Ay: Şubat 2018

  • Gelin Tanış Olalım, Fırat Tanış

    Oyun Öncesi Ahval.

    Oyunun afişini ilk gördüğümde izlemelisin dedi içimde bi şeyler. Sonra araştırmaya başladım: youtube üzerinde tanıtımını izlediğim an efsunlandım. Öylesine hoş bir koku yayıyordu ki dervişin ağzından çıkan her bir cümle.. kokuların büyüsüyle defalarca izledim tanıtımı ve karşıma çıkan alakalı videoları: Doğa Rutkay’a konuk oldukları bir programı, Fırat Tanış ile yapılan birçok röportajı ve büyük bir saygısızlıkla oyun esnasında çekilmiş görüntüleri izledim. Oyuna hayran oldum, içimde bi şeyler kaynadı, her hafta bir tiyatro izlemek adına kurduğum hedefi bir kenara bırakıp, her ay sağlam bir oyun izlemek olarak değiştirdim hedefimi. Açıkca söylemek gerekirse, bu yıl izlediğim diğer oyunlar arasında sadece Erdal Beşikçioğlu, Bir Delinin Hatıra Defteri ile içimdeki arzuyu tatmin edebilmişti. Ama Fırat Tanış, Gelin Tanış Olalım ile bambaşka bir şey yaşattı bana, diğerlerinden çok başka bir şeydi bu!

    Oyun için ilk bulduğum izleme fırsatı Eskişehir’de idi: kırk gün önceden aldım bileti ve o vakit gelene kadar sadece yol için hayaller kurdum. Yol benim için görev yaptığım köyün bağlı olduğu Akseki ile başladı ve Manavgat, Antalya,….,Eskişehir güzergahında yaklaşık 500 km’lik bir mesafe aştım. Bilmediğim (daha önce sadece iki gün kalıp gezmiştim) bir şehirde tek hedefim oyunu izlemek olduğu için avare avare dolaştım ve etkinlik olarak sadece bulabildiğim sahafları gezip durdum.

    Oyun Üzerine.

    Gelelim mi artık oyuna! Fırat Tanış’ın oyunculuğuyla gözümde devleştiği, ruhumu bedenimden azledip sahneye, yanıbaşına oturttuğu, başını okşayıp şefkatli sözler sunduğu, türküler söylediği muazzam bir deneyimdi. 11 türkü ve bir buçuk saate yakın süren harika bir rabıta* hâli idi Gelin Tanış Olalım. Daha oyunu izlemeden oyunun efsununa kapılan karganız, oyunu izlerken bir an kıpırdayamadı yerinden. Sahnede büyük bir hipnoz ustası vardı sanki ve daha ilk dakikalarında gösterinin, bağlamıştı kendine beni.

    Oyunda telkin edilen şeyler insanlığın en büyük sorunları olan kibir ve dünyaya düşkünlüktü diyebilirim ama bu asla oyunun sesini sınırlayamaz: Anadolu’ya huzur taşımış birçok eren ve dervişin anları ve şiirleriyle süslenen efsunlu bir anlatı. Fırat Tanış’ın canlandırdığı derviş, yolda olmayı anlatıyor görünmez yolcu adayına: dervişliği, insan olmayı, ademliği, yokluktaki varlığı, sesleri dinlemeyi, ihsanı anlatıyor birbir. İşte ruhum, o yolcu adayının yerine koydu kendine oyun boyunca; anlatılan ruhumdu, başı okşanan, türküler söylenen, nasihatler verilen oydu sahnede!

    Sadece Fırat Tanış değil, arkadaki sâzendeler de oyunun efsununun büyük bir parçasıydılar. Enstrümanları ile her ana mana katarak karganızı sarhoşluğa sürüklediler: ayık girdiğim oyundan, zevk sarhoşu olarak çıktım.

    Fırat Tanış İle Tanışmak.

    Oyunu izlemek için aştığım yola Fırat Tanış’ın menajeri  kulak misafiri oldu. Halimde muhabbet bulmuş olacak ki oyundan sonra kaybolmamı istedi, Fırat Beyle tanıştıracağım seni dedi. Yalan olmasın, o an çok sevindiğim bi şey değildi bu. Çünkü hayranlığım yada görmek dilediğim şey Fırat Tanış’a değil, oyunaydı. Oyun bittiğinde ise içimde dinmek bilmez bir tanışma arzusu oluştu. Anlamsız gelebilir ama o dev gibi büyüyen oyunculuğun elinde sıkmak, iki kelam etmek istedim. Sağolsun sözünü tuttu ağabeyimiz ve Fırat Tanış ile ayaküstü birkaç cümle kurup muhabbet ettik. Fotoğraf çekinmedik, yanlış anlaşılmasın, maksadım asla bu değildi ve dilediğim muhabbeti aldım ondan.. sosyal medyadan irtibatta kalalım demesi (her ne kadar bunu sonradan hatırlayamayacak kadar yoğun da olsa) büyük bir mutluluk sebebi oldu.

    Her şey o kadar güzeldi ki oyunla alakalı olan, böylesi bir zevki tattıran Fırat Tanış ve ekibine çokça teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum.

  • Yedikuleli Mansur Üzerine Ayrık Cümleler

    – İstanbul sokaklarında insanlara dehşet ve korku salan hortlaklar, cadılar ve birtakım fantastik yaratığın varlığını hayal edin ya da etmeyin: gidin ve bir Yedikuleli Mansur satın alıp okuyun.

    – Bir yanda Osmanlı’nın ilk zorbazları (kabadayıları) bir yanda çeşitli acuzelerle dolu kitap, sizi hızlı ve tek soluklu bir maceraya sürüklüyor. Sebebi meçhul bir şekilde ansızın İstanbul’a musallat olan yaratıklar, şehrin en tanınmış ve nam salmış yeniçeri bekçisi Ases Ahmet’in bedenini parçalayınca başlayan çalkantı, diğer nam heveslisi zorbazların kanını kaynatıyor. Meydanı boş bulanlar onun yerine geçmek isteyen nicesi türeyiveriyor.

    YASTIK ALTINDA SALDIRMASINI SAKLAYAN GENÇ MANSUR

    – Ases Ahmet’in ölümü ile kanı kaynayanlardan birisi olan, henüz gençliğinin başındaki Kırım göçmeni Mansur, cihana nam salmak ve İstanbul’a Musallat olan canavar tarifesi ile başa çıkmak hayaliyle kocamış ama namı hâlâ korku salan Kara Şaban’ın kapısına varıyor. Ve işte asıl macera böylece başlıyor.

    – Sabah başlayan macera, gece son buluyor hızlıca. Ne oluyorsa bir günde oluyor: Kara Şaban diğer zorbazlarla nam savaşı verirken aynı zamanda canavarların peşinden Kırım’a kadar gidip geliyor. Tılsımlar ve büyülü sözlerle dolu macera sizi görünmez tılsımlarla kendine bağlıyor.

    – Yedikuleli Mansur; genç delikanlı, bir gün içinde hayal ettiği gibi her şeye sahip olabilecek mi derseniz. Kurgu icabı her bölümün başına eklenmiş kitap alıntıları ve birçok farklı lehçe ve dille kitap çok fazla renge sahip. Kitapta beni tek rahatsız eden şey ise yazarın o dönemi ve olayları anlatabilmek adına uzun uzun anlatılar yapması oldu. Bunlar bazen ne gerek vardı dedirtse de bazı yerlerde eksikliği düşünülemezdi.

    – Anadolu korku yazarlarımızdan Mehmet Berk Yaltırık’a ait romanı zevkle okuyacak ve sonuna geldiğinizde devamı olsa da bu evrene bir kez daha tanıklık etsek diyeceksiniz.