Antalya Devlet Tiyatrosu sahnesinde izlediğim İstanbul Devlet Tiyatrosu oyunu, Yeşim Gül ve Ebru Aytürk’ün canlandırdığı iki karakter, muazzam oyunculuk, ağza yakışmamış Rum şarkıları, harikulade danslar ve karmaşa! Karmaşa çünkü oyunun ilk 10 dakikası, gerek ses efektlerinin baskınlığı, gerekse repliklerin sarf ediliş şekli nedeniyle hiçbir şey anlayamıyorsunuz. Bu durum oyun boyu iyi konsantre olmadığınız her an sizi yakalıyor. Cahilliğimi saklayacak değilim fakat oyunu, oyundan sonra yaptığım araştırmalar sayesinde anladım. 1 saat süren tek perdelik oyunun ardından gerek oyunu, gerekse bahsi geçen (oyunda nedeni tam anlaşılmıyordu) göç arzusunu anlamak için bir müddet araştırma ve okuma yapmak zorunda kaldım. Oyunu Devlet Tiyatrosu şöyle ifade ediyor:
“1922 yılı İzmir’inde, “Amane” kahvelerinde şarkı söyleyen Eleni ile sokaklarda yaşayan Lena’nın hayatları kesişir. İki kadın savaşın kaosunda, ‘gitmekle kalmanın’ sanrıları arasında kendi yazgılarına sürüklenir. Toprağından sökülüp atılanların kültürüne, müziğine ve trajedisine farklı bir bakış…”
Eğer oyunun konusunu oyundan evvel okumazsanız olan biteni anlamanız oldukça güç. Ancak emin olun bütün bunlar kötü bir oyundu, aman izlemeyin anlamına gelmiyor. Sadece biraz okuyarak gelin ve muhteşem, oyunculuğun tadına varın diyorum.
Oyun mübadele dönemindeki iki kadını anlatıyor dedik. Biri gidişin hayaliyle koşuştururken, diğeri topraklarından ayrılmayı ölüme yeğliyor: Baskın replikleriyle Elini ön planda gibi dursa da sizi oyuna bağlayan Lena’nın sevecenliği ve yer yer ansızın patlayan neşesi olacaktır. Yaratıcı geçmişe dönüşleri, dansları ve hızlı geçişleri(!) ile güzel ve izlenesi bir oyun Sevgili Hayat 🙂
Oyunun Dekoru.

Bir yanıt yazın