Hareket etme vaktinin geldiğini söyleyen anonsa kulak asmadan araçtan uzaklaştı. Biletteki hedefine ulaşmasına kilometrelerce yol olmasına rağmen arkasına bakmadan ilerledi ve az sonra kendisini ucu bucağı görünmeyen bir yeşillikte buldu.

Atlılar suyun karşısına geçtiklerinde arkalarında bıraktıkları izleri fark edemediler. Peşlerinden koşan gölgelerin içinde gezen varlığın ne olduğuna dair kafalarında oluşan korkulardan kaçıyorlardı aslında. Korku ve gecenin karanlığı en büyük düşmanlarıydı.

Otobüs yarım saat gecikmeli kalktı mola yerinden. Çocuğunu emziren kadın, kedisini sakinleştirmeye çabalayan kokona ve bi şeylere geç kalan insanlar, hep bir ağızdan küfürler savurdu kaybolan yolcuya. Şoför İzzet, yedinci sigarasının izmaritini ayakları altında ezdi, mahalline oturup gaza bastı. Yolcuları sakinleştirmek için dağıtılan ekstra kekler işe yaramışa benziyordu: Bir müddet sonra sinirler yatıştı, yolcular fonda Müslüm Gürses eşliğinde koltuklarına sindi.

Gece iyice kaplayınca yeryüzünü, atlılar mola verdi. Kargalar kahvaltı sofrasında iken gözlerini uykudan arındırdıklarında, en gençleri olan Fivas’nın kayıp olduğunu fark ettiler. Atı uykudaydı, heybesi ise uykuya daldığı yerde. Tedirgin gözlerle etrafa bakınırken, yeşillikler arasında oturan adamı gördüler. Kılıçlarını sıkı sıkı kavrayarak adama yöneldiler. Gözlerinde uzun zamandır hasret oldukları kanın ateşi parlıyordu.

Fivas, kılıç sesleriyle uyandı uykusundan. Uzun zamandır kaçıyorlardı ve en sonunda pes edip günler sonra ilk defa uykuyu tatmıştı. Uykunun tatlı sarhoşluğu ile ilkin anlamlandıramadı dünyayı: Yol arkadaşlarını gördü ileride ve kanlar içindeki adamı fark etti. Kanın kızıllığı ile şehvetlendi; koşarak arkadaşlarının yanına vardı. Kandan kendi payına düşeni almak için haykırarak kılıcını savurdu. Ama kılıç bir sis olup dağıldı ansızın sonra kılıcı tutan eli silinmeye başladı gözlerinden. Atlılar onu fark etmemişti; sesi, elleri onlara ulaşmıyordu. Her şey bir sis içinde dağılmaya ve kaybolmaya başladığında, kan ağlayan adamın ağzından gölgeler yükseldi Fivas’ın gerçekliğinde. Ansızın oldu olanlar; gölge Fivas’ın her zerresini hiçliğe armağan etti.

Biletini öksüz koyan yolcu, aylar sonra bir mağarada uyandı. Vücudu karanlık kesiklerle doluydu. Dehşetle fırladı dışarı, bir nehir kenarındaydı. Susuzluğunu gidermek için eğildiği suda yansıyan yüzü bir yabancıya aitti. Yolcu, kendisine ait olamayan yüzün tüm kıvrımlarını elleriyle gezdi. Fivas adı canlandı zihninde, haykırdı nefesi tükenene kadar. Sustu sonra, sustuğunda sırtından kalbine saplanan bir kurşun ile yığıldı olduğu yere. Son nefesini verirken kedisini yatıştırmaya çalışan bir kadını, ağlayan bebeği, Şoför İzzet’in küfrünü ve Müslüm Gürses’i duyar gibi oldu.

Bunları da Sevebilirsin :)

YORUMSUZ BIRAKMA ^^