Ay: Ocak 2022

  • Seyir Defteri

    Yeni yılla birlikte oldukça güzel alışkanlıklar edinmeye başlamışken elimden kayıp gidenler de oldu. Bunların başında ufacık bir şeyin bile hızla yazısını yazabilmek geliyor. Okuduğum kitapları ve izlediğim filmleri hatta bir tiyatroyu bile yazamadım bloga. Kazançlarım ise kitap okumaya daha fazla özen göstermek ve öyküye daha fazla zaman ayırabilmek.. Her neyse, maksadım bu yılın ilk günlerine dair hızlı bir özet geçmekti. Kendimde birazcık gayret görebilsem, bu kısa özetten on bir yazı çıkarırdım 😀

    The Color of Paradise, Cennetin Rengi

    Majid Majidi’nin yıllardır etrafında döndüğüm harika eserini (Harika olduğunun izlemeden de farkında idim ama nedense bir türlü izlemek için kendime fırsat vermemiştim.) sonunda izledim. Kuşların ve doğanın sesine oldum olası kulak kabartıyor olsam da bazı hisler eksikmiş meğer bende. O özü, bütün bu güzelliklerin ardında yatan kudreti hisse ve zikre muhtacım. Bende eksik ama tarifsiz kalan şey tam da bu imiş. Kendi kendime saçmalıyorum gibi, değil mi? Ben anladım ya, gerisi pek de mühim değil.

    Okuduğum Kitaplar

    Yeni yıldan bugüne kadar dokuz kitap okumuşum. İlk kitabım Refik Halit Karay’dan Gurbet Hikayeleri oldu. Öykü adına okumalar yapmayı hedeflediğim bir yıl için harika bir başlangıçtı. Onu takiben Sait Faik’ten Sarnıç ve Şimdi Sevişme Vakti geldi. Sait Faik’in tüm kitaplarını okumak konusunda kararlıyım. Mahir Ünsal Eriş’ten esrarengiz bir eser olan Diğerleri, Yaşar Kemal’den Yolda, Ferit Edgü’den Do Sesi, yine Refik Halit Karay’dan Memleket Hikayeleri, Memduh Şevket Esendal’dan Otlakçı ve son olarak İlban Ertem’in çizimiyle Puslu Kıtalar Atlasını okudum. Normalde her birini blogda yazar ve yarı dolu yarı boş anlatırdım illa. Sanırım blog yazmaya ayırdığım zamanı çok görmeye başladım kendime. Böyle anlamsız haller çok sık uğrar bana. Eminim kısa bir süre sonra yine bir şeyler değişecek ve düzenim, olumlu ya da olumsuz mu olur bilemiyorum, bozulacak.

    Yastık Adam, Antalya Devlet Tiyatrosu

    Geçtiğimiz haftalarda izlediğim harika bir tiyatro oyunuydu. Onun için uzun bir yazı hayali kurmuş olsam da başaramadım. Yazı taslakta asılı kaldı ve bir adım öteye gidemedi. Oyunculuklar, sade dekor ve hikayenin hızlı ve dikkat çekici akışıyla iki perdelik güzel bir seyirdi. Memleketimden kilometrelerce uzakta, memleketimden bir iz bulmuş olmanın verdiği saçma bir duygunun eşliğinde izledim oyunu. Sanki eş dost ziyarete gelmiş gibi bir histi. Oyundan sonra da oyuncularla kısa bir sohbetin ardından onların kendi sahnelerinde izlediğim diğer performanslarının hatıralarıyla evime döndüm.

    Rize Kitap Kulübü

    Rize’de güzel şeylerin bir parçası olabilmek adına katıldığım, heyecanlı bir okuma grubu Rize Kitap Kulübü. Daha birkaç buluşmada bile harika insanların bir araya toplandığı ve zaman geçtikçe çok daha güzel şeyler olacağını fısıldayan bir çaba. Bu ay benim kitabımı da okuyacağız. Biraz yerilmek iyi gelecek.

  • Kendi Sözlüğünü Oluşturmak

    Okuduğum kitaplarda yeni yeni kelimelerle tanışmak, kitap okumaya dair en sevdiğim şeylerdendir. Bir kitap bana yeni bir kelime katabiliyorsa, o kitabı ayrı bi’ seviyorum. Kelime dağarcığımı geliştirmek adına ara ara sözlük okumaları yapıyor olsam da bu yeni kelimeler hayatımda çok fazla kalıcı olmuyordu. Hatta tuttuğum defterlerin bir köşesinde sözlükler oluşturuyor fakat yazdığım yeni kelimelere tekrar tekrar dönüp bakamıyordum. Hasılı öyle bir şeye ihtiyacım vardı ki hayatıma, yazdıklarıma aktarmak istediğim yeni kelimeleri tek bir yerde toplayabileyim, dilediğim zaman aralarında gezinebileyim.

    Burada farklı bir dil öğrenirken kazanılan yeni kelimelerden bahsetmiyorum. Bu amaçla zaten sayısız uygulama mevcut. Aradığımız şey kendi dilimizde kelime dağarcığımızı geliştirmeye vesile bir çalışma. Bahsedeceğim program ise yalnızca Android cihazlarda yer alan bir uygulama.

    İnternette buna dair aramalar yaparken farklı web scriptleri ve mobil uygulamalarla karşılaştım. Bir ara kelimelerin sahibi Sezer Bey’e bile yüzsüzlük edip, yapılabilir mi diye sormak bile geçti içimden 😄 Hatta direkt blogumda bir eklenti ile sözlük sayfası oluşturmayı da denedim. Fakat yeni kelime girmek oldukça zahmetli olduğundan vaz geçtim. WordPress bloglarda kullanılabilecek Heroic Glossary adlı eklenti ise diğerleri arasında en sadece ve bedava kullanım için en uygunu. Fakat konumuz çok daha kolay bir şekilde kendi sözlüğümüzü oluşturmak üzerine olduğu için keşfettiğim mobil uygulamayı anlatmak istiyorum.

    sözlük oluşturma uygulaması: Create Dictionary

    Uygulamamızın adı Create Dictionary. Maalesef sadece android marketlerde yer alan uygulamanın iOS cihazlar için bir muadili var mıdır bilemiyorum. Uygulamada farklı başlıklar altında sözlüklerinizi oluşturabiliyorsunuz. Kelimelerinizin hem anlamını hem de örnek cümlesini ekleyebiliyorsunuz. Ayrıca kelimenin anlamını bilmiyorsanız internet üzerinden arama yapmanızı da sağlıyor uygulama içerisinden. Yine aynı kolaylıkla kelimeye dair bir görsel yükleyebiliyor ya da yine internetten aratarak ekleyebiliyorsunuz. Bu kadar kısa ve basit aslında her şey. Elbette kelimelerinizi eklenme tarihi, harf sırası ya da rastgele şekillerde sıralandırabiliyorsunuz. Ayrıca tüm sözlüğünüzü pdf formatında dışarı da aktarabilir, farklı projeler için kullanabilirsiniz.

    Ben bu uygulamayı okuduğum kitaplarda öğrendiğim ya da bildiğim halde sık kullanmadığım kelimeler için kullanıyorum. Yazarın örnek cümlesini de ekleyerek pekiştiriyorum kelimeyi. Benim için harika bir uygulama ve umarım birilerinin de aradığı bir şeydir de vesile olmuş olabilirim 😊

    Son okuduğum kitaplara dair yazılarımı görmek istersen kitap yorumları ulamını ziyaret edebilirsin. Ayrıca belki kendi yazdığım kısa öykü kitabım da ilgini çeker: Öykü kitabımın satış sayfasına buradan ulaşabilirsin. Sağlıcakla…

  • Defter Satın Alma Hastalığı

    Çocukluğumda defter sadece okul için alınan bir şeydi. Okul yılı içerisinde tüm sayfaları dolmaz ise sonraki yıl yeniden kullanılmalıydı. Buna ne kadar ve ne ölçüde mecbur kalmıştım, emin olamıyorum ama israf etmeme öğretisi, annemizin dilinde nasihat ve tutmadığı noktada sille olarak duruyordu. Belki de çocukluğumun bu mecburiyet hali yüzünden maddi imkanım elverdiği günden beri defter almaya başladım. Biri bitmeden hatta tek bir kelimedahi yazılmadan alına defterlerin ardı arkası kesilmiyordu. Bunun bir izaha ihtiyacı vardı ve konuyu biraz araştırdığımda obsesif bozukluklar başlığı altında şöyle bir bilgi ile karşılaştım:

    Günümüz tüketicilerinin bazılarının diğerlerine kıyasla daha sık ve tekrar eden satın almalar yaptığı görülmektedir. Literatürde bu davranışı anlamak için yapılan araştırmalarda iki tür özellikten bahsedilmektedir (Flight vd., 2012). Birincisi olan impulsif satın alma, belirli bir satın alma faaliyetinde bulunmak için alışveriş öncesinde hiç niyeti ve ihtiyacı yokken, planlamadan karşı koyulmaz bir dürtü ile ani ve anlık satın alım gerçekleştirmektir. Kompulsif satın alma ise Sheth, Mittal ve Newman (1999: 377) tarafından kişinin ihtiyacı yokken ve finansal açıdan da sıkıntıya düşecek iken dahi sürekli satın almalarda bulunma olarak tanımlanmaktadır.

    Takıntılı Tüketim: Tek Ürüne Yönelik Kompulsif Satın Alma Davranışı, Öğr. Gör. Çiğdem ALİÇAVUŞOĞLU ve Dr. Öğr. Üyesi Elif BOYRAZ

    Kendi kendime tanı koyabilecek bir hadde sahip değilim. Fakat maddi sıkıntıya düşecek seviyede bir tutku ile defter aldığım bir ya da iki an sayabilirim. Bu iki durumda da maddi sıkıntı sadece o anlık, başka bir ihtiyacı karşılamak yerine defteri tercih etmek şeklindeydi. Diğer tüm alımlarım ise daha çok impulsif bozukluk çerçevesinin gölgesi gibiydiler. Obsesif bozukluklar konusunda uzman bir dostumla konuştum: Obsesif bozuklukların yaşamı zorlaştıracak seviyede olmadığı sürece bir sıkıntı olarak görülmediğini, her insanda bir miktar bulunabileceğini ifade etti.

    Son yıllarda deftere para harcama alışkanlığım biraz törpülenmiş olsa da en son defterimi temin etme şeklim eğlenceliydi. Aslında kendimi bir miktar sorgulamama ve bu yazıyı yazmama neden olan da bu son defterdir.

    Dersine girdiğim sınıfın ön sıralarında oturan bir öğrencimin önünde, çam yeşili gibi gördüğüm, eski, memleketin standart defter ölçülerine göre biraz geniş, sararmaya yüz tutmuş kareli -defteri kareli severim- sayfaları ile cezbedici bir defter duruyordu. Elime alıp hızla sayfalarını gezdiğimde defterin boş olduğunu, yalnızca bir kaç sayfanın evin küçük kızı tarafından rastgele karalandığını gördüm. Eski defteri bitince babası, yeni bir defter almak yerine, bir Gürcistan seyahatinden ya da çay toplamaya gelen Gürcü işçilerden kalma bu defteri vermişti kızına. Bu defter karşılığında, babasının izin vermesi halinde yepyeni ve bölmeli bir defter teklif ettiğimde gözleri parıldadı ve karşılıksız olarak defteri hediye etmek istedi. Kendisine ait bir şeyi sevmiş olmam, onu çok mutlu etmişti. Ertesi gün babasından izin almış ve yüzünde koca bir tebessümle defteri uzatmıştı bana. Ama önce şehre inmem ve kendisine bir defter almalıydım. Takas, kurallara ve ilk anlaşmaya uygun bir şekilde gerçekleşmeliydi. Büyük ve güzel bir deftere eşlik eden mor simli kalemle -kalem anlaşmada yoktu ama hoş bir sürpriz oldu onun için- takasımızı gerçekleştirdik. Öğrencim yeni defterinde derslerinde kullanıyor olsa da hevesle takas ettiğim Gürcü defter, kendisini daha bir kelime bile yazmadan kitaplık rafında unuttuğum için kıs kıs gülüyor bana.

  • Yeni Yıla Dair Bir Şeyler

    Her yeni yıla girerken bir şeyler karalamak adet midir blog dünyasında? Bir kişisel blog yazarı için yazı konusu olarak bulunmaz nimet gibi görünüyor aslında. Oğuz Aksaç’ın, geçtiğimiz yılın son eseri olan Sabahtan Uğradım Ben Bir Figana ile yazmaya başladığım yazının başından ve sonundan emin olmadığım gibi bu yıl için de aynı düşüncelere sahibim.

    Hiç iki bin yirmi ikiye girmesek de olurdu! Son bir aydır yılın geri kalanına bedel okumalar ve öykü denemeleri yapmış olmanın verdiği hazzı, sırf yılın adı değişti diye kaybetmekten korkuyorum. Bu yılda dair en büyük umudum; bu okuma-yazma serüvenine eşlik eden çizim heyecanlarını devam ettirebilmek. Bir iki içimde saklı kalması gereken umut daha var bu yıla dair ama sanki dillendirsem uçup gideceklermiş gibi geliyor.

    İsmail Çakır’dan Kırmızı Buğday ile devam ediyoruz. Bu hep böyledir. Hangi türkü çalarsa çalsın, youtube iyi tanımış beni ki hemen ardından İsmail Çakır gelir. Dert yüklenir ağır ağır gereksiz yere. Hoşuma da gitmiyor değil. Sanki bir mutluluk taciri bir hap gibi bazı türküler. Hüzün de, yer yer gözyaşı da mutluluk verir bana. Okuduğun öykülerin kahramanları gelir gözümün önüne, türküleri oynarlar bir kanal yedi klasiği gibi.

    Metehan Polat, tanırsın belki, çocukluğundaki saf sesiyle Bahar Gelsin diyor. Çocukluğuma dair anılar geliyor ve yeni yıldan kıskanıyorlar beni. Bunca yıldır koyduğum hedeflere gülüyoruz ve de uyku öncesi hayallerimize. Sahi hedef koysak bu yıl için, neler olurdu?

    • Daha fazla öykü yazmak ve farklı dergilerle okumak.
    • Daha fazla okumak ve öyküye dair okumalarımı artırmak.
    • Çizim derslerimde temel sanatı bir nebze olsun çözebilmek ve ilerleyebilmek.
    • Blogu en az geçen yıl kadar aktif tutabilmek.
    • Bloga yazdıklarımı youtube için de kayda alabilmek.
    • Bisikletimin pas tutmaması.
    • Kilo vermek ve sağlığıma dikkat edebilmek.
    • Yüksek lisansa başlayabilmek.
    • Ehliyetimi başarıyla almak.

    Yok diyoruz ya hani, bakmayın siz bize. Aslında hep umudumuz vardı bizim. Ana yaşı ile otuz yılın otuzunda da umudumuz vardı her derde, sıkıntıya, kavgaya, gürültüye, gözyaşına, yoksunluğa rağmen, hep vardı. O zaman bir madde daha:

    • Umutlu çocuklar yetiştirmeye devam edebilmek.

    Uğur Önür, Karanfilim Sarkarım ile akıyor zaman. Yazacak, saçmalayacak pek bir şey yok avcumda. Akşam Sezer abi ile oyun oynarız belki. Güzel olur. Refik Halit okumalarına başladım Hüseyin hocamın telkini ile. Sonra biraz da Memduh Şevket’i ziyaret edeceğim. Ayrıca halk kütüphanelerini sevin. Sağlık ve huzur temennisiyle…