adamkarga

ubeydullah öz'ün kişisel blogu

Anlaşılmaz Mıyım?

ulamında

yazıldı.

Aslında sadece kısa bir öykü yazacaktım. Son düzlükte vazgeçerek, öykü özentisi şeyin öncesinde kendimi az da olsa ifade etmek istedim. Şöyle ki; blogumda yer alan yazılarımın çoğunluğunda karşılaştığım ortak bir tepki var: “Seni anlamakta zorlanıyorum.” Bu yazıyı yazmama iten şey ise yine bu minvalde olabilecek öykümsüdür. Mikrofonu kendime uzatıyor ve kendi içimde bunun nedenlerini sorguluyorum sayalım.

İlk olarak, öykü özentilerimde ve yazılarımda kullandığım dil aşırı samimi olabiliyor. Bu ara ara anlaşılmaz bir yola sokabiliyor cümlelerimi. Ama asıl bu duruma sebep olan sorun ise yazılarımda sıklıkla yaptığım göndermeler olsa gerek. Bazen okuduğum bir kitaptaki kahramana hatta belki bir olaya, bir destana veya bir filme… Bazen zihnimde yarattığım ve henüz kendime mahkum ettiğim öykülerimin kahramanlarına göndermeler yapıyorum. Sıklıkla yaptığım bir diğer sebep ise şu ki:

İçinde bulunduğum ruh halini kendi üzerimden anlatmak yerine yada açık açık haykırmak yerine bunu kapalı ve anlaşılması güç yollardan anlatıyorum. Bunun en insafsız olduğunu düşündüğüm yanı ise kendi dertlerimi bir kez de yazdığım kahramanlara yaşatarak, onları da derdimi zaruri ortak ediyorum.

Burası bir kişisel blog ve gönlümce saçmalayabildiğim yegane yer. Eğer burada aktif değilsem, emin ol hayatımın geriye kalan yönlerinde de oldukça pasif durumdayımdır. Evden işe, işten eve… Birçok projenin hayalini kurup, bir çoğunu ufak adımlarla hayata geçirip yine hepsini yarım bırakmak.. en büyük hastalığım bu olsa gerek. (Tam da bu yazıyı defterden bilgisayara geçirirken beni ısrarla oyun oynamaya çağıran Emrah ve Sezer abilere de selam olsun.) Fakat blog yazmak hayatımda neredeyse 9 yıldır var ama onu da türlü türlü isimlerde yapmış olmam manidardır.

Normal şartlar altında bu yazının amacı tamamen farklıydı. O kadar saçma bir boyut kazandı ki! Bak sana olan biteni sırasına göre anlatayım 😀

  • Sadece kısacık bir öykü yazmaktı amacım. Boş dersimde kareli defterimi önüme aldım ve uzun zamandır kendimce öykü özentisi bir şey yazamamanın vermiş olduğu gazla, dolma kalemi israf etmeye başladım. Bir noktadan sonra eziyete dayanamayan dolma kalem kahrından tükendi ve yerini 0.3 uçlu bir kaleme bıraktı. Gıcık uçlu kalem çok uğraştırdı beni. Önemli bir sınav esnasında kalemi bozulan öğrencinin telaşla giriştiği tamir çabası ve ruh hali neyse, bendeki de tam oydu.
  • Öykü özentisi şey henüz oldukça kısa da olsa, gönlüm bittiğini söyledi. Son noktayı koyup bir kez okuduğumda ise kafama dank etti: Yazdıklarını anlayamıyorum! Gönderme oldukça derindi ve ben de dedim ki: “Bu sefer anlayamayana, nasıl anlayacağının ipucunu vermeliyim. Hadi öykü özentimin başına bu ipucunu yazayım, ardından öyküyü eklerim.”
  • Öyküye ön bilgilendirme olsun diye başladığım yazı uzadıkça uzadı ve apayrı bir yazı olabilecek hâle geldi. Öykü özentimi burada heba etmek istemedim ve onun ayrı bir yeri olmalı diyerek bu yazıyı ayrı bir paylaşım olarak yayınlamaya karar verdim.
  • En son olarak da eşimin yeni blogunu da ekleyeyim yazımın sonuna dedim 🙂 İlk yazısını şuradan okuyabilirsin 😉

İşte böyleyken böyle. Ortalığı daha fazla karıştırmadan bu yazı apayrı bir yazı olmazdan evvelki maksadı yerini bulsun diye, yarın gelecek olan öykü özentimin göndermesi hakkında ipucunun vereyim:

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Ubeydullah Öz

1992 yılında Manavgat’ta ebeye yetiştirilmek için binilen araçta gözlerini dünyaya açtı. İlk ve orta öğrenimini memleketinde tamamladı. Büyürken blog yazdı. Sivas Cumhuriyet Üniversitesinde okudu, öğretmen oldu. Edebiyatı babasının roman yazdığı kareli defter, Hüseyn Kaya ve dergilerle sevdi. Arkadaşlarıyla sayısız dergi ve fanzin çıkardı. Öyküleri muhtelif dergilerde yayınlanıyor ve bir gün çocuk lar için yazmanın hayalini kuruyor.

aSosyal Medya

KitapYurdu’nda…

adamKarga/k!…