Pahlanmış köşeleri, kambur sırtıyla dev bir kabuklu hayvanı andıran otobüs, ağaçlığın ardından önce toz ve dumanını, sonra yüzünü gösterdi. … Yorgun ve kederli bir sokak köpeğinin iç çekişini andıran garip bir ses çıkararak, bekleşen kalabalığın önünde durdu.
ÖBÜRKÜLER, MAHİR ÜNSAL ERİŞ
Yazar Mahir Ünsal Eriş Beye saygısızlık olacağından endişelenmeseydim eğer, ruhumu gıdıklayan otobüs ve yol tasvirini baştan sona paylaşmak isterdim. Niğde Otogarında başlayan ve Ankara Hergele Meydanında sona eren otobüs yolculuğunun doyurucu tasvirli yolcuları arasından Fahrettin Bey ve ailesi kitabımızın ilk bölümünün kahramanları.
60’lı yıllar. Fahrettin Bey, Niğde’de Sümerbank Müdürü. Düzenli aile hayatına sahip, arkadaştan yana şanslı bir insan. Eşi Fevziye Hanım ve 3 çocuğu ile rahat hayatlarını arkalarında bırakarak, bir bilinmeze doğru yelken açmaktalar. Fahrettin Bey, onu Sümerbank’a müdür yapan mebus arkadaşının ısrarlarıyla kendisini İstanbul yolunda buluyor. Ömürlerinde ilk kez Niğde’den ayrılan ailesini, gittikleri bu meçhulde neyin beklediğini bilmiyor olmasının korkusunu yaşıyor içten içe Fahrettin Bey. Gerçi kendisinin gençliğinde Ankara görmüşlüğü var. En azından İstanbul’a gidecekleri trenin kalktığı yere kadar aşina. Fakat ya sonrası?!
Yolculuk, ömründe ilk kez sandviç yiyen iki çocuğun masum hayalleriyle, menzili İstanbul Haydarpaşa Garı olan tren ile devam ediyor. Fahrettin Bey’in meraklı iki çocuğu sayesinde trenin kompartımanlarını geziyor ve öğrencilik yıllarımdan aşina olduğum insanların, sarılı oldukları tülbentlerin içindeki azıkların kokusunu burnumun ucunda hissediyorum tekrardan. Ve Fahrettin Bey’in sigara sahnesi… Güney Kurtalan Ekspresinde yolculuk yapan bir üniversite öğrencisinin, acemice içtiği ilk sigarayı ve üzerine sinen kokudan iğrenerek, tütünün izini silmeye çabaladığı anı hatırlattı.
Dumanı içine çekmeyi bilmez, ağzına doldurup üfleyerek dilini damağını apacı etmeyi sigara içmek sanırdı. … Üstü başı sigara dumanı olunca … trenin rüzgârı, üstüne sinen kokuyu alsın diye camdan hafifçe sarkarak bekledi.
Fahrettin Bey ve ailesinin yolculuğu biter ve kendilerini kaza bela eski bir Rum evinde bulurlar. Ailesi için yuva olsun diyerek hazır edilmiş bu konak, onlara memleketlerinin hasretini ve göçüp gitmiş, öbürküleşmiş varlıkların korkusunu yaşatacaktır. İlk bölümde, cin padişahları, canavarlar ve karabasanların varlığını kabullenmişken, diğer bölümde sizi bekleyen sürprizlerle karşılaştığınızda, yazarın kalemine hayran kalacaksınız. Bir solukta okuyup bitirdiğiniz kitaptan zihninizde hem neşeli hem de korku dolu tablolar kalacak: Rum ve Türk türküleriyle bezeli Boyalıköşk Sokağı’nın esnaflarına, tatlılarına ve komşuluklarına imrenecek, Beter Ali’nin aklına bin küfür edeceksiniz. Yazar Mahir Bey, ilk bölümde fazla ilginizi çekmeyen iki noktayı anlattığı ikinci bölümde, sizi ters köşe yapmakla kalmayacak, birbirini tamamlayan 2 bölümden oluşan, Nazım Hikmet’in “Memleketimden İnsan Manzaraları” kitabından şiirlerle süslenmiş, severek işlerini takip ettiğim usta çizer M.K. Perker’in harikulâde çizimleriyle bezenmiş, tatlı bir roman okutacak.
Buraya kadar okuyan sevgili misafir. Okudukların sadece acemi ve fazla heyecanlı, duygusal okurun kendince yaptığı bir kitap güzellemesidir. Bir çırpıda okudum ve çok sevdim. Gerisini sen anla 🙂


