Bir öğretmenin en büyük mutluluğu ne olabilir? Belki benzer belki bambaşka cevaplar alınabilir bu soruya lakin konu ben olunca işler biraz ilginçleşebilir. Öğretmenlik görevi devam ettirdiğim süreçte branşımla pek alakalı görünmediği halde, bence çok alakalı, edebi anlamda öğrencilerime katkı sağlamaya gayret ediyor; okumayı ve yazmayı sevmeleri, sosyal iletişim becerilerini geliştirmeleri için çabalıyorum. Bu çabalarım maalesef zamanın getirdiği dikkat dağınıklığına sebep tonlarca şey yüzünden çok karşılık bulamıyor olsa da yaklaşık on yıl süren öğretmenlik hayatımın tamamına yetecek tebessümü bana yaşatan üç öğrencimden bahsetmek istiyorum: Buse, İzel ve Sude.
Çalıştığım köy okulunda bir yıl koçluklarını yaptığım, hem liseye giriş sınavları için hem de okul kütüphanemiz için çok çalıştığımız güzide öğrencilerim. Gerektiği kadar test çözdük, fazlasıyla kitap okuduk ve okuduğumuz kitapları yorumladık. Hatta yazdıkları yorumlardan bazılarını blogumda yayımlamak onuruna da eriştim.
Bu harika öğrencilerle kütüphanemizin düzenini sağladık ve diğer öğrencilere de kitapları sevdirmeye çabaladık. Hatta kartpostal hobimde bile bana eşlik ettiler. Adımıza KaSeT (Kitabı Sevdirme Timi) dedik ve bir instagram hesabı bile açtık. Şimdilerde derslerinden dolayı pek aktif olarak kullanmasalar da okudukları kitapları yorumladıkları koca bir anı olarak duruyor.
Sonra onlar en güzel şekilde kazandılar liselerini ve uzaklara gittiler. Fakat okumak ve yazmak konusundaki iletişim ve gayretleri hiç sönmedi. Hatta Buse ve Sude, iki ikiz kardeşler aslında, bir gün bana birer öykü gönderdiler: Harikaydı. Hemen Hüseyn Kaya hocamla paylaştım öykülerini. “Tut bunları, sakın bırakma, fena cevher var.” demişti. O gün, bir öğretmen olarak en mutlu günümü yaşadığımı hissediyordum ama yanılmışım.

Yanıldım. Daha da mutlu olabileceğim şeyler de varmış bir öğretmen olarak ve yine vesilesi bu güzide öğrencilerim olacakmış meğer. Geçtiğimiz günlerde okullarında bir fanzin çıkaracaklarından bahsettiler. Daha da mutlu oldum. Yetmedi, birer öykü yazdık ve bir edebiyat dergisinde yayımlanacak dediler, gözlerim doldu. Okullarındaki edebiyat öğretmenleri, gayretli ve samimi öğretmenlere selam olsun, onları fark etmiş ve sağ olsun desteklemiş, ilgilerini artırmak için gayret etmiş. Birer öykü yazdırdıktan sonra Denizli’de Halikarnas Kültür Derneği‘nin çıkardığı Delikli Çınar Kültür Sanat Edebiyat Dergisi‘nin yedinci yıl özel sayısında yayımlanmasını sağlamış. Dergi elime ulaşana kadarki heyecanım, dergide onların öykülerini görmem.. tarifi zor duygular benim için. Bir öğretmen olarak daha ne kadar mutlu olabilirim bilmiyorum ama umarım yine yanılırım, hep yanılırım ve hem Buse, İzel ve Sude’nin hem de diğer tüm öğrencilerimin harika başarılarına, güzel meziyetlerine, hayran kalınası erdemli davranışlarına şahit olabilirim.
Halil Amca eline sade kahvesini almış, keyifle yudumluyor. Eşi Emine Hanım şekerli içmesine izin vermiyor, aralarında bir tartışma konusu bu. Şekerli içerse şeker hastası olurmuş, ömrü kısalırmış, bir televizyon programında öyle demişler geçen sabah. Gerçi hoş, başka bir programda da tam aksini iddia ediyorlar. Her zamanki gibi pencerenin önündeki koltuğuna oturdu Halil Amca, sokağa bakıyor. Ahmet abiye mahalle maçlarını, Zeynep’e çocukluk arkadaşlarıyla birlikte kurduğu hayalleri hatırlatan bu sokak, ona kim bilir neler anımsatıyor?
Sokak, Buse Şahan, Delikliçınar 69
Dünyada doğal güzellikler ve yeşilliklerin çok olduğu, beton yapıların az olduğu zamanlarda bir genç yaşarmış. Bu genç, çağının yeniliklerini -olduğu kadarını bile- kovalamaya çalışmayan biriymiş. Tek mutluluğu doğaymış ve bir mağara. Yıllar geçmiş, insanlar değişmiş, kendileri gibi dünyayı da değiştirmişler. E bizim genç de öyle genç kalacak değil, o da yaşını almış, olgunlaşmış ve yetişkin olmuş ama hâlâ bir doğa aşığıymış. Dünyadaki bu değişiklikler dışında, olduğu gibi kalan bir yer varmış. Bu yer, şehrin uzağında kalan, patikayla gidilebilen ve neredeyse hiç insan yüzü görmeyen bir mağaraymış. Bu geçmişin genci, geleceğin yaşlısı şimdilerinse yetişkini, insanların yaptıklarına hiçbir zaman anlam veremiyormuş. Bütün bu doğal güzellikleri neden yok etmeye başladıklarını hiç mi hiç anlamıyormuş.
Yaşlı Adam ve Mağarası, Sude Şahan, Delikliçınar 69
Sezer için bir yanıt yazın Yanıtı iptal et