Ayşim’den nasıl bir konu bekliyordum emin değilim ama karşılaştığım şeyi hiç ummadığımı henüz ilk cümleleri okurken yaşadığım şaşkınlıkla fark ettim. Sanırım, sıradan bir aşk romanı yada bir Anadolu anlatısıydı umduğum. Hatta kitap kısacık da olsa sonunu göremeyeceğimi, beni saramayacağını düşünüyordum. Suizanıma rağmen, kitabın sararmış yapraklarının kokusu ve kapağındaki renkleri cezbetti beni. E tabi bir de kapağın üzerinde yazarının bile adı yazmazken “Büyük Türk Romanı” ifadesi yer alıyor olması da var!

…Ne hayal ederek başladığımdan emin olamasam da kararsız beklentimin yerini ansızın üzerime çullanan Sultan Ahmed’in sarayı aldı. Tasvirler öylesine canlıydı ki kendimi istemsizce Lale Devri’nin parıltısında buldum. Yazarı ilk kez tanıyor olsam da hakkında uyanın merakım, kitaba kısa bir ara vermeme neden oldu: Enver Behnan Şapolyo. 1900 ile 1972 yılları arasında yaşamış, İstanbullu bir öğretmen kendisi. Meslektaş olmamızın artırdığı ilgi.. Milli mücadele destekçisi, gazetecilik de yapmış bir yazar. Üç romanının yanı sıra birçok çocuk kitabı ve okullarda yıllarca okutulan ders kitapları da varmış kendisinin.
Ayşim! Bir Türk güzeli. Sultan Ahmed’in bir kayık gezisi esnasında nazar edip saraya kaçırttığı bir güzel. Sultan’a yüz vermeyip ölümü göze alacak kadar nişanlısına bağlı, cesareti ve mertliğiyle gönüllerde nam salmış eski bir asker olan Ahi Baba Kılıç Baba’nın kendi kadar cesur kızı Ayşim. Roman, hem Ayşim’i hem Lale Devri’nin sarayı ve halkı sömürüşünü, halk mahvolurken sarayda coşan eğlence ve bu eğlencelerin altında ezilenleri anlatıyor. Kitap, Ayşim ve babası için buruk da olsa güzel bir sonla bitiyor fakat arkasında Osmanlı Sarayında kan ve kabus seli bırakıyor.
Ayrıca kitabın her yeni bir bölümündeki paragraf başlarında yapılan harf çizimleri oldukça hoşuma gitti. Onları da paylaşayım dedim. Evet, gereksiz hem de çok. Ama burası böyle bir yer!






Adamkarga için bir yanıt yazın Yanıtı iptal et