Ay: Haziran 2019

  • Yazamayan Yazar: Kelimelerbenim

    Biz kargaların ve siz insanların bilinçli bir şekilde tattığı, asla bırakamadığı ve ömrü boyu peşinden gelen zehirler var. Uzun süre uzak kalmış olsak bile ansızın zihnimizde beliren anısı ile yeniden onu arzulayabiliyoruz. Bahsettiğim şeyler sadece kötü alışkanlıklar olarak nitelendirdiklerimiz değil hatta konumuzun bununla hiç bir ilgisi yok. Aylar süren eğitim ve provaların sonunda tiyatro sahnesine çıkacağımız ve oyunumuzu sergileyeceğimiz ilk gün, yönetmenimiz şunu söylemişti: “Sahne tozu büyük bir zehirdir ve bunu bir kez tattıktan sonra bırakmanız imkansız olacak!” Ne demek istediğini o an algılamayacak kadar heyecanlıydım ama birkaç yıl sahnede olmanın ardından araya uzak kaldığım yıllar girdi ve hep sahnenin arzusu ile yaşamaya devam ettim. Aynı olgu benim adıma yazmak, fanzin basmak, gezmek, okumak için de geçerli. Peki neden zehir? TDK zehir için “sıkıntı, keder” anlamlarını da veriyor. Olguyu yaşarken zehri hissetmiyor hatta ondan zevk alıyorsunuz.. dünya bir yana, o an bir yana! Fakat ondan uzak kaldıkça içimizde deveran eden arzu, sıkıntı ve kedere dönüşüyor. Her neyse konumuz yazmak zehri ve yılların emeğine rağmen yazmaktan uzak kalmış bir blog yazarı: kelimelerbenim.

    Blog yazmaya başladığım 2009 yılından bu yana tanıyarak sevdiğim güzel insanlardan birisidir. Hayli üretken ve başarılı bir blog yazarı olmasına rağmen son zamanlarda o kadar blogundan uzak kaldı ki… Onunla uzak kalışı üzerine, adına podcast denilen fakat illa garip bir isim bulmam gerektiği için Radyogak! ismini verdiğim yarım saat kadarcık bir söyleşi yaptık. Blog yazan, yazmak isteyen veya blog okuyucusu olan herkes için bir pay barındıran bu güzel söyleşiyi paylaşıyorum sizlerle. Umarım keyifle dinlersiniz. Gitmeden evvel kendisine bu keyfili kayıt için bir kez daha teşekkür ederim. Belki devamı da gelir? Neden olmasın!

    Unutmadan… Söyleşinin sonunda bir yazı yazması konusunda kendisinden söz aldım 🙂 Ve beklenen oldu, söz tutuldu, yazı yazıldı: Ne Dersin?

  • Ne İçin Bunca Sevinç?

    Siyasetin anlamını bilmeyen çocuklar gibi şen, bayramda torunu gelmiş reklam nineleri gibi mutlu, umutlu…

    Hanımkarga ile akşam ne yemek yapılsa sorusuna cevap ararken kendimizi köyün Çorbacı Ali’sine giderken bulduk. Yol kenarındaki hatmi çiçekleriyle uzun süren muhabbet sonucu yirmi dakikalık bir yürüyüş sonrası vardık lokantaya. Ali abi, kısa boyu, hafif kilosu ve bizleri gördükçe tebessüm eden yüzüyle hoş ve elibol bir insan. Çorbası öksüz doyuran denilir, büyükçe bir tabakta gelir. Sadece çorbayla bile karnını doyurabilir müşteri. İsterse ızgara vb. et yemekleriyle de devam edebilir ziyafetine. Burası hayli kalabalık bir şehirler arası yolu kenarında olduğunda başta kamyon şoförleri olmak üzere yolcuların uğrak noktası.. Bu sebepten hiç tanımadığınız insanlarla beraber yemek yiyebilir ve ilginç yol hikayeleri dinleyebilirsiniz. Hatta şanslıysanız ve yola çıkmaya hazırsanız herhangi bir araba yada tıra binip saatlerce muhabbet sonrası kendinizi yeni bir ilde bulabilirsiniz. Bi saniye…

    Birkaç hafta önce Hanımkargam civciv almamı istedi. Evde büyüttükten sonra bahçedeki kümese koymayı planlıyordu. Fakat köye gelen tavukçuda civciv kalmamış olunca yerine bıldırcın yavrusu aldım iki tane. Çok sevdi onları ama kısa bir süre sonra dişi bıldırcın hastalıktan öldü. Yalnız kalan erkek için bir eş bulmalı yada bıldırcınları olan birisine vermeliydik. İnsan veya hayvan fark etmiyor.. yalnızlık ağır mesele.

    Çorbamı içerken düzenli aralıklarla bir kuş sesi duyuyorum ve ilgimi çekiyor, çekmemesi imkansız 🙂 Lokantada işe giren yeni mezun öğrencim Ramazan, ilgimi fark edip geliyor: “Hocam arkada bıldırcınlar var, ses onlardan geliyor.” Kaşığı bir kenara bırakıp doğru sesin geldiği yere geçtim. Kafeste onlarcası var ve her yan yumurta dolu. Güzelliklerinden kendimi aldığım anda bizim yalnız erkeği buraya getirip bırakmak fikri canlandı zihnimde. Yemekten sonra Ali Abi’ye teklifimi sundum. Henüz evdeki iki bıldırcınımdan birinin öldüğünü söylemiştim ki “Al götür benimkilerden iki tane, yanına koy.” diyerek sözümü kesti. Aksi için çabalasam da eve dönerken kucağımda iki tatlı bıldırcın ve 18 bıldırcın yumurtası vardı. Buraların insanı böyledir: Senden almak değil, sana daha fazlasını ikram edebilmektir derdi. Keşke tüm ins… Neyse, karganın duası kabul olsa, her saat başı güneş yeniden doğardı.

    Şimdi tahta kafeslerinde üç bıldırcınımız var ve daha ilk günden iki yumurta verdiler. Onları gördüğümde öylesine sevindim ki. Çok saçma bir sevinç belki dışarıdan ama o iki yumurta ile siyasetin anlamını bilmeyen çocuklar gibi şen, bayramda torunu gelmiş reklam nineleri gibi mutlu, umutlu…

  • Karga’dan Dünya’ya

    Gök gürültüsü, kapalı hava, hafif serpiştiren yağmur, pencerenin az ilerisindeki yoldan hızla geçen arabalara, şimşek parıltıları, horoz sesi, kuş şarkıları, hafif rüzgarla ağır ağır sallanan ağaç dalları ve akşam yemeği için ayıklanan börülcelerin süreğen “kıt” sesi…

    Masamı her ne kadar çok seviyor olsam da bilgisayarın açısı yazı yazmamı zorlaştırıyor. Tembellikten ve yeniliğe bir miktar sdafasczv….! Ürpertici bir gök gürültüsü ile hızlandı yağmur. Ve yazı yazmak arzusunun yerini fırına atılacak olduğunu duyduğum patatesin heyecanı alıyor. Son günlerde çok yemiyor olsam da bir türlü kilo veremiyorum. Her gün yeterli miktarda kanat çırpsam da düzensiz oluşundan olsa gerek, pek bir işe yaramıyor. Konumuzla ne ilgi var deme! Zaten bir konumuz yok, olduğu pek nadir görülmüştür. Aslında sana son okuduğum kitabı anlatacaktım ama ruh hâlim oldukça uzak buna. Göze uzak olsa da yakınca bir yere gürültüsü büyük bir yıldırım düştü şuan. Dikkatim tamamen dağıldı. Sahi ben ne amaçla yazmaya başlamıştım?

    Kartpostal hazırlamak son zamanlarımda en sadık kalabildiğim hobim ve yağmur çok hızlandı. Pencereyi kapatmalıyım! … Pencerenin kapanmasıyla yağmur doluya döndü, camı dövüyor. Neyse! Geçtiğimiz haftalarda 60 kadar öğrencimi de zehirleyerek (!) kartpostal etkinliği düzenlemiştik. Kartları hazırlamaları pek heyecanlı değildi ama cevaplarını bekleme süreci ve alırken büründükleri heyecanlı, meraklı hâl muazzamdı. İçlerinden mezun olan dördü daha da ileri giderek postcrossing üyesi oldular. Yani bunu istedikleri sürece yapmaya devam edebilecekleri bir aracı siteye üye oldular. Bugün onlarla ilk kartlarını hazırladık bile. Eğer neden bahsettiğim konusunda bir fikrin yoksa, kartpostal hobisi adına sana şu yazıyı tavsiye edebilirim 😉

    Konu bu da değildi. Yazıya başladığımdan beridir hava şartları sebebiyle 4 kez elektrik gitti ve yeniden yazdığım için iyice koptum. Senin için bir video hazırladım. Fonda oldukça hoş bir şarkı ile kartpostal hazırlıyorum. Kayıt esnasında tatlı bir heyecan vardı içimde. Umarım hoşuna gider geçirdiğin birkaç dakika. Daha düzensiz ve daha saçma yazılarda ve hatta belki videolarda görüşebilmek ümidiyle…