Çok fazla konuşamayacağım, avuçlarımdaki kelimelerin miktarı tükenmekte. Çatıdan haykırdım ademçocuklarına! Bir yardım eli uzanır diye beklerken, biri çatıdan aşağı çekmeye başladı beni: ilkin düşüyorum zannettim fakat yere vardığımda acıyan bi yanım yoktu: yalnızca bahçedeki bir gülün dikeninin sancısı vardı göğsümde.
O akşam hayli yorgundum beyamca. İnanır mısın, kulağımda hâlen sabahtan kalma melodiler çınlıyordu. Sanki bütün gün bir sabahtan birde şuandan ibaretti. Arada geçen zamanda yaşadıklarımdan hiç bir şey yok hatrımda: biri dese ki öldün ve dirildin, ondan bütün bu unutmuşluk: inanırım. Haklısın, bu durum için bi ilacın yoktur belki dükkanında, Lokman Hekim’de de olmayacaktır eğer haklıysan. Aramayı bırakmalıyım söylediklerine inanacak olursam.
Ne için sızlanıp durduğundan emin olmanı dilerim ademçocuğu. Bak, dinle ne olur! Bana bi yuva yap, ağaç dallarından bir yuva yada gelincik saplarından.
♦ masanın üzerindeki ağrı kesici
Hep buradayım. Bana sadece bakarak başının ağrısının geçeceğine inanan bir adamın masası burası. Gün boyu sesi hiç çıkmıyor: birilerini aramak yerine birilerinin kendisini aramasını bekliyor: bu yüzden olmalı yalnızlığı. Çevresinde onun kadar insana sahip olup, yalnız olabilmek büyük bir çaba gerektirmeli: ama o bunu çabasız başarabilecek kadar boş. Evet, boş!

Yazıyı yazdığın günde çok manidardır.
manidar olan nedir konusunda cevapsız kalmış durumdayım 🙂