri ve çabası hangi vesile ile ortaya çıktı?

Öncelikle dünyamızda bitmek tükenmek bilmeyen savaşlara olan karşıtlığımın bu şekilde dile geliş şeklidir bu roman. Dünyanın sürüklendiği sonu bu şekilde yazıya döktüm. Savaşsız, acısız geçen tek bir dönemi yok insanlık medeniyetinin. İnsanlık tarihi, savaşların ardından kalan nefretin tarihidir. Bu dünya bir gün son bulacak. Bu da, benim bu sona dair bir görüm… Bu yönüyle bir distopya denilebilir.

Bunun yanı sıra bugüne kadar binlerce bilim kurgu eseri üretildi. Hem farklı ve yeni bir edebi form oluşturmak hem de bunu kendi özümüzde sahip olduğumuz bir şeyle yapmak istedim. Uzaklarda aramak yerine bu topraklara, Anadolu’ya ait bir hazineden yararlanmak istedim. Zaten bilinçaltımda duruyordu ve sadece hatırladım…

Dış Dünya ile ilgili merakınızın başlangıç hikâyesi nedir? Romanınızda kurguladığınız uzay varlıklarının ilham kaynağı ne oldu?

Dünya dışı yaşamı her zaman merak ettim ve ona ilgi duydum. Milyarlarca galaksinin olduğu bir evrene dair bilgimiz çok kısıtlı olsa da, hayalgücümüz uçsuz bucaksız. Dünya dışından bir varlığın bize ne kadar yakın olabileceğini anlatmaya çalıştım. Çünkü aynı bütünün parçalarıyız ve şu an için sadece bunu anlamaktan uzağız. Bunun yanı sıra Rabbü’l Alemin derken aslında bütün alemlerin ve bütün akıllı varlık alemlerinin yegane Rabbi diyoruz. Yani insan dışındaki akıllı varlıkların da yaratanı olan tükenmez kudret sahibi tek bir yaratıcıdan bahsediyoruz. Her varlığı bir şekle büründürmeye, bir forma sokmaya gerek yok. Ben de, onları hissettiğim şekilde tasvir etmeye çalıştım. Bazı varlıklarsa birçok kaynaktan zihnimize kazınmış olan tasvirlerin bir yansımasıdır…

Romanınızda Mevlânâ’dan tatlı esintiler yer almakta: Hatta büyük bir ipucu olacağını bilmesem sorumu şu şekilde sormak dilerdim: Size Mevlânâ ve Şems-i Tebrîzî’yi seçtiren ne oldu sayısız erenler arasından?

Mevlâna ile Şems-i Tebrîzî’nin ne ülkemizde ne de ülkemiz dışında hala yeteri kadar tanınmadığını düşünüyorum. İlk amacım onların bilinmesine ve tanınmasına yönelik bir katkı yapmak, çorbada bir tuzum olmasını sağlamaktı. Bu iki gönül insanı, çağları aşan öğretileri ve eserleriyle çok farklı edebi türlerin ilham kaynağı olabilirler. Ayrıca ikisinin kadim dostlukları birlikte anılmalarına birçok vesile sağlıyor. Onları ayrı düşünmek olmazdı.

Uğur ve Armen’in “aşk”ını size bu kadar güzel anlattıran şey ne oldu?

Zaten aşk, başlı başına güzel bir şey ve hiç kuşku yok ki bu fâni ve geçici dünyayı daha anlamlı kılıyor. Aşkı güzel kılan da, kalıplarının olmaması. Yani farklı dinden, kültürden, ırktan herhangi birine karşı aşk duyabilirsiniz. Zıtlıkların ve kimliklerin bir önemi yok. Uğur ile Armen’in aşkında olduğu gibi. Kim olduklarından daha önemli olan bu. Birlikte yeşertip, büyüttükleri bir aşka sahip olmaları. Tasavvufi öğeler ağırlıkta olduğu için ve zaten başlı başına bir bilim kurgu romanı olduğu için aşka çok yer vermedim. Aşk; çok özde, istiridye kabuğunun içindeki bir inci gibi. Onu bulup, hissedebilenlere ne mutlu…

Sizce, Dünyanın sonu gelmeden insanlık bir bütün olamaz mı? Bunca şeye sebep nefsin ve şeytanın ötesinde ne olabilir?

Bu dünya hayatı, bir sınav yeri. Ancak bir sınav yeri olduğu kadar bir öğrenme ve deneyim yeri de olduğunu düşünüyorum. İnsanoğluna bahşedilen bu gezegenin yani evimizin kıymetini daha çok bilmeli ve burada bulunma amacımızı daha iyi idrak etmeliyiz. Ve esas mücadele, esas savaşsa insanın kendi içinde, kendi iç dünyasında. Farklılıklarımızı bir ayrışma değil, bir bütünleşme vesilesi olarak görme bilincine eriştiğimizde gerçekten insanlık medeniyeti kurulmuş olacak.

Romanınızda Dünyayı kurtarabilmek için hayvanların da düşmanın karşısında duruşunu anlatıyor ve bazı hayvanların ne şekilde bu savaşa dâhil olduğunu tasvir ediyorsunuz. Peki, sizce kargalar bu savaşın neresinde olurlardı: Kargalar için ek bir tasvir rica edebilir miyiz?

Dünya gezegeni, başta hayvanlar ve bitkiler alemi olmak üzere içerisinde birçok canlıyı ve yaşamı barındırıyor. Dünya artık can çekişme noktasına gelmişse bundan bir insan kadar bir fil de, bir karınca da endişe duyacaktır. Çünkü hepimizin dünyası burası. Onların dünyasına saygı göstermediğimiz sürece salt mutlu olamayız. Böyle bir savaş olsaydı, kargalar da zekalarıyla mutlaka bir destek verirlerdi. Çünkü hiçbir şey sebepsiz yere yaratılmış olamaz. Belki de tüm kargalar bir araya gelip, kocaman bir gak sesi çıkartarak insanoğlunu daldığı bu gaflet uykusundan uyandırmaya çalışırlardı…

İçten sorularınız ve keyifli söyleşi için çok teşekkür ederim.

Bunları da Sevebilirsin :)

YORUMSUZ BIRAKMA ^^