Ay: Haziran 2016

  • Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği, Milan Kundera

    Benim diyen bir çok kişinin okumuş olması gereken bir kitap dediler ve bizde okuma grubumuz ile yaz aylarında okunması için seçtiğimiz beş kitabın arasına iliştirdik Milan Kundera’nın farklı kokan kitabını. (Koku imgesi hayli büyük bir iz bıraktığından olsa gerek yada acı diyelim biz ona: bu kelimeyle tanıtmayı uygun görüyorum: evet, farklı kokan bir kitap Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği.)

    Romanımızda her zihne hakim bir yazarımız var: Kahramanları anlatmak dilediği olgu çerçevesinde seçen, onların neliğini derince sorgulayan bir yazar. Aslında kitabın baş kahramanı bir olgudur diyebiliriz; kitsch. Yaşamın her alnında karşımızda olan fakat asla arkamıza dönüpte bakmadığımız, umursamadığımız yada umursamak dilemediğimiz bir kelime (gerçi biz kargalar için pek geçerli olduğu söylenemez). Şu şekilde başlayabilirim onu anlatmaya: en sevdiğiniz, hayranı olduğunuz sanatçının, tuvalate giderek b.kunu yaptığını hayal edin ve sonra bunu silin atın hayatınızdan. Sadece sanatçının değil, kendinizin ardını (anadolu ağzında b.k anlamına gelen bir kelimedir) da zihninizden silin ve görmezden gelin, yokmuş gibi davranıp hayatınızı yaşamaya devam edin. Yaratılışınızda sizinle birlikte bu dünyaya gelen ne kadar iğrenç şey varsa bi yok saydınız bi dünya kurun kendinize: İşte bunun adı kitsch. Kalkıp da karga halimle iki cümlede anlattım oldu diyemem: Koskoca üçyüz küsur sayfalık roman bunun üzerine kurulu desem yalan olmaz. Ama merak etmeyin, roman oldukça hijyenik!

    Yazarın ilk keşfettiği kahramanı Tomas. Tomas’ın kaçışları, sorgusuz kalma dileği, bol kadınlı yalnızlık sevgisi ve hatta dışarıdan fark edilemeyen derin arayışlarıyla dolu hayatı, yazar için biçilmiş kaftan. Onun bunca uzun tasvir edilesi hayatı ile başlayan serüven ve yazarın tahlilleri, yine Tomas’ın hayat ağının bi köşesine tutunmuş diğer kahramanlarımız ile devam ediyor. Tomas, Tomas’ın yalnız uyumak ilkesine dayalı hayatına onca tesadüflerle dalan Tereza, Tomas ve Tereza’nın hayatlarının en büyük parçası Karenin, Tomas’ın isimsiz ve sayısız sevgililerinden Sabina, Sabina’nın Tomas’sız kalan yaşamının bir bölümüne binlerce huzur saklayan Franz ve yine Tomas’ın hiç görmediği oğlu ve ağa takılan bazı insanlar: Ve (!) onların kitsch’leri.

    Yer yani her şeyin başladığı durak, Çekoslavakya; Sovyet askerleri acımasız ve insan hayatını hor gören bir işgaline maruz kalmış bir ülke. Kahramanlarımızın hepsinin (bu topraklardan olmayan Franz’ın bile) işgal ile bir bağlantısı var; hepsi gak!lamayı yani sizlerin dilinde haykırmayı kendi metodlarınca başarabilmiş kişiler. (Her şeyi anlatmamak için kendimi zor tutuyorum.) Fakat bu haykırışlar, kahramanlarımızı göçe zorlayan bi durum: seyirci olamazsan ve elinden pek bir şey de gelmiyorsa, huzuru başka topraklarda aramaya kapılmak hoş görülebilir bir davranış haline bürünür. Franz’ı yaratan bu göçtür.

    Uzun lafın kısası; kahramanlarımız yazar tarafından ayrı ayrı ele alınıp, hepsinin ruh halleri üzerinden uzunca tahlillere yer verilmiş olsa da okuması yorucu değildi. Hele hele bunca sayfa dolusu tahlil ve döngüyü seviyorsunuz okudukça, daha fazlasını istiyorsunuz. Bazen, anlamak için tekrar tekrar okuduğunuz bölümleri yok değil ama bu anlayamamak yazarın değil kendi kitsch’lerinizin suçu.

    “es muss sein!”

  • Arzuhâl 06.08.16

    ..

    (Hani bi bağ vardı: Baba oğluna vermişti de oğul babasına bi salkım üzümü çok görmüştü. Hatırladıysanız şunu da ekleyeyim ki; konunun bununla hiç bir ilgisi yoktur. Kahramanımız, vakt-i zamanında bu bağa uğramış, sahibini ortalarda göremeyince bi salkım üzümü “Helal ederler inşallah!” diyerek koparıp yemiştir. Tam da o sırada yaşlı adam, yalnız başına ölüm meleğini beklemekteydi: köyün imamı dahi habersizdi onun halinden: Farkına varmış olmalısın ki sayın okur; oğulun bu sırada koparılan bi salkım üzümün hırsızının peşinde olduğunu ve elinde yine baba yadigârı horozlu çifteyle dört bir yana küfürler savurduğunu zikretmeye gerek duymuyorum.)

    ..

    Ve işte bu paragrafından aslen bi anlamı yok. Karga kargalığının peşinde sadece. Zamanın nasıl geçtiğinin ve okunmayacak yazılar yazma sevdasının hâlen esiriyim. Evet, yuvaya aktarılmayan nice yazılar defter sayfaları arasında hapsolunmuş durumda.

    ..

    (Efendim! Öncelikle şunu kavramanız gerekiyor ki; sizin kulağınız sağır ve gözleriniz ise âmâ. Bunca sefil bi haldeyken nasıl olurda halen bir bağ peşinde koşmayı düşünürsünüz. Lütfen, çocuklarınız ve onların çocukları adına yalvarıyorum: Hırsınızdan vazgeçin. Yürümeye takatiniz yokken, yürüyenlere musallat olma çabanız nedendir. Lokman Hekim mi geçsin beklersiniz eşiğinizden. Kırın şu inadınızı: Kesin nefsinizin tüm vücudunuza bağladığı asma dallarını: Yeter!)

    ..

    Gerçeklikten hayli uzak olduğum zamanlar öylesine büyük hayaller ve planlar kuruyorum ki: Aranıza bir adım yaklaşmayagöreyim hemen her şey yok oluveriyor ve yürümeye dahi güç bulamaz oluyorum (uçmaktan bahsetmiyorum bile!). Son zamanlarda kitap okumaya adadığım vakitler arasından onları size anlatmaya vakit bulamıyorum yada bahane. Olmuyor ve yavrusunu cami bahçesine bırakan bir ademçocuğu gibi hissediyorum kendimi.

    Yorucu dünyanı uğraşı. Hani bahsetmiştim bir zamanlar; öğrencilerim var demiştim. İşte onlar bütün enerjimi alıp kaçıyorlar durmaksızın: Peşlerinden koşmaya hâl kalmıyor, daha yedinci adımda nefesim tükeniyor ve hareket edemez oluyorum. Zamane öğrencileri laf dinlemiyor sayın okuyucu, anlamıyorlar kendileri için çırpınan ailelerini ve öğreticilerini. Her neyse, konumuz bu olmamalı, zaten uzun konuşan bi yapım yoktur, bilirsiniz. Yada neden bilesin?!

    ..

    (Kahramanımız yediği bi salkım üzümün tadını hiç unutamamış olacak ki, bir süre sonra yolunun tekrar aynı bağa düşmesini diledi. Bağ eskisine göre hayli genişlemiş hatta üzümleri daha da bi parlamıştı. Biraz daha dikkatli bakınca, bağın ortasındaki mezarı fark etti. Yanına vardığında kendisini bir genç karşıladı: Güler yüzlü ve tatlı sözlü bir delikanlı. Kahramanımız gencin cimri diye tanıttığı büyük büyük babasına bir fatiha armağan ettikten sonra, kendisine ikram edilen üzümleri yedikten sonra yoluna devam etti.)

    ..