Ay: Ağustos 2026

  • Öykü Yazmaya Çalışırken

    Öykü Yazmaya Çalışırken

    Öykü yazmaya çabalarken kendimi blogda buldum. Aslında öyküyü bir yere götüremeyince blogum aklıma geldi. Öyküde belli bir noktaya varması gerekiyor metnin fakat burası öyle mi? Burası bana ait bir köşe ve karım bile dağınıklığı düzenlemem konusunda ısrarcı olmuyor. Sağ olsun masamın dağınıklığına bile birkaç ricanın ardından sessiz kalıyor.

    Kendi çocukluğuma dair bir anıyı öykü halinde anlatmak istemiştim. Ülker Çokokremin en küçük boyutu vardı, incecik, kıpkırmızı, dikdörtgenin en güzel haliydi çocukluğumda. Pek alamazdık, soframızda nadir görülen bir misafirdi. O geldiği zaman dört kardeş kimin ekmeğe ne kadar sürdüğünü takip eder, fazla sürenin ya bir lokmasını azaltır ya da diğerleri de bir tur fazla sürerdi. Ekmeğin gözeneklerinin çikolatayla dolduğu görülmemiştir. Yüzeyde zar kadarcık bir katman anca oluşurdu da sürüldüğüne ne çikolata inanır ne de ekmek ekmekliğinden olduğunu hissederdi.

    İşte buydu öykü edeceğim ama oldu. İki farklı giriş yaptıktan sonra pes edip geldim buraya. O iki farklı açılışı paylaşıyorum seninle:

    Baba, kapının arkasına asılı pantolonun arka cebinden yıpranmış deri cüzdanını çıkardı. Uykudan ayılamamış büyük oğlu kapının öbür yüzünde burun deliğinde kazı çalışması yapar hâlde uzatılacak parayı ve talimatı bekliyordu. Babanın cüzdanı en az çocukları kadar zayıftı. Bundandır ki talimatlar altı boğazı doyurası dört, beş ekmekten ötesi olmazdı. Talimatı her sabah büyük oğul alsa da sokak kapısından bakkala giden daima bir küçüğü olurdu.

    ***

    Her sabah ekmek almaya kardeşlerin büyüğü yollanır fakat kapıdan çıkıp soğuk havada bakkala giden her nedense bir küçüğü olurdu. O sabah babanın ağzından dökülen büyülü sözlerin etkisiyle ağabey son sürat çıktı evden ve aynı hızla dönüverdi. Poşetteki dört ekmeğe hasret kalınan bir kızıllık eşlik ediyordu. Kızıllık evin dört haylazını da usulca sofrada oturtmaya muktedirdi.

    Şimdi ise bambaşka öyküler düşünmeliyim. Kendimden olmamalı, işin içinden çıkamıyorum kendimi öyküye dahil edince.

  • Video Çekmek Bu Kadar mı Zordu?

    Video Çekmek Bu Kadar mı Zordu?

    sözde bir vlog kanalım var ve bir süre harika hatıralar biriktirdim orada. dönüp baktığımda yüzümde tebessüm oluşturan, eş dostun bizden haberdar olmasına ve hasret gidermesine vesile olan bir albüm görevi görüyordu. lakin daldan dala konduğum şu ömrümde vlog kanalıma da ara verdim uzun süre, bloguma verdiğim ara gibi.

    en azından bloguma bunu yapmamam gerekirdi çünkü hiç bir şey yokken blogum vardı. adı farklıydı, sayısız blog adresi değiştirdim, bazen açtığımı unuttuğum bloglarım karşıma çıkıyor fakat bugün meşgul olduğum çoğu şeyin ilk adımıydı 2009 yılında başladığım blog yazmak.

    konumuz bunlar değil. uzun zaman sonra kamera karşısına geçip kitap kargomu paylaştım. benim için kıymetli bir andı. ara ara nefes almak için hem blog hem vlog denemelerim olur inşallah.

    sağlıcakla kal…