Yazar: adamkarga

  • Meczup Adında Bir Fanzin Heyecanı

    Son zamanlarda 3. sayısı için hazırlandığımız bir fanzinimiz var. Karganın bloguna hayli zamandır uğramıyor olma sebebi kesinlikle bu değildir. Karganya’da uzun süren bir yas mevsimi baş gösterdi. Bu sebeple dünyaya gözümüzü açamaz olduk. Her neyse, konumuza geri dönelim: Adına Meczup dedik ve güzel insanlarla, uçuk kaçık hayaller kurduk. İlerleyen günlerde sana yepyeni bir sayıdan bahsedeceğim fakat…

  • Bahadır İçel İle Benim Adım Z Üzerine

    – Gökyüzüyle bütünleşerek uçabilmek, sizde nasıl duygular canlandırır? Rüyalarımın çoğunda uçarım. Sanırım bu hayatın tüm kısıtlarından ve sınırlarından kurtularak tamamen özgürleşmiş olmayı hissettiriyor bana. Gündelik yaşamın sorunlarından, sorumluluklarından kaçış. Rahatlama ve mutluluk… Yer çekimine bile karşı geliyorsunuz, var oluşa bir isyan aslında. – Bunca yalnızlığın olduğu bir dünyayı düşlemek ve canlandırmak dileğinin kaynağı nedir? İnsanlar,…

  • Deli Dürtmesi: Konya ve İki Güzel İnsan

    Bizim oralarda en hafif tab… Son dört yazıdır aynı şekilde başladım yazıya ve halen bu plansız gezintinin ilk yazılarını okumadıysanız sizi önce birinci kapıdan, sonra ikinci, üçüncü ve son olarak dördüncü kapıdan buyur edelim. Dördüncü kapı Ankara idi ve bir öğle vakti Ankara’dan Konya’ya geçtim hızlı trenle. İşte bu yazı, Konya’nın hikâyesidir. Bu vakte kadar…

  • Deli Dürtmesi: Ankara mı Dost mu Sorusu

    Bizim oralarda en hafif tabirle deli mi dürttü seni derler. Yazın bunca sıcağına rağmen önce Sivas, sonra Tokat ve Eskişehir’in ardından şimdi de Ankara’daydım. İlk cümlem şu olmalı: Ankara, içinde yaşayan muhabbetli bir dostunuz varsa güzel. Eğer böyle bir şansa sahip değilseniz, Anıtkabir ziyaretiyle bitmesi gereken bir gezidesiniz demektir. Hızlı tren ile vardığınızda karşınızda Ulus…

  • Deli Dürtmesi: Eskişehir ve Talihli Talihsizlikler

    Bizim orda en hafif tabirle, deli mi dürttü derler. Çıktığım yol önce Sivas‘a, ardından da Tokat‘a vardı. Şimdi ise plansız ve pek bahtlı giden yolculuk Ankara’yı aracı edip hızlı tren ile Eskişehir’e ulaştı ( treni o kadar hızlı bulmadığımı söylersem kızan olmaz umarım). Eskişehir’in methini defalarca duymuş da olsam, bazı resimlerine hayran hayran bakınsam da…

  • Deli Dürtmesi: Ecevit Bardağı ve Tokat

    Sivas doyulmayacak bir şehir. Bunun sebebi onun maddi yapısından kaynaklanmıyor: Meydan Camiinde Şems-i Sivâsi Hz.’leri ile, Ulu Camii ile, medreseleriyle, tarihiyle, Abdulvahhab Gazi ile ve elbette hiç geride kalmayan dostluklar ile.İlk geldiğim andan beridir yürüyorum her bir yere. Tabanlarım yanıyor desem, inanın bi nebze abartı olmaz. Dostların hepsiyle olamasa da bir çoğu ile teker teker…

  • Deli Dürtmesi: Sivas

    Zikredilebilecek en kibar tabirle, deli mi dürttü derler bizim ellerde. Yani durduk yere ne gereği vardı bu maceranın dercesine, otur oturduğun yerde adamakıllı dercesine bir söz bahsini açtığım. Bizim burada zikretme sebebimiz ise bir deli dürtmesinin ardından ansızın alınan Sivas otobüs bileti ve akşamına yola çıkış: İşte bütün mesele bu; dellenmek yada dellenmemek! Planlı programlı…

  • Expo 2016 Antalya Macerası

    Memleketten uzaklarda iken başlayan EXPO 2016 fuarı ilgimi çekmiş ve o muhteşem açılışta orada olmayı dilemiştim. Fakat bunun pek imkanı yoktu. Memlekete döner dönmez yapmak dilediğim işlerin başında orayı ziyaret etmek ve doyasıya bahçeleri dolaşmak vardı. Hayalim daha büyük ve neredeyse tamamen farklı ülkelerin bahçe kültürleriyle dolu bir alandı: Binlence farklı çiçek, bahçe, insan, koku, renk ve tebessüm…

  • Memleket, Yaz Okumaları ve Seyfettin Efendi

    Karganız memlekete kanat çırpalı iki yazı ve bir bayram geçti aradan fakat bu yazı için ancak fırsat bulabildim. Soğuk Van ilinden Antalya’ya gelmek hayli yorucu ve yakıcı bir tecrübe: İkinci günün sabahı geri dönüp dönmemekte hayli kararsız kaldım ve kendimi zor tuttum diyebilirim. Ailenin hatrı olmasa yani bunca sıcağa katlanmak akıl kârı değil. Gelgelelim Manavgat (memleketim)…

  • Fareler ve İnsanlar, John Steinbeck

    Fareler ve İnsanlar üzerine yazılacak bir yazının başlığı için gönlümün hoş bulabildiği tek başlık bu oldu; tavşanlar, insanlar ve Lennie. Oldukça gereksiz gelebilir tespitim sizlere fakat (her zaman öyleymişim gibi bir hisse kapıldım nedense) Lennie’yi Dalton kardeşlerin Avarel’ine benzetmekten kendimi alamadım. Hatta bütün kitap boyunca Avarel’in sesiyle konuştu Lennie. Aralarındaki tek fark Lennie’nin biraz daha…