Mustafa Yılmaz ile Bir Çift Söz

ulamında

yazıldı.

Önemli Not: Bu röportaj Serazat Dergi 13. sayısı için yapılmıştır. Dergiyi ücretsiz olarak buradan okuyabilirsiniz. Ayrıca Mustafa Yılmaz hocamızın instagram hesabını ve OkurYorum youtube kanalını da takibinizi tavsiye ederim.

Kıymetli hocam, sizin okuma yolculuğunuzun başlamasına vesile olan, size okumayı sevdiren bir an, hatıra var mıdır? Bizimle paylaşabilir misiniz?

Özkan Öze’nin kitabında söylediği güzel bir söz var: “…Benim gibi yer kabuğu üstünde yarım yüzyılı geride bıraktıysanız, artık daha sık ve daha çok şeyi için üstelik çok daha kolay, “umurumda bile değil” diyebileceğinizi keşfediyor ve bu hak edilmiş özgürlüğün bir miktar keyfini çıkartmak istiyorsunuz.” Öze bu sözü kendisinin de hatalarla, eksiklerle dolu bir hayatının olduğunu itiraf ettiği bir düzlemde kaleme alıyor. Ben de yer kabuğu üzerinde yarım asrı geride bırakmak üzere olan bir Müslüman olarak geçmişe baktığımda eksiklerle dolu bir hayat görüyorum. Çevremde birçok arkadaşım lise yıllarından itibaren okumaya başlamış, kıymetli insanlarla gençlik yıllarından itibaren tanışmış… Benim için ise (okuma özelinde) hayatım kırk yaş öncesi ve sonrası olarak ikiye ayrılıyor. Elbette kırk yaş öncesinde de İlahiyat mezunu olmam, önce yüksek lisans ve sonrasında doktora çalışmalarım, Ensar Vakfı Değerler Eğitimi Merkezi’ndeki öğretmen faaliyetlerimiz sebebiyle okumaya uzak değildim. Ancak sistematik, istikrarlı ve üretken bir okuma sürecine bazı insanlarla karşılaşmam ve bunun sonucunda girdiğim süreç belirleyici oldu.

Geçmişe dönüp baktığımda mesele insanın kendini bir konuda geliştirmesi ise en önemli etkenin doğru çevre olduğunu söyleyebiliyorum. Elbette her şeyin başında Allah’ın lütfu ve verdiği rızkı kesmemesi geliyor ama sebepler âleminde dediğim husus çok önemli. Az önce bahsettiğim “Siz giderken çoktan dönüyor olanlar” sizi etkiliyor. Benim için bu kişi kırk yaşımda tanıştığım Veli Karataş oldu. Onun kitaplarla olan ünsiyeti, birikimi, ufku beni önce sarstı ve sonrasında da bir nevi öğrencisi yaptı. Değerler Eğitimi Merkezi Öğretmen Akademisi bünyesinde periyodik kitap tanıtımları yapma fikri doğduğunda bu işi heyecanla üstüme aldım ve başladım. Okuma listesinin oluşturulması, bu kitapların okunması, tahlil yazılarının yazılması, bu yazıların yakın çevremdeki arkadaşlarımla paylaşılması, geri dönütlerin gelmesi…

Bana okumayı sevdiren herhalde biraz da bu paylaşımlar ve dönütler oldu. Ama özel bir hatıra isterseniz şunu zikredebilirim: Herhalde sistematik okumaya yeni başladığım zamanlardı. Erol Erdoğan’ın “N’apsak Bu Gençleri” kitabı ile ilgili bir tahlil yazısını sosyal medyada paylaşmıştık. O akşam bilmediğim bir numara aradı ve etkileyici bir sesle “Ben Erol Erdoğan. Telefonunuzu Sinan Özyurt’dan aldım ve yazı için teşekkür etmek istedim.” dedi. O an ne kadar heyecanlandığımı ve birkaç gün ayaklarımın yere basmadığını hâlâ hatırlıyorum. Bu benim için çok önemliydi çünkü.
Sonraki yıllarda artık okuma işinin sizinle birlikte hatırlanıyor olması ve bu işin Youtube mecrasına da taşması süreci bugüne kadar getirdi diyebilirim.

Sizce okumaktan mana nedir? İnsan neyi, nasıl okumalıdır?

Öncelikle şunu söylemek isterim ki okumak denince bu konuda söz söyleyecek benden çok daha derin birikimi olan insanlar var ve ben hâlâ onların izinden gitmeye çalışıyorum.

Okumak hakikati bilmekle, öğrenmekle, anlamakla ilişkili bir eylem. Yani insan hakikati bilmek, öğrenmek ve anlamak için okur. Eğer okuması hakikati bilmeye, öğrenmeye, anlamaya vesile olmuyorsa buna okumak diyemem. Ayrıca insan başka bir yoldan hakikati bilmiş, öğrenmiş ve anlamışsa onun okumayan cahil bir insan olduğunu da söyleyemem. Yani okumak bir araçtır: Önemli bir araçtır. İnsan bazen harflerden, kelimelerden, cümlelerden, kitaplardan okur ve öğrenir; bazen de tabiattan, yaşadıklarından, tecrübelerinden okur ve öğrenir. Dolayısıyla okumak çok boyutlu bir kavram. Biz okumayı dar bir çerçeveye sıkıştırıp biraz da kitap endüstrisinin girdabına kapılıp meseleyi sığlaştırıyoruz.

Sorunuza daha açık bir cevap olması bakımından şöyle desek herhalde yerinde olur: İnsan önce hayatı okumalı. Hayatın ilk sorusu “Ben kimim, bu dünyaya nereden geldim, varlığımın anlamı nedir, ölüm niçin var?” gibi sorulardır. Bu soruların cevapları bakana şifreli, görene şifresiz olarak tabiatın içinde mevcut. Doğru okuyan hakikati bulur. Bu hakikati bulan insan da en başta Allah’ın vahiylerini yani Kur’an-ı ve diğer faydalı ilim kitaplarını okuması gerektiğini anlar.

Benim okuma sürecim roman, hikâye, şiir tarzı kitaplardan önce fikir kitaplarıyla başladı. Bu süreçte edebi kitaplardan bir şey alamayacağımı düşündüğüm zamanlar da oldu. Ancak şimdi şunu görüyorum ki insan “mâlâyânî” olmayan her şeyi okuyabilir ve içinden kendisine faydalı olacak şeyler alabilir. Yeter ki okuma işini bir “boş zaman” aktivitesi olarak görmesin. Salih amel olarak görsün.

Okumayı Okumak kitabınızın oluşum sürecinden bahsedebilir misiniz? Kitabınızın okuma kültürü üzerine yazılmış klasik eserlerden ayrılan veya okura sunduğu katkılar nedir?

Okumayı Okumak, yaklaşık altı yıllık yoğun bir sürecin neticesi olarak ortaya çıktı elhamdülillah. Elbette işin başında böyle bir kitap çıkacağını düşünmemiştim. Yaptığım şey kendim için okumak, okumaktan zevk almak ve bu işi ömrüm oldukça sürdürmekti. Sosyal medyada yaptığımız kitap tahlilleri bir seviyeye ulaşınca bir taraftan da Youtube’da açtığım “OkurYorum” kanalımda okumak ve kitaplar üzerine videolar çekmeye başladım. Geriye dönüp baktığımda bunların bir yolun taşları olduğunu, Allah’ın bana böyle bir yol gösterdiğini anlıyorum. Bir taraftan tahlil yazıları, bir taraftan videolar, bir taraftan okuma grupları derken okuma ameliyesi bende günün önemli bir parçası haline geldi. Tabi en önemlisi de okuduğum her kitabın tahlil yazıları not olarak saklamak ve video olarak arşivlemekti. Çünkü birçok insan çok okur ama okuduğunu sadece anılarına kaydeder. Ben ise bunu sistematik bir düzende önce el yazısıyla, sonra bu el yazısını bilgisayara geçirerek kaydettim. Az önce ifade ettiğim “Allah’ın lütfu olan yolun taşları” böyle döşendi.

2025 yılının sonlarına doğru kütüphanemde okumak üzerine yazılmış kitaplardan oluşan epey bir kitap dizilmişti. Bunları tekrar gözden geçirirken benim de bu kitaplar arasında bir eserimin olmasının ne güzel olacağını düşündüm. Yıllar önce okuduğum ve çok etkilendiğim Fatma Bayram’ın “Bir Vaizenin Okumaları” kitabının yanında benim de “Bir Öğretmenin Okumaları” neden olmasındı?

Elimdeki birikimi gözden geçirdiğimde “okumak” üzerine çekilmiş onlarca Youtube videosu, üzerine tahlil yazısı yazılmış üç yüze yakın kitap ve çok geniş bir okuma listesi birikimi olduğunu gördüm. Bu üç kategori zaten kitabımın da ana bölümlerini oluşturdu.

Ezcümle Okumayı Okumak, bir konu üzerinde istikrarlı çalışmanın neticesi olarak doğru. Değerli arkadaşım Sabahattin Nayir’in “Bir insan beş yılda herhangi bir şeyin ustası olabilir” sözünün somutlaşmış halidir de diyebiliriz tabi.

Bu kitabın okuma kültürü üzerine yazılmış klasik eserlerden ayrılan yönünü de sormuştunuz. Ben kitabımın diğerlerinden ayrılan yönünü değil, büyük resim içinde birbirini tamamlayan yönünü vurgulamak isterim. Geçmişten günümüze çok değerli okurlar, yazarlar, kitaplar ulaşmış bize. Onların eksiğini tamamlamak haddimize değil. Dursun Gürlek’in “Ayaklı Kütüphaneler” kitabı bizim aczimizi her sayfasıyla yüzümüze vuruyor. Ayrıca Hakan Arslanbenzer’in “Eskimeyen Kitaplar” ve Fatma Bayram’ın “Bir Vaizenin Okumaları” kitapları da benim kitabımla benzer konular etrafında yer alıyor. Eğer mutlaka farklı bir yön ifade etmemiz gerekiyorsa şöyle söyleyebiliriz zannediyorum: Kendini fikren geliştirmek isteyenler Okumayı Okumak’ta istikrarlı bir okuma için nelere dikkat edilmesi gerektiğini okuyabilir. Bu, “Okumak istiyorum ama bir türlü okumaya fırsat bulamıyorum.” sorusuna “Son altı yıl içinde yılda ortalama elli kitap ve on bin sayfa okumaya fırsat bulabilmiş birinin bunu nasıl yaptığıyla ilgili” cevabı olarak da görülebilir. Ayrıca son altı yılda piyasada satışta olan iki yüz altmış beş kitabı sınıflandırılmış olarak inceleyebilir ve çok farklı kategorilerde zengin okuma listelerine ulaşabilir. Bu üç yönü bir arada sunması herhalde sorunuza cevap olur.

Okumayı Okumak bir başlangıç mıdır? OkurYorum youtube kanalınız ve okumak üzerine gelecek hedefleriniz nelerdir?

Okumayı Okumak ne bir başlangıç ne de bir son. Yıllardır olduğu gibi okumaya devam ediyorum. 2026 yılı, bu zamana kadar okuduklarımın bir hasılası olarak kitaplaştı ve ikinci baskı için şimdiden on altı yeni kitap tahlili birikti. Allah nasip ederse, bu bereketi benden almazsa bu yolda yürümeye devam etmek istiyorum.
Bunun dışında bir hedef belirlemiyorum. Çünkü görüyorum ve anlıyorum ki siz halis niyetle hayırlı bir iş yapmaya niyetlendiğinizde (ki inşallah bizimki de öyledir) Allah size elbet kapılar açıyor.

Youtube kanalımda okuduklarımı paylaşmaya devam etmek istiyorum. Gelecek hedeflerini ölümden sonrası için koymak yatırımların en garantilisi hiç şüphesiz. Allah bizi “Dünyada şu iyiliği şu dünyalık menfaat için yapmıştın. O sebeple ödülünü dünyadayken aldın. Şimdi mahşerde sana bundan pay yok!” diyeceği kullardan eylemesin bizi.

Okumayı Okumak kitabı hakkında

Okumak kâğıt üzerinde görünen harfleri seslendirmek değildir. Okumak; kâinatı, tabiatı ve bizzat insanı anlayabilmektir. Elbette bu farkındalığa ulaşmak için insanın bazı yolları yürümesi, ayağına batan dikenlerin verdiği acılardan dersler çıkarması gerekiyor. 

Kendini Müslüman olarak tanımlayan bir kişiyseniz sizin için okumak, bir zorunluluktan önce varoluşunun mütemmim bir cüzüdür. Zira inanan insanın hedefi bir bardağı doldurup boşaltmak değil, sürekli akan bir “çeşme” olabilmektir. Eğer sürekli okuyarak ve yeni bakış açıları geliştirerek ruhunuzu beslemiyorsanız, bir süre sonra kendinizi tekrar etmeniz ve mânen tükenmeniz kaçınılmazdır. Bu çalışma, “vaktim yok” mazeretinin ardına sığınmak yerine, çoğu zaman vakti israf ettiğimiz bereketli saatleri kitaba ayıran bir disiplinin ürünüdür.

Bu kitap kendisini hakikati bulma yoluna baş koymuş bir nefer olarak gören yetişkinlere bir kılavuz, öğrencisine sadece bilgi değil “hâl” sirayet ettirmek isteyen meslektaşlarıma bir yol haritası, çocuklarına kitap okumayı sevdirmek isteyen ebeveynlere bir rehber ve kendi anlam arayışında yorulmuş kardeşlerime bir ilham olma niyetindedir. Gayret bizden, tevfik Allah’tandır.

Millî Eğitim Bakanlığı nezdindeki meşakkatli göreviniz, verdiğiniz öğretmen eğitimleri, yazmak ve okumaya dair OkurYorum kanalınızda ürettiğiniz içerikler ve daha nice meşgale arasında okumaya nasıl zaman ayırıyor, motivasyonunuzu nasıl sağlıyorsunuz?

Bu soruyla gerçekten çok karşılaşıyorum ve günlerimi gözümün önünden geçirdiğimde tek bir kelime çıkıyor karşıma: Bereket.

Bir Cuma namazı öncesi hoca efendinin kürsüde yaptığı bereket tanımı buna çok uyuyor: “Bereket bir şeyin çok olması değil sürekli olmasıdır”. İnsan neyi isterse, ne için Allah’a dua ederse Allah onu veriyor. Bu dua sözle yapılan, dudaklardan dökülen dua olduğu kadar bedenle yapılan, fiille çağırılan dua da oluyor. Okumak meselesinde de durum aynı. Bir Müslüman için sabah namazıyla başlayan, yatsı sonrası geç vakitlere kadar sarkan uzun bir gün var ve bugünün aslında ne kadar çok iş yapmaya yettiğini o günü düzenlemeye başladığınız zaman anlıyorsunuz.
İstikrarlı bir okuma için günde bir saat ayırmak bile yeterli. Size ilk bakışta az gibi gelebilir ama ben de çoğu zaman bu kadar vakit ayırabiliyorum. Elbette bazen üç saat okuduğum, bazen hiç okumadığım günler oluyor ama ortalama bir saat başlangıç için yeterli. Sadece ekrandan tasarruf edeceğiniz vakit bile bunun kat kat fazlasıdır. Modern hayat bize çok hızlı yaşanan ve bu hız içinde nitelikli hiçbir şey yapılmayan bir gün dayatıyor. Zamanın kıymetini anladığınızda gerisi de yavaş yavaş geliyor. Bunun için hem kavlimizle Allah’tan faydalı ilim istemek hem de bedenimizle bunu fiiliyata geçirmek gerek. Biz gerçekten istediğimizde Allah veriyor.

Ancak bu noktada şu hususa vurgu yapmak zorunda hissediyorum kendimi. Kimseyi “Ama ben bu kadarını yapamıyorum.” diyerek yetersiz hissettirmek istemem. Çünkü popüler kültür zaten insana “Sen çirkinsin şunu kullan, sen anlamazsın şunu dinle, sen yapamazsın şu senin yerine yapsın…” diyerek eziyor. Okumak meselesinde de durum aynı. Herkes çok okumak zorunda değil. Bir ev hanımı, hele de küçük çocuğu varsa, hele de aynı zamanda çalışıyorsa ona bir de “şu kadar okumalısın” diyemeyiz. Herkes kendi imkânları kadar okumaya, öğrenmeye gayret eder ve Allah herkesi performansına göre ödüllendirir. Yani yapabileceğinin en üst sınırına oranla yaptıklarına bakar.

Motivasyona gelince, bu mesele kendi kendini besliyor zaten. Okudukça yeni şeyler öğreniyorsunuz, öğrendiklerinizi paylaşıyorsunuz, paylaştıkça bilginin daha kalıcı hale geldiğini fark ediyorsunuz; konuştuklarınızda, düşündüklerinizde yıllar önce okuduğunuz kitapların izlerini fark ediyorsunuz ve bu sizi motive ediyor. Motive oldukça da yeni kitaplar okuyorsunuz…

İlgi ve muhabbetiniz için teşekkür ederim.

Asıl ben teşekkür ederim. İnşallah okuyucu için faydalı bir sohbet olmuştur. Allah bizleri faydalı ilimden, hayırdan, bereketten, istikametten ayırmasın.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Ubeydullah Öz

1992 yılında Manavgat’ta ebeye yetiştirilmek için binilen araçta gözlerini dünyaya açtı. İlk ve orta öğrenimini memleketinde tamamladı. Büyürken blog yazdı. Sivas Cumhuriyet Üniversitesinde okudu, öğretmen oldu. Edebiyatı babasının roman yazdığı kareli defter, Hüseyn Kaya ve dergilerle sevdi. Arkadaşlarıyla sayısız dergi ve fanzin çıkardı. Öyküleri muhtelif dergilerde yayınlanıyor ve bir gün çocuk lar için yazmanın hayalini kuruyor.

aSosyal Medya

KitapYurdu’nda…

adamKarga/k!…