Serazat Bir Maceranın Onuncu Durağına Dair

Serazat Edebiyat Dergisi

Serazat Edebiyat Dergisi 10. sayısı

Üniversite yıllarında edebiyat dergisi maceramız Nun Edebiyat Dergisi ile başlamıştı. Bir edebiyat dersi sonrası kantinde sınıfın geneli ile çay içerken yapılan muhabbetten, okuduğum kitabın etkisiyle muhabbeti açan da bendim diye kalmış hatırımda, heveslenen yalnız üç kişiydik: Kafa kafaya verip başladık hayal kurmaya. Öncelikle Türk İslam Edebiyatı Prof. Dr. Alim Yıldız hocamızın yayına vardık, istişare ettik. Ardından onun yönlendirmesi ile tanıştığımız insanlardan maddi destek alamasak da o günden bugüne şiar edindiğim şu güzelim nasihate rast geldik:

Bastığınız şey kesilen ağaçlara değecek mi?

Nun Edebiyat Macerasında devamlılığı ve dergi çıkarmanın hayatıma nakş oluşuna vesile olan ise Hüseyn Kaya oldu. Onun edebiyat sohbetleri ve babacanlığı bizi ileriye taşıdı. Zaman geçtikçe maceramıza yeni güzel insanlar dahil oldu. Dergi çıkarmanın en güzel yanı da buydu benim için, yıllardır süren nice dostluklara ve kardeşliklere vesile oldu bu macera hatta başka başka dergilerin çıkmasına.

Aradan on dört yıl geçmiş ve Nun ile başlayıp Enfa, Peçete, Meczup, Bu da mı Gol Değil, Potkal, Isırgan ve belki de adını hatırlayamadığım birbirinden kıymetli heyecanların ardından Serazat Edebiyat Dergisi çıktı geldi.

Nun Edebiyat Dergisinden yani daha ilk günden beri vadettiğimiz periyodlarda çıkamadık. Ne zaman hazır olduğuna kendimizi ikna ettiysek o zaman yeni bir sayı çıkabildi. Son müşterek çalışmamız Potkal’ın ardından uzunca bir süre ara verdik dergiciliğe. Pandeminin sonralarına doğru içimizde yanan bu ateş artık önüne geçilemez bir hal alınca eski dostların bir dergi çatısı altında toplanması şart oldu. Geçen zamanda hep gönülden bağlıydık ama bizi biz olarak ifade eden bir dergimiz yoktu.

Nun ailesinin “posta kelebeği” Şeyda, belki de en uzun süre, şimdi kendime çok kızarak söylüyorum bunu, muhabbetten uzak kaldığımız kardeşimdi. Yıllar sonra onunla yaptığımız konuşmada yeniden bir dergi çıkarmak ateşini o yakmıştı. O muhabbetin ardından bir iç hazırlık dönemim, kendimi ikna sürecim oldu ve ardından her şey çorap söküğü gibi çözüldü.

Adını Serazat koyduk beraberce: Başıboş, özgür, bir şeye bağlı olmayan… Tam bize göre bir isimdi. Sen sahibi, sen yayın müdürü, sen şu, o bu gibi sıfatlandırmalardan uzak kalmayı tercih ettik her zamanki gibi ve yine “BİZ” olduk. Hem basılı olarak temin imkanı sunduk hem de ücretsiz olarak okunabilmesi için e-dergi olarak yayınladık.

Bu noktaya gelene kadar aramıza katılıp ardından vedalaştığımız dostlar olsa da madem konu onuncu sayımız, haftaya çıkmasını planladığımız onuncu sayımızın künyesini sizlerle paylaşmalıyım:

öncesiyle sonrasıyla bir gün bu yazısının devamı gelecek.

Not: Bu yazı, Sezer İltekin abim ile bugün bir blog yazısı yazmalıyız dememizin eseridir.

Previous Article

İstanbul Plaket ile Sevdiklerinize Hediyeler Hazırlayın

Write a Comment

Leave a Comment

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir