Ay: Mayıs 2017

  • Deli Dürtmesi: Kahramanmaraş

    ..İLK GÜN..

    ekşi çorba ekşitme ile kahvaltı

    Daha önce gökyüzünde kanat çırpmadığınız bir şehre sabah vakti varıyorsanız ve açlığınız sizde derman bırakmıyorsa gezmeye: kendinizi bir kahvaltı salonuna veya pastahaneye atmak yerine çorbacıya uğrayın derim. Hem daha az kuruşluk harcamış olursunuz hem de o yörenin tadına vakıf olursunuz. Bendeniz, Kahramanmaraş yöresine ait olan bir çorba ile başladım güne: İçinde ne olduğu konusunda tek bir fikir bile üretemedim ve adı gibi ekşi bir çorba idi. Alışık olmadığım bir tat olsa da sevdim ve yanında yarım ekmek ile tabiri caizse kendime geldim. Artık rahat rahat adımlayabilirim şehir merkezini. Planımda en azından girmem gereken birkaç yer var..

    güvercin yuvası ulu camii

    İlk durağım ve yağan sağanak yağmur nedeniyle uzun zamandır durmak zorunda kaldığım yer: Karşısında henüz tam olarak seyredemediğim bir kale var ve hemen arkası tarihi bir çarşı ile çevrili. İşin doğrusu ilk hedefim burası olduğundan ne çarşıya nede kaleye uğramadım. Her neyse; bahçesi çok hoş, küçük ama hoş. Minare caminin bahçesinde yüzeyinde sanki bilinçli bir şekilde güvercinler için açılmış öyküler var ve güvercinler oraları ev bellemiş. Şuan caminin on kısmındaki bir oyuk pencereye sığınmış halde yazıyorum sana bunu. Yağmur giderek daha da hızlanıyor ve eğer dinmezse tüm hastalık ihtimallerine rağmen gezmeye devam etmekte kararlıyım.. keşke bu kadar yoğun yağmasa idi.. ağaçlar çok güzel ve bahçedeki güller.. uzun zamandır özlediğim bir manzara; yeşille iç içe bir şehir merkezi..

    sağanak yağmur mağduru

    Tek sevindiğim şey, yağmurun birçok yerde yağıyor olması ve bunun bana ait bir şanssızlık olmaması. Fakat yine de gün boyu yağan yağmur ve defalarca sırılsıklam ıslanmak yorucu ve korkutucuydu: Yalnız başına hastalanmak…

     ..İKİNCİ GÜN..

    şair ve edebiyat şehri hüsranı

    Buraya iki şairin evliliğine şahit olmaya geldim ve bu vakte değin bana edebiyat ve dergicilik namına heyecan veren şeylerin temeli Kahramanmaraş’ta idi; Andırın Postası; bu başka bir zamanın konusu olabilir. Ama koca şehirde işi sadece kitap olan bir yere rastlayamadım: Sadece bir sahaf adı var ortalıkta. Buradaki ikinci günüm ve kahvaltının ardından ilk iş olarak orayı bulmaya gidiyorum.

    Yarım saatten uzun yol yürüdüm, nice tepeler ve ağaçlar aştım: Muazzam bir şeydi benim için; ağaçlar içindeki şehir. Başka illerde buradaki bir sokak arasının veya bir parkın, yol kenarının manzarası için samanlıkta iğne ararcasına çabalamanız gerekebilir.

    Vardım adı geçmeyen tek sahada fakat penceresinden seyredip geri dönmek zorunda kaldım. Meğer öğle sonrası açıyor imiş: Sağlık olsun diyip vaz geçmeyeceğim. Gitmeden önce muhakkak uğrayacağım: Gözüme kestirdiğim bir dergi var geçmişe ait; onu almam gerek 🙂

    Sütçü İmam’ın kabrini ve şair çeşmesini ziyaret ettim. Çeşmenin suyundan içen şair oluyor dediler, kana kana içtim ama pek bi işe yaradığını söyleyemem: Suç çeşmede olamaz, kısacası benden karga olmaz ağabeyim.

    dondurma yaşar pastahanesinde yenirmiş

    Böyle deyince tanıdık gelmiyor olabilir. Meğer bu Yaşar, Mado’nun asıl yeri imiş yani Yaşar Amca kurmuş oluyor Mado’yu 🙂 Karıştırdım ortalığı iyice.. ne yalan söyleyeyim; bi dondurmadan bu kadar zevk alacağım aklıma gelmezdi.

    içerde fil mi var?

    Kahramanmaraş Arkeoloji Müzesinde müze kart yenilemesi yaparken duyulan fil sesine verdiğim tepkidir bu bölümün adı. Memur da hiç istifini bozmadan, “Evet, birazdan seni ilk o karşılayacak.” Demeyeydi, iyiydi. Ziyaret ettiğim birçok müzeden farklı olarak gerçekten de içerse beni binler ce yıllık bir fil iskeleti ve duvara yansıtılmış yaşar hali karşıladı. Hoş hatta ilginç bir düşeni vardı müzenin; sıkılma şansı bırakmamışlar ve tek parkurda hiç bir noktayı atlamadan müzeyi gezebiliyorsunuz.
    ..ptt merkez şubesine uğrayıp pul sordum ama koca şehirde bir filateli arşivi yok imiş: yine de memur ağabeyin bir köşede tutuğu bir ilk gün zarfı ile Türkiye-Portekiz ortak pul dosyasını hatıra niyetine satın aldım.. 🙂

    şair evlenmesi ve sivas’lı canlar

    İki şair; biri diğerinin şairi, şiiri.. buraya gelme sebebim.. hoş ve maceralı bir düğün; düğün salonu çalışanları damadı kaçırmak peşinde, saatler süren uğraşlarına rağmen olanlara geçit vermeyen 12 adamlık teşkilat.. sağlam adamlar hepsi; adamlığın pirleri.. yolları Sivas’tan geçer hepsinin…
    Düğün bitince kendimizi seyir tepesi derler bir yerde bulduk; Kahramanmaraş tüm endamıyla, haşmetiyle karşımızda idi: Hâl böyle olunca dilinde türküsü olan çığırdı, şiiri olan döktürdü. Tüm bunlar bir video yada kayda sığmayacak duygular hasıl etse de senin için on dakikalık bir ses kaydı bırakıyorum: Kapat gözlerini eğer o on dakikayı dinleyeceksen.. orda adem çocuklarının adına para dedikleri şeyle bulamayacakları bir dostluğu, muhabbeti hissedebilirsin: Belki de iyi bir hayal gücün varsa, şairler şehri Kahramanmaraş’ta yazılan her bir dizeyi hissedebilirsin.

     ..GANİMETLER..

    ganimet bir: pul mevzuu

    Dostlardan öte ganimet olamazdı ama sana yanımda götürdüğüm şeyleri de anlatmak diledim. İlk ganimetim, Kahramanmaraş PTT Şubesinden aldığım ilk ilk gün zarfım ve özel pul ekibim oldu. Çok sistematik olmayan ama hayli düzenli bir pul koleksiyonum var. Belki farklı bi şeyler bulurum umuduyla gittim şubeye, karşılaştığım yokluk içinden hatıra almaya değer iki parçayı kapıp çıktım 🙂

    ganimet iki: dergi candır

    Hani o bahsettiğim Yeryüzü Sahaf vardı ya: İşte oradan karganızı mutluluktan halk içinde uçuran şeyler aldım. Aslında yeteri miktarda kuruşluğum olsaydı, çok daha fazlasını alabilirdim ve hatta işletmeyi satın almaya kadar giderdi bu işin sonu. Fakat alabildiklerim sadece şunlar oldu:

    -Nuri Pakdil ağabeyin ve güzel insanların emekleri ve tarih ile dolu Edebiyat Dergisinin 9. sayısı (1974 Haziran)

    – Bendenizi dergicilik aşığı eden koskoca bir destan; bir zamanlar Andırın Postası eki olarak çıkan İkindi Yazıları (1992 yıllarından bir sayısı)

    – Canım rehberim Hüseyin Kaya hocamın da başında olduğu, 2000’li yıllarda başlayan ve son bulan Yitik Düşler edebiyat seçkisinin iki sayısı oldu.

    ganimet üç: karabasan

    Çok derin bir çizgi roman kültürüm yok fakat Yabani Dergisini çok iyi takip ettim diyebilirim 🙂 Yeterli olmadığının farkındayım ama Yabani sayesinde birçok yeni şey tanıdım. Bunlardan biriside, tek sayılığına Yabani’yi ziyarete gelen Karabasan idi: Çok sevdim ve geçmişine şöyle bir göz attım: Gençlik yıllarımda keşke biraz daha ilgili olabilseymişim. Kahramanmaraş Yeryüzü Sahaf sayesinde Karabasan sayı ikiyi buldum ve binbir heyecanla ilk iş olarak onun okumayı planlıyorum: Şansıma nazar değmeye 🙂

  • Yarım Kalan Yazılarım

    Çoğu zaman, içimde bir heyecan veya boşlukla yazı yazmaya başlıyorum sana ama sonunu getiremeden bi şeyler oluyor, devam edemiyorum, tıkanıp kalıyorum. Bu şekilde öksüz, biçare bıraktığım çok yazı var blogumda. Onlardan bir kısmını yani en azından mantık çerçevesinde olanları bir araya getirip, tek yazıda sana sunmak diledim.

    KOLONYA CUMHURİYETİ ÜZERİNE

    BKM, televizyon ve sinemada kara mizah üzerine iyi işler yapıyor: Bunun sinema ve tiyatro sanatı açısından ne kadar sakıncalı yada iyi olduğu konusunda hüküm verecek kabiliyete sahip değilim. Fakat şunu fark ediyorum ki, ömründe gerçek bir tiyatro oyunu izlememiş bir kişi, zevkle BKM tv programlarını izleyebiliyor ve bunun için salona gidebiliyor: Aynı şey sinema için de geçerli. Buradan şu çıkarıma varıyoruz ki millet kara mizah seviyor, bunu istiyor ve BKM, bu talebi karşılamak için hayli çaba harcıyor. Ne diyelim, yolları açık olsun. Umudumuz bir gün, Devlet Tiyatrosu salonlarının da tıklım tıklım dolup, biletlerin günler öncesinden tükenir hâle gelebilir olmasındadır.

    Girişe bakıp da filmi gömeceğimi sanmayasın: Aksine filmi çok beğendim ve son zamanlardaki tebessüm ihtiyacımı yeterince giderdim. Gerek oyuncu kadrosu gerekse onlara biçilen roller cuk diye oturmuş ve izlemesi keyifli bir komedi filmi ortaya çıkmış. Yerli komedide en fazla karşılaştığımız; ne kadar küfür o kadar kahkaha mantığına yer verilmemesi ise filmin kalitesini bir kat daha artırmış.

    Filmin konusu ise ayrı bir güzel: Gerçeklikten tamamen uzak oluşu, yepyeni bir dünya haritası ile ortaya çıkması, imkansıza yakın bir şekilde ülke olan yarımada, bizden ama kafası daha güzel halk, uzaydan gelen Molla Efendi(!), üç ülke başkanının aşıklar tepesinde içip arabesk dinlemesi… Tek tek sayılamayacak kadar çok komedi unsuru var filmde.

    Nedense son zamanlarda çok konuşamıyorum, belki de çevreme tamamen kapanıp, çoğunlukla kendimle konuşuyor olmamdandır. Filmi daha fazla anlatmaya mecal bulamadım kendimde!

    YENİ BİR YAŞA GİRERKEN

    Hayat kısa ve yapılacak çok şey, uğruna çabalanacak çok hayal, okunacak çok kitap var. Bu hafta yeni bir yaşıma daha adım atarken, geride bıraktığım yılların hesabını yapabilmek nasip oldu; insanlığa mahkum edileli beri, geçen hayli zaman olmuş ve maalesef bir arpa boyu ancak yol gidebilmişim.

    Kurduğum bir çok hayali, ucundan bucağından gerçekleştirebildiğimi söyleyebilirim. Ütopyalarım ise ütopyalıktan öteye hiç bir zaman gidebilmiş değil. Güzel olan ve hayatı yaşanılır kılan şey, gerçekleşen hayaller olsa gerek. Ciddi ciddi kendimi anlatmayalı hayli zaman geçtiğini fark ediyorum. Belki de anlatıcı ruhum, Eskişehir sokaklarında üzerime pisleyen güvercinle birlikte kanatlanıp gitmiştir.

    YALNIZ YAŞAMAK!

    Dışarıdan oh ne rahatlık bir yaşam tarzıymış gibi görünse de kargalar için bile büyük bir işkence tek olmak. Tek olmak ve tekliğine çare olacak bir muhabbetin olmaması:

    GEREKSİZ TOPLANMALAR

    – Hangi kuytudan çıkacağı meçhul bir fare ile aynı evde yaşamak: On, dokuz, sekiz; patlamasına saniyeler kala yanlış kablodan medet uman oyuncunun filmin sonunu erken getirmesi: Çekirgenin henüz ikinci zıplayışını koca kurbağanın dilinin üstünde tamamlaması: Samanlığa gizlenen iğneyi saatler sonra bulmuşken, eşeğin ansızın anırmasıyla yere düşmek ve elinden fırlaması iğnenin samanların içine…

    “Ne anlattığını anlayan var mı beyler?” “Yok, bende bi şey anlamadım!” “Hem biz neden burada toplandık? Buna cevap bulmalı ilk önce.”

    – Ey Sezar! Sen mi yücesin, ben mi?

    “Bakınız beyler, bu adam ne dediğini biliyor olamaz!” “Onun farkında olacak kadar aklımız olsa gerek!” “Birisi lütfen bir açıklama yapabilir mi?”

    – Filler hayli dertliler dostlarım. Sizlerle bunu paylaşmaktan onur duyarım: Çok yoruluyorlar su aramakla uğraşırken. İşte bizde bu yüzden toplandık.

    “…” “…” “…” “…” “…”

    – Fillerin yoğun yaşadığı bölgelere marketler kuracağız ve onlara damacana su satacağız. Şimdi siz merak ediyorsunuz bu nasıl olacak diye: Bir diş karşılığında bir damacana su alabilecekler. Böylelikle kendiliğinden toplayacağız onlarda değerli olan her şeyi. Tabi ilk önce su kaynaklarını ellerinden alarak, onları buna mecbur bırakmalıyız. Eğer bu plan filler üzerinde tutarsa, aynı şeyi diğer değerli hayvanlar için de uygulayabiliriz.

    SADRİ ALIŞIK GAK!LAMASI

    Ama kabahat bende değil. şarkılardaki o kızda..