Önce Lada vardı. Dağ keçisi de derler, Niva. Üç maaşla alabiliyordum abi, mucize gibi bir şey. Doksan dört model, çekme demirli, çürüksüz, Tofaş direksiyon kutulu. Geyik dağlarına çıkardım onunla. Çocukluğumda babamla traktör sırtında tavşan anladığımız yamaçları bana mısın demeden tırmanırdı. Nivamın şansına elim hiç boş dönmezdim. Gün ağarmaya başladığında bir dere kenarı bulurduk kendimize. Allah ne verdiyse pişirir, yer ve evin yolunu tutardık. Aradan bir yıl geçmeden fiyatı katlandı, tutabilene aşk olsun. Artık onunla kurduğum uyku öncesi hayalleri bile ulaşılmaz oldu. Hayalleri bile garibanlıktan kurtulamayan bu kardeşin artık rüyasında bile göremiyor dağ keçisini.
Dağ Keçisi
Öykü Yazmaya Çalışırken
Öykü yazmaya çabalarken kendimi blogda buldum. Aslında öyküyü bir yere götüremeyince blogum aklıma geldi. Öyküde belli bir noktaya varması gerekiyor metnin fakat burası öyle mi? Burası bana ait bir köşe ve karım bile dağınıklığı düzenlemem konusunda ısrarcı olmuyor. Sağ olsun masamın dağınıklığına bile birkaç ricanın ardından sessiz kalıyor.
Mart 2023Çevreye Verdiğimiz Rahatsızlıktan Dolayı Özür Dileriz*
*Bu öykü Serazat Edebiyat Dergisi’nin Eylül-Ekim 2022 tarihli 2. sayısında yayımlanmıştır. İlk işi tabelayı asmak oldu. Bir tadilata başlamadan önce yapılması gereken ilk şey bu değil miydi? Sanırım evet. Sırtına bir balyoz indi. Usta işe başladığına göre ilk adım doğru atılmış olsa gerek. Sırada ne var? İkinci bir balyoz darbesi kafasına indi. Yer yavaş yavaş kırmızıya […]