Evlilik ve Mangal Arasındaki İlişkiye Dair

Karga!şa ulamında

Başlığın bir tık ilginç olduğunun kabulüyle itiraf etmeliyim ki yazı fikri eşime ait. “Bunu yazmalısın.” dedi, emir telakki ettim ve pençeleri sıvadım. Yazının sonlarında yıllardır muhabbette olduğumuz blog yazarı dostlarımın da kısa kısa bu konudaki fikirlerini ekledim. Öyleyse önce koltuğa uzanmalı ve biraz çocukluğuma inmeli!

Çocukluğumun ilk mangal manzarası

Çocukluğumda ilk hatırladığım mangal manzarası Manavgat Şelalesi’nin az ötelerinde bir mevkide, yine çocukluğuma dair nadir fotoğraflarımdan birisinde beraber hapsolduğumuz iki adsız baba dostu çocuğu ile canlanıyor gözlerimde. Annem her zamanki gibi bir köşeden izliyor olanları, adsız iki kardeş, biri kız biri erkek, üstlerimizi batırma korkusu olmadan oynaşıyoruz. Neden korkmuyorum üstümü batırmaktan, bilemiyorum. Acaba gerçekten bir mangal ve üzerinde cosur cosur pişen etler var mıydı o gün? Yoksa aynı günün gecesinde, rüyamda et yediğimizi mi hayal etmiştim. Baba! Bu yazıyı okuyorsan bi’ aydınlat beni: O gün tam olarak neredeydik, mangal var mıydı ortada ve et, son olarak kimdi o arkadaşlar, şimdi nerededirler, ne iş yaparlar?

Gençlik/bekarlık dönemi mangal ile ilişkim

Büyüdükçe babamın arkadaşlarının düzenlediği pikniklerde sıklıkla gördüm dumanını mangalın. Dumandan ibaret hatıralarım.. kurulan büyük sofralarda babamın yanına sinişim; sonra denize gidenlerin ardından “Onlar neden dönmüyorlar?” sorusunu içime gömerek, yine bir başka baba dostunun arabasıyla eve dönüş. Mangal, çocukluğumda adını henüz bilmediğim bir şey öğretmişti bana: Sosyal sınıf. Güzel insanlardı hepsi de fakat aramızdaki farkı derinlemesine hissederdim. Onlarda olan yaşam kalitesi bizde yoktu. Onlar yüzmeye gidebiliyordu, biz gidemiyorduk. Onlar mangalın sahipleriydi ve kendi arabalarıyla gelebiliyorlardı. Biz ise onların arabalarıyla getirip götürdüğü aileydik. Babam garip adam (garip adamsın baba).

Büyüdükçe mangalın anlamı fark kazanmaya başladı. Irmak kenarında üç liraya alınan otuz İnegöl köfteydi mangal artık. Bolca ekmek, çekirdek ve gazlı içecek, eğer paramız varsa bir de karpuz ve otuzlu İnegöl köfte; acaba gerçekten et var mıydı içinde. Buz gibi ırmak suyunda yüzer, yanan ateşin başında toplaşır, tıkınırdık.

Büyüdüm: Lise arkadaşlarım, babam ve üniversite dostlarım eklendi mangallı hatıralara. Ama hiç işi bilen kişi değildim. Çalı çırpı toplayan ve eşya taşıyandım. Mesleğe başlayıp cebimiz para görünce, bilsem de bilmesem de mangal dumanına boğuldum defalarca. Dakikalarca uğraş, ateşi yak, yer yer eti heba et ama keyfi bir başka güzel. Artık keyifli bir şeydi mangal hatta lokantada bir şeyler yemektense eti kendi alır pişirirdin aklın varsa. Fakat hâlâ beceriksizim.

Evlilik ve mangal bağı

Başlık biraz ilginç olabilir lakin evlenince bir şeyler değişiyor. Omzunda tahmin edemeyeceğin yeni yükler ve göğsünde yepyeni vasıflar beliriyor izci nişanları gibi. Mangal da bunlardan birisi oldu benim için, evliliğin getirdiği sorumluluklardan birisiydi iyi bir mangalcı olmak. Doğanın içinde harika bir yerde yaşıyorduk ve misafirimiz boldu. Her geleni hem doğa ile hemhal etmek hem de en güzelinden yedirip içirmek gerekirdi, gereklilikten değil ama seviyorduk bunu.

İlk zamanlarda hem malzeme hem de beceri eksikliğim yüzünden birkaç misafiri ve kendimi hayal kırıklığına uğrattım. Sanırım üçüncü seferdi, bir şeyler oldu: İçimde bir mangalcı enişte ruhu uyandı. Ateş tek seferde gürledi, kömürler tez tutuştu, etin yağıyla yükselmedi ateş, dindirmek için harını ateşin tuz aramadı gözlerim, etler külle bocanmadı, yahu bir de güzel oldu ki sormayın gitsin. Kusura bakma, çok ballandırdım, canın çektiyse vereyim adresi gel, yaparım sana da 🙂

O gün bugündür korkmuyorum hatta her fırsatta mangala sığınıyorum. Arabamız yok ama gittiğimiz yere taşımak için bir mangal hazırlama kiti kıvamında kolimiz var. Şuan yazarken hatırladığım çocukluk anılarımın çok ötesinde düşüncelerim ama yine unutmuş değilim o zamanki hislerimi; yediğim her lokma bir şükür sebebi bu yüzden.

Güzel arkadaşlar, abiler edindim, bir benzerine dahi imkan olmayan çok güzel anlar yaşadım ateş başında. Paylaşmak, bir arada olmak, birlikte hareket etmek ve muhabbet gibi anlamlar kazanmaya başladı mangal. Belki de çocukluğumun bana hazin anılarında, babamın hisleri e böyleydi. Hem her şeyi doğru hatırlamıyor da olabilirim. Zihnim çok oyun oynar bana, yaşamadığım şeylerin yaşanmış seraplarını iliklerimde hissettirir.

Soruyu bir de evli blog dostlarımıza soralım!

  • Çayyaş Mustafa der ki: Evlenmeden önce mangalı babam yakardı. evlendikten sonra ihale bana kaldı.
  • Kelimerlerin Sahibi Sezer Abi der ki: Atalarımız avcıydı, günün ilk ışıklarıyla mağaradan çıkıp avlanır, mağaraya taze et getirirlerdi. Atalarımızdan bize genetik bir miras olarak kalan avlanma ve aile üyelerine yemek sağlama içgüdüsü günümüzde modern insanı kasaptan et alıp mangal yakmaya itiyor. Bu içgüdünün evli erkeklerde ortaya çıkmasının sebebini tahmin etmek de güç değil.
  • Nargileci İsmail der ki: Kayınpederlerle bir numaralı aktivite. Mangal yakmaktan haz etmesem de mecburen yakıyorum. Bir de evlendikten sonra yapılabilecek pek bir aktivite olmuyor. Ne yapalım, hadi mangal yakalım.
  • Issızdaki adam Emrah Abi der ki: Mangal ile evlilik arasındaki bağlar benzer ve çok sıkıdır. Mesela evlilik + mangal = göbek. Erkeğin evlendikten sonra tek yemek yaptığı yer mangaldır 😁 Aslında biz öze dönüş seramonisidir 😄 Hele kayınpeder vs. gibi eş dost akraba ile gidilirse kendini gösterme sahnesidir. Evde yumurta kıramayan erkek o anda masterchefe dönüşür 😄 Bu arada benimde üzerine master yaptığım bir mevzudur mangal. Etin süte yatırılıp terbiyelenmesine, közün durumundan, hangi etin kaç santigrat derecede, kaç dakika közün üzerinde duracağına kadar uzmanlaştım. Bayburtta tek yapabildiğim aktivite bu o yüzden 😄 Aile bireylerinin doğada kendini bulduğu/gerçekleştirdiği yer olan mangalla evlilik (veya aile diyebiliriz) arasındaki karmaşık yapının bir tez konusu olması gerektiğini düşünüyorum eyyorlamam bu kadar 😂
  • Can Dost Eyüp der ki: Bekarlık yıllarımda arkadaşlarımızla yahut ailemizle piknik yapmaya gittiğimde pikniğin olmazsa olmazı mangal idi. Fakat ben mangalı izleyen taraftım çoğunlukla. Semaver ile ilgilenmek daha bir hoşuma giderdi. Yıllar birbirini kovaladı ve bekarlık yaşantım sona erdi, evlendim. Evlenince, tıpkı senin de yazında belirttiğin gibi sorumluluk ve ödev duygusu gelişti. Artık gittiğimiz pikniklerde mangalın başına geçen taraf ben olmuştum. Gerçi şimdiye kadar iki defa mangallı bir piknik yaptık ama olsun. Diyeceğim o ki, evlilik ve mangal kelimesi ikisi de sorumluluk ve ödev kavramları ile yakından ilişkili durumlar. 😀

Bu yazı, blog dostlarından tek bekar olan Kahveci Tahsin‘e armağan edilmiştir. Eğer bu yazı gibi kafası karışık başka yazılarımı da okumak dilersen buraya tıklaman yeterli. Sağlıcakla.

Karga'dan Mektup Almak İster Misin?

Bir Yorum Yaz


1 Yorum Yapıldı

  1. Eyüp Aktuğ dedi ki:

    Selamlar dostum,
    Mangal ile evlilik arasında bence şöyle bir ilişki var. Bekarlık yıllarımda arkadaşlarımızla yahut ailemizle piknik yapmaya gittiğimde pikniğin olmazsa olmazı mangal idi. Fakat ben mangalı izleyen taraftım çoğunlukla. Semaver ile ilgilenmek daha bir hoşuma giderdi. Yıllar birbirini kovaladı ve bekarlık yaşantım sona erdi, evlendim.

    Evlenince, tıpkı senin de yazında belirttiğin gibi sorumluluk ve ödev duygusu gelişti. Artık gittiğimiz pikniklerde mangalın başına geçen taraf ben olmuştum. Gerçi şimdiye kadar iki defa mangallı bir piknik yaptık ama olsun.

    Diyeceğim o ki, evlilik ve mangal kelimesi ikiside sorumluluk ve ödev kavramları ile yakından ilişkili durumlar. 😄