Ay: Şubat 2016

  • Tek Kafadan Bin Bir Ses

    Bu ne biçim hikâye böyle şarkısı ki hoş bir filmden arta kalan bi anıdır, çınlıyor kulaklarımda..

    – Hayır, o değil dinleştiğimiz şarkı şuan: geberiyorum çalıyor fonda Ahmet Aslan’ın sesiyle..
    – Aslında, Paris’te bir oda sahnesinde izlediğimiz müzikal tiyatrodan hatırımızda kalan bir şarkı değil mi bu!?
    – Emin misiniz acaba?!! Apaçık bi şekilde kulaklarımızdaki şey bir Kızılderili ayin türküsü..
    – Affedersiniz ama bendeniz hoş bir sesten tatlı mı tatlı Farsça bir ninni dinlediğimi hissediyorum.
    – Ohoooo!! Siz iyice uçmuşsunuz belli! Bi balkan türküsü ile diğerlerini ayırt edemeyecek kadar sarhoş olmalısınız!
    – Asıl sarhoş olan sensin zannımca dostum! Fonda zihne ve dahi gönle ağırlık, gözlere de yaş veren Kürtçe bir ağıt var..
    – İddia ediyorum ki sayın zihin parçacıklarım, hepiniz yanılıyorsunuz! Yörük havasını bi kilometre öteden duysam hemen tanırım ben..
    – Ciddi olamazsınız hiç biriniz! Cengiz Özkan bir Âşık Veysel türküsü okuyacak ve siz bunu fark edemeyeceksiniz öyle mi?!

    Bahisler kapanıyor dostlar! Son tahminleri alalım, son yudumlarınızı lütfen masanın üzerinde bırakın ve sakince uzaklaşın çay bardaklarınızdan! Siz iyi içmişsiniz belli.. Kayıp şehir Atlantis’in şaraplarının dahi bu denli bir sarhoşluğa sebep olduğu görülmemiştir. Çay adam olana da karga olana da harbi bir içkidir denir ya: siz baya bi abartmışsınız mevzuyu! Kafanız kıyak maşallah!!

    Sayın Kral Hazretleri! Kahinlerin sizler için baktıkları fallar ve dahi son zamanlardaki yıldız hareketleriniz pek iç açıcı görünmüyor.. Nasıl ifade ederim bilemiyorum efendim, inanın bilemiyorum. Fakat, affınıza sığınarak ve bağışlanmayı umarak, başınıza bu günlerde gelmesi muhtemel görünen çok vahim hadiseler olduğunu bildiririm. Bu musibet gökten geleceğe benzemekte. Umudum şudur ki; yüce kudretiniz bu belayı savuşturacaktır. Siz yinede dikkatli olmaya gayret ediniz.

    Sonra birden kapı vuruldu. Karanlığa gömülü olan Vasilis, ne yapacağını şaşırdı. Büyümüş gözleri ile karanlığı delmeye çalışsa da bütün uğraşları boşunaydı. El yordamıyla kapıyı buldu ve kapının ardında bekleyen kişiden emin olmak istedi. Fakat dışarıdaki meçhul şahıs kendini tanıtmak yerine kapıya vurmaya devam ediyordu. Vasilis hayli işgillendi, kapıyı bi kat daha kilitledi, sürgüyü çekmeyi de ihmal etmedi. Korku doluydu ancak korktuğu şeyin karanlık mı yoksa kapının ardındaki kişi mi olduğundan emin olamıyordu. Salona geçti kaza bela, koltuğunu buldu, elleriyle boşluğu yoklayıp, kendini bıraktı.. Her sıkıntısında sığındığı koltuğu, bu sefer ona pek yardımcı olmuyor aksine onu daha da boğuyor gibiydi. Meçhul şahıs kapıya bir kez daha sert bi şekilde vurdu…

    Anlaşılan o ki, ortak bi karara varmamız imkansız saygıdeğer zihin parçacıklarım. Hem neden illa ortak bi noktada buluşmak zorunda olalım ki! Herkes huzurla dinletisine devam etsin, yol aksın, sular şırıldasın, Keloğlan türküsünü çığırsın derin zindanda ve dahi kargalar yeni bir göç için kanatlarını hazırlasın!

  • UÇUN CANLAR SEMERKANT’A

    Hâl şu ola ki: uzun vakitlerdir yuvadan ayrı uçtuk ve konmak nasip olmadı bi kara parçasına. Kâh oynaştık, kâh yepyeni diyarlar gezdik kitapların içinde. Bu gagalar nelere şahit oldu bi bilseniz a canlar: bilseniz ve tahayyül edebilseniz zihninin içinde ve dahi sonrasında ruhunun vardığı semada olup bitenleri yada bitemeyip hâlen peşi sıra akıp duranları.

    Derin bir ah çekme vaktidir, âh zincirleri uzanıp göğe, ilk kuş kafilesinin peşine takılsa.. takılsa da varsa kafilenin beraberinde Semerkant’a ve dahi Ömer Hayyam’a. Bir kitaptır beni benden alan canlar ve buncası hâl bırakan arkasında. Gidip varmasa iyiydi, o son nokta asla koyulmasaydı belki de çok daha güzel olabilirdi her şeycikler. Neyse canlar ve dahi karga sevenler cenahı: iki çift lafa müsaade varsa eğer, buyrun bağdaş kurun hasırdan döşeğimize: hasırdır ancak pençelerimizin zulmüne dayanabilen…

    Tanışma!

    Semerkant’ı anlatmak istemiyorum: onun üzerimde bıraktığı hâldir anlatmak dilediğim.. Ki daha ilk safhada anlamanızı umut ederiz ki: okuyun ev bi ikincisi için zaman ayırın meçhul geleceğinizde. Amin Maalouf kimdir necidir; ancak duymuşluğumuz vardı lakin tembellik sebebi ile daha önce hiç kendisini ziyaret etmeme edepsizliğinde bulunmuştuk. Sonunda o ayıbı kapatmak nasip oldu: geceler oldu da gözümüze uyku girmedi Hayyam’ın eteği peşinde gezinirken.. Gündüzler aydınlığını çekti Hasan Sabbah’ın planlarının korkusundan ve Nizam’ı daha bi ayrı tanıdık ve dahi hayran kaldık..

    Yaşamak?

    Bi Benjamin vardı, iyi ki vardı: olmasa olmazdı sanırsam bunca kelime: yerinde olmak istedik defalarca ve Ulu Manitu’ya uzun bi aradan sonra ilk defa seslendik, yakardık adamkargalar ile: ama sonuç hep aynı: ne duymak diledi ne de kabul etti dualarımızı! Olsun, okuyarak yaşadım ve yaşadık.. Ömer Hayyam’ın gizli kitabını ararken bulduk kendimizi, sonra aşık olurken kimliksiz bir prensese ve doğulu bir kadından süt emerken karışık duygular içinde.. Kaçtık, toz içinde kaldık ve hayretler ettik gördüklerimize: umut ettik, inandık, sevgiyi ve sevgiliyle bir olmayı tattık… Yollar ki: en fazla da o bizimle oldu, sonra her şey kayboldu gözlerimizin önünden: korku doğdu: sevgilinin korkusu; rüyaların imkanı yada imkansızlığı…

    Her şey mi biter?

    Bizde söz, kitapta cümle bitti.. Her şeyin bi sonu var belki de gerçekten; ne kadar uzun yaşasak da bu uzun ömrün de kitaplar gibi bi sonu var!! Son cümlelerinizin mutlu ve öteki taraftan umutlu olabilmesi dileği ile..