Benim diyen bir çok kişinin okumuş olması gereken bir kitap dediler ve bizde okuma grubumuz ile yaz aylarında okunması için seçtiğimiz beş kitabın arasına iliştirdik Milan Kundera’nın farklı kokan kitabını. (Koku imgesi hayli büyük bir iz bıraktığından olsa gerek yada acı diyelim biz ona: bu kelimeyle tanıtmayı uygun görüyorum: evet, farklı kokan bir kitap Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği.)

Romanımızda her zihne hakim bir yazarımız var: Kahramanları anlatmak dilediği olgu çerçevesinde seçen, onların neliğini derince sorgulayan bir yazar. Aslında kitabın baş kahramanı bir olgudur diyebiliriz; kitsch. Yaşamın her alnında karşımızda olan fakat asla arkamıza dönüpte bakmadığımız, umursamadığımız yada umursamak dilemediğimiz bir kelime (gerçi biz kargalar için pek geçerli olduğu söylenemez). Şu şekilde başlayabilirim onu anlatmaya: en sevdiğiniz, hayranı olduğunuz sanatçının, tuvalate giderek b.kunu yaptığını hayal edin ve sonra bunu silin atın hayatınızdan. Sadece sanatçının değil, kendinizin ardını (anadolu ağzında b.k anlamına gelen bir kelimedir) da zihninizden silin ve görmezden gelin, yokmuş gibi davranıp hayatınızı yaşamaya devam edin. Yaratılışınızda sizinle birlikte bu dünyaya gelen ne kadar iğrenç şey varsa bi yok saydınız bi dünya kurun kendinize: İşte bunun adı kitsch. Kalkıp da karga halimle iki cümlede anlattım oldu diyemem: Koskoca üçyüz küsur sayfalık roman bunun üzerine kurulu desem yalan olmaz. Ama merak etmeyin, roman oldukça hijyenik!

Yazarın ilk keşfettiği kahramanı Tomas. Tomas’ın kaçışları, sorgusuz kalma dileği, bol kadınlı yalnızlık sevgisi ve hatta dışarıdan fark edilemeyen derin arayışlarıyla dolu hayatı, yazar için biçilmiş kaftan. Onun bunca uzun tasvir edilesi hayatı ile başlayan serüven ve yazarın tahlilleri, yine Tomas’ın hayat ağının bi köşesine tutunmuş diğer kahramanlarımız ile devam ediyor. Tomas, Tomas’ın yalnız uyumak ilkesine dayalı hayatına onca tesadüflerle dalan Tereza, Tomas ve Tereza’nın hayatlarının en büyük parçası Karenin, Tomas’ın isimsiz ve sayısız sevgililerinden Sabina, Sabina’nın Tomas’sız kalan yaşamının bir bölümüne binlerce huzur saklayan Franz ve yine Tomas’ın hiç görmediği oğlu ve ağa takılan bazı insanlar: Ve (!) onların kitsch’leri.

Yer yani her şeyin başladığı durak, Çekoslavakya; Sovyet askerleri acımasız ve insan hayatını hor gören bir işgaline maruz kalmış bir ülke. Kahramanlarımızın hepsinin (bu topraklardan olmayan Franz’ın bile) işgal ile bir bağlantısı var; hepsi gak!lamayı yani sizlerin dilinde haykırmayı kendi metodlarınca başarabilmiş kişiler. (Her şeyi anlatmamak için kendimi zor tutuyorum.) Fakat bu haykırışlar, kahramanlarımızı göçe zorlayan bi durum: seyirci olamazsan ve elinden pek bir şey de gelmiyorsa, huzuru başka topraklarda aramaya kapılmak hoş görülebilir bir davranış haline bürünür. Franz’ı yaratan bu göçtür.

Uzun lafın kısası; kahramanlarımız yazar tarafından ayrı ayrı ele alınıp, hepsinin ruh halleri üzerinden uzunca tahlillere yer verilmiş olsa da okuması yorucu değildi. Hele hele bunca sayfa dolusu tahlil ve döngüyü seviyorsunuz okudukça, daha fazlasını istiyorsunuz. Bazen, anlamak için tekrar tekrar okuduğunuz bölümleri yok değil ama bu anlayamamak yazarın değil kendi kitsch’lerinizin suçu.

“es muss sein!”

Bunları da Sevebilirsin :)

YORUMSUZ BIRAKMA ^^