Ay: Aralık 2019

  • 2019 Biterken

    Bir yıl daha geçip gitti. Her yönüyle güzel bir yıldı benim için. Evlendim, kardeşim doktor oldu, karımın hobisi olan kartpostalkutusu.com rayına oturdu, fanzinimiz yeniden canlandı, askerlik aradan çıktı… B12, eksikliğini bas bas bağırdı bu yıl ayrıca. Bu yüzden hatrıma gelmeyen nice güzel şeyi, o üç noktanın içinde varsayıyorum. Elbette canımı sıkan şeyler de vardır ama B12 eksikliğinin bile unutturamadığı bu güzel şeylerin yanında asla ağır basamadılar. Örneğin yapmak isteyip de tembelliğim yüzünden başaramadığım çok şey oldu: Sulu boya öğrenmek, yeniden youtube’a içerik hazırlamak, bisiklet sürmeyi rutin haline getirmek, daha fazla kitap okumak, öyküler yazmak, hedeflediğim kişilerle röportaj yapmak, yurdum insanı kanalına devam edebilmek… Bu üç noktanın içinde de birçok unuttuğum şey var elbette.

    2020 başlarken çoğu kişi gibi kendime hedefler koydum ama oldukça basit hedefler bunlar. Zamanımı çalan birkaç şeyi bırakacak ve yerini bu hedeflere ve daha dolu şeylere ayıracağım. Başta yıl boyunca günlük 30 sayfa kitap okumak, düzenli blog yazmak ve video günlüklerimi rutin haline getirmek var. Fakat bu hedefler için 2020 yılının girmesini beklemek yerine hemen ilk video günlüğümü hazırladım bile. Daha önce birçok kez vlog çekme çabam olmuş ve yayımlamanın yanına bile yaklaşamamıştım. Bulabildiğim kayıtlardan ve kısa videolardan, kafam kadar karmaşık olmayı başaramamış, sadece üç buçuk dakikalık bir video günlük hazırladım. Zaman kıymetli, bu sebeple hep bu kadar kısa olacaklar gibi hissediyorum.

    Yeni bir yılda, tebessümle…

  • Hayvanat Bahçesi Mi?

    Öğrencilerimle bir şeyler yapmayı, onlarla yazıp çizebilmeyi, fikir üretebilmeyi.. bir konu hakkında üç beş cümle de olsa düşündüklerini ifade edebilecekleri cümleler kurabilmeleri benim için paha biçilemez. Son dersimizde, altı kişilik bir sınıfta, hayvanat bahçeleri hakkında konuştuk. Kendi fikirlerimi paylaşmak yerine, öncelikle onların düşüncelerini yazmalarını istedim.

    Konu hakkında neler düşündüğümü daha önce Sezer Ağabey ile yaptığımız bir Potansiyel Podcast kaydında paylaşmıştım. Eğer kaydı dinlemediysen diye buraya bırakıyorum. Öğrencilerimin masum cümleleri ile, en beğendiğimi en sona koydum ve çizim de ona ait, sizi baş başa bırakıp uzaklaşıyorum 🙂

    Bence hayvanat bahçeleri bir yandan iyi bir şey. Çünkü hiç görmediğimiz hayvanları orada görüyoruz ve onlar hakkında bilgi sahibi olabiliyoruz. Ama bir yandan da o hayvanlar yuvalarından ailelerinden de yaşama stilinden kopuyor. Hayvanlar doğal ortamlarında daha iyi daha güzel ve daha sağlıklı bir hayatları varken biz onları hayvanat bahçelerine götürdüğümüzde, o hayvanlar üzülüyorlardır. Ailesinden, evinden ve yuvasından ayrıldığı için çok üzülüyorlardır. Siz de yuvanızdan, ailenizden, o güzel renkli evinizden ve arkadaşlarınızdan ayrılırsanız çok üzülürsünüz. Hayvanları kendi yerinize koyun. Bir de olayın bu tarafından bakın.

    Hayvanat bahçeleri gereksiz. Çünkü bir sürü hayvanı kafeslere koyup, kafeslerde besleyip, kafeslerde büyütüyorlar. Bu onlar için çok kötü bir şey. O hayvanlar kendilerini besleyebilmek, büyüyebilmek istiyor olabilirler. Bir hayvan bir hayvanı avlayarak karnını doyurabilir. Bir aslan kafeste büyümek istemez. Kendi yaşam alanında kendilerini büyütebilmek, karnını doyurabilmek ister ya da bir maymun ağaçtan ağaca atlayabilmek ister. Hayvanı kafese koymak onlar için çok gereksiz bir şey. Bu hayvanları doğal yaşam alanlarından alıkoyuyorlar. Bu hayvanlar için çok kötü bir şey.

    Bence hayvanat bahçesindeki hayvanlar kendine ait olan yerde yaşamalı. Kafeste belki rahat edemez, kafeste özgür olamazlar. İnsanlar, turistler gelip görecek diye hayvanları kendi yuvasından koparıyorlar. Mesela balıklar akvaryumda yaşamak yerine kendi denizinde yaşasalar, aslanlar kaplanlar ormanda yaşasa, sizce iyi olmaz mıydı? Herkesin kendine ait yeri var.

    Hayvanat bahçeleri insanların dikkatini çekiyor ama biz hayvanların mutlu olup olmadığını bilemiyoruz. Hayvanat bahçeleri faydalı değildir. Bizler nasıl özgür ve canlıysak, onların daha özgür ve canlı olmaları gerekir. Onların bizden hiçbir farkı yok. Sadece onların özgürlüğünü kısıtlamış oluyoruz. Hayvanat bahçesindeki hayvanları serbest bırakmalıyız. Biz bir kafesin içinde olsaydık, çıkmak için dayanamazdık. Onlar da aynılardır.

    Hayvanat bahçeleri bir sürü hayvanın kafeslerde tutsakmış gibi yaşadığı bir yer. Bir hayvanat bahçesinde neredeyse tüm hayvanlar var. İnsanların gelip onları izlemeleri ve sonra para vermeleri için olan bir şey. Sırf para kazanmak için hayvanların hapsedilmesi kötü. Farklı iklimdeki hayvanları bir araya toplayarak doğanın dengesini bozuyorlar. Bu hayvanlar ve doğanın dengesini korumak için kötü.

    Hayvanların kafeste olmaları iyi bir şey değil. Onları ailelerinden koparıp zorla kafese koyuyorlar. Bence bu çok acımasızca bir şey. Bir insanı alıp kafese zorla koysak, bütün hayatın boyunca burada yaşayacaksın desek, güzel olur muydu? Nesli tehlikede olanları doğal bir yaşam alanı oluşturarak oraya koyabiliriz ama diğer hayvanları niye orada tutuyoruz ki. Sırf insanların zevki için onlara acı çektiriyoruz. Onların da bu hayatı özgürce yaşamaları gerektiğini düşünüyorum.

  • Arzuhâl 12.11.19

    Kahramanmaraş’ta günün ilk ışıklarıyla, adını hatırlayamadığım bir çarşının önünden soğuğu hissederek ağır adımlarla yürürken, sağınızda kalması gereken çorbacıda içebileceğiniz bir kase sıcak ekşitme çorbasının yüzünüze yansıyacak aromasıyla..

    Gözlerinden birisinin yerinde minik, ak bir çukur bulunan yavru tekir, yol boyu takip etti bizi. Oysa ona bir şey vadetmemiştik. Sadece acı ile karışık bir sevgi belirmişti bizde onu görünce. Yuvamızda halihazırda bulunan Van kedisi Lili hanımefendi, bizim için yeteri miktarda bir sorumluluk ve ayrıca kendisi bir arkadaş kabul etmeyecek kadar kıskanç. Ama o gözler… Acınası ve bir o kadar da sevimli hâli tekirin. Neden çıktın ki karşımıza!

    Hanımkargamın doğum günü hediyesi olarak aldığı ve ilk haftadan akordunu bozduğum kalimba için baş parmak tırnaklarımın uzamasını bekliyorum. Eğer bir dalgınlık anında iki tırnağımı da kemirmeseydim gerekli uzunluğa çoktan ulaşmış olacaklardı.

    Potansiyel Podcast için yeni sezona hazırlanıyoruz. Bu hazırlık sadece zihinsel faaliyetleri kapsıyor olsa da yakın bir zamanda tekrardan Sezer Ağabey ile kulaklarınızı tırmalayacağız 🙂

  • İçimden Gelmiyor

    KAFAMDAKİ AĞRIYA BENZER, BALON GİBİ ŞİŞKİN, ANLAMSIZ HAVA KÜTLESİNE

    Nedenini bilmediğim bir tembellik ile boğuşuyorken ve aynı oranda kendimi hareketlendirmek için çabalarken, kenler kene olmuş kanımı emerken, “yarın bi hasret giderelim senle” dediğim dostumu iki gündür aramamışken ve erken uyumam gereken akşamları bir sonraki günden selamlarken ve hâlâ ken’elerle boğuşurken…

    ADI FEHMİ DEĞİL ASLINDA

    Bakır kazan kalaylayan Fehmi Dede ile bir röportaj yapacaktım bir zamanlar. Dini yaşamada hayli titiz olmasına rağmen ağzından küfür eksik olmaz ve bunu bir türlü önleyemezdi. Zaten röportaj da bu yüzden iptal oldu. Zira küfürleri yazıdan çıkarttığım zaman ortada büyük bir anlamsızlık kalıyordu. Fehmi Dede’nin tüm öyküsü küfürler üzerineydi sanki, onlar olmadan bir şey anlatmasına imkan yoktu. Kibar adamdı da ayrıca. Ortamda bir kadın varsa eğer “Evladım, sen benim kızım sayılırsın, kusuruma bakmayacaksın şimdi ama …” derdi anlatısındaki ilk küfürden evvel. İyi adamdı. Artık kalaycılık yapmıyor. Kalay malzemeleri, evinin altında, eskiden atölye olarak kullandığı viranede duruyor. Ölmedi, yaşıyor, maşallahı da var hani, delikanlıyım diyeni zorlar güreş tutsa.

    https://www.youtube.com/watch?v=wKudSbClRdc&t=719s

    Son günlerde izlediğim tek şey: Hayat Bilgisi