Şahmeran destanının yazarı Hatice Üzgül ile bir röportaj yapmışlığımız dahi vardır: okumak dilerseniz şuradan yol alabilirsiniz.

ŞAHMERAN VE ADAMKARGA

Şahmeran yaşıyor olduğuna kendimi yıllardır inandırdığım bir efsane: yani efsaneden ötesi. Çocukluk yıllarımda anlatılan masalların baş kahramanları arasında gelirdi ve sanırım adını ilk duyduğum vakti de hatırlıyorum: yılandan korkup kaçmıştım, yavru olduğum zamanlardı ve işte o zaman ebem Fatmana bahsetmişti bana Şahmeran’dan: bizlere hatta hiç bir varlığa zarar vermezdi yılanlar. Çünkü yılanların şahı olan Şahmeran böyle emretmişti tüm yılanlara. Elbet aralarında hainlik edenler de vardı fakat sayıları o kadar azdı ki benim karşıma çıkma ihtimalleri çok küçüktü. İçim rahatlamıştı sanırım o zamanlar: rahattan çok meraklanmıştım anlatılan Şahmeran’ın hikâyesine. İnsansı, heybetli bir varlık Şahmeran. Onu tarif etmek amaçlı çizilen hiç bir çizim: onun kadar heybetli ve muhteşem olamazdı. Onun ve Camsab’ın hikâyesi, dünyanın sonuna kadar var olacak ve Camsab, kâh Lokman Hekim, kâh Yunus olarak karışımıza çıkacaktı.

ŞAHMERAN: EFSANENİN ADI

ŞAHMERAN İTABI

Şahmeran hakkındaki birçok kaynağı şu zamana kadar araştırmış ve okumuştum. Hatta hakkında yapılan iki Yeşilçam filminden birisini olan, Türkan Şoray’ın baş rolünde oynadığı filmi de izlemiştim. Ayrıca bir televizyon kanalının basit ve asıl hikâyeye yakın olarak çektiği bir film daha vardı. Her neyse, biz konuyu artık Hatice Üzgül’ün destanına getirecek olursak ilk önce şunu söylemeliyim ki aradığımı bulmamın ötesinde bir son ve ikinci kitap hatta üçüncü bir kitap ile karşılaşmak harikaydı. Fakat ilk kitap bana hayli tanıdık geldi: şu televizyon kanalının filmi ile neredeyse aşırı benzerlik sağlıyordu. Zaten kendisi ile yaptığımız röportajda da elde olan kaynakları daha hoş bir hâle getirmeye çabaladığından bahsetmişti ve bunu gerçekten başardığını söyleyebilirim.

Kitap, açık konuşmak gerekirse yer yer yorucu nasihatlerle doluydu: bi noktadan sonra sabretmenizi gerektirecek kadar fazlaydılar. Fakat gülü seven dikenine katlanmalı tabirine layık bir hikâye idi: hakkını yememek lazım: sizi içine sokacak kadar aksiyona ve akıcılığa sahip. Camsab’ın Şahmeran ile tanışması ve onunla geçirdiği uzun yılların hikâyesi, kapalı bir cennet bahçesinde geçiyor olmasına rağmen dışarı çıkma isteği uyandırmıyordu hiç bir zaman. E zaten bir cennet bahçesinden daha fazla ne isteyebilir insan. İkilinin arasında oluşan bağ, özenilesi hatta kıskanılası bir hâl aldığı vakit ayrılık çanlarının sesleri yankılanır bahçede. Bu Camsab için sılaya kavuşmak, Şahmeran ise sevinilesi bir son ile başlayan kavuşmadır.

Efsanede dikkatimi çeken birkaç husus vardı ve beni asıl etkileyenler onlar olmuştu: genelde ana karakterlerin ötesinde, yan karakterlerdir hikâyeyi canlı tutan. Camsab’ın ustasının ahlakı ile yılanlardan Çıntar’ın dostluğu beni kitaba bağlayan şeyler oldu. Tabi bir de Camsab’ın nenesi: sanki kendi atalarımın kokusunu hissettim onun kucağında.

türkan şoray şahmeran

Giderken arkamda iki tavsiye bırakıyorum: kitabı kesinlikle okuyun ve Türkan Şoray’ın Şahmeran filmini izleyiverin: her ne kadar film tamamıyla Şahmeran üzerine olmasa da hoş bir şekilde ele almışlar. Unutmadan: kapak resminde kullandığımız çizimler aşağıdaki kısa film çalışmasına aittir: onu da izleyebilirsiniz: kısa ama güzel bir anlatı..

Bunları da Sevebilirsin :)

YORUMSUZ BIRAKMA ^^