Fareler ve İnsanlar üzerine yazılacak bir yazının başlığı için gönlümün hoş bulabildiği tek başlık bu oldu; tavşanlar, insanlar ve Lennie. Oldukça gereksiz gelebilir tespitim sizlere fakat (her zaman öyleymişim gibi bir hisse kapıldım nedense) Lennie’yi Dalton kardeşlerin Avarel’ine benzetmekten kendimi alamadım. Hatta bütün kitap boyunca Avarel’in sesiyle konuştu Lennie. Aralarındaki tek fark Lennie’nin biraz daha cüsseli canlanmasıydı zihnimde. Elbette kitaptaki George ise bir miktar Joe barındırıyordu içinde (sanırım daha da saçmalayamazdım). Kitap zaten akıp giderken ve büyük bir merakla ve heyecanla Lennie’nin hayalinde kendinizi bulurken yani her şey bunca güzelken Avarel ve Joe’nun iki kardeşini bi yerlere saklayıp bu öyküde birden karşıma çıkmaları kitabı daha da bi ilgi çekici hâle soktu. (John Steinbeck Beyamcamız umarım mezarında ters falan dönmüyordur bu yorumlarım yüzünden!)

Biraz ciddi adımlayacak olursak şunları dile getirmek diliyorum: John Steinbeck biraz Yaşar Kemal gibi geldi gözüme. Yaşar Kemal’in romanları yepyeni bir Çukurova oluştururken ve orayı koca bir dünyaya dönüştürürken aynı şeyi John Steinbeck’te de görmek şansını yakaladım. O da, kendi yaşadığı toprakları, özellikle de Salinas’ı büyütüp ayrı bir dünya haline getirmiş (yalnızca bir kitabını okumuş olsam da diğer kitapları için yazıdan önce yaptığım küçük araştırma sonucu bunları dile getirebiliyorum).

İşte ipucu tufanın başladığı paragraf bu oluyor ademçocukları! Kitap, Salinas çiftliklerinde çalışan işçilerden olan iki arkadaşı; George ve Lennie’nin yolculuğunu anlatıyor. George, ufak tefek ama aklı başında birisi: Lennie ise uzun boylu, hayli cüsseli ve güçlü ama bi o kadar da akıldan yana yoksun birisi. George’un onu yanında bulundurma sebebini pek anlayamıyorsunuz: Her şeyi unutan ve yeniden ve yeniden aynı şeyleri anlatmak zorunda kaldığınız bir insana kardeşiniz ise katlanabilinir gibi geliyor sadece. Ancak ikisinin arasında hiçbir bağ olmaması olayları daha da ilginç bir duruma sokuyor. Onlar için birbirine muhtaç iki kişi diyebilmemiz için bile birçok sebep var sıralanabilecek ama bütün bu sebepler bile George’nin Lennie’ye katlanması için yeterli değil romanın diğer karakterleri için.

Lennie, yumuşak şeyleri okşamayı seviyor. İşte bu yüzden tavşanları çok seviyor ve yine tavşan bulamadığı için fareleri ve yumuşak kumaşları okşamayı seviyor. Koca cüsseli, çocuk yaşamlı Lennie, farkında olmadan başını derde sokmayı alışkanlık haline getirmiş. Fareleri ve köpek yavrularını severken öldürmesi hatta daha fazlalarını da yapabilmesi (bu kadar büyük bir ipucunu anmaktan son anda kendimi alıyorum, kitabı okurken anlayacaksınız) onun kötü olduğunu göstermiyor. O öylesine masum hayallere sahip, tavşan dolu bir çiftliği var hayalinde ve onlara bakmak görevi sadece ona ait. Tarladan yonca toplayıp, tavşanları beslemek istiyor sadece ve onları sevmek durmaksızın, belki aralarında bile uyuyabilir geceleri.

Lennie’nin hayallerine kendimi daha fazla kaptırmadan ve kitabı okunmaz hale getirmeden susuyorum. Kesinlikle okumanız gerektiğine inandığım bir kitap olduğunu da tekrar tekrar vurguluyorum. Kanat çırpmadan önce sizi yine hoş bir türkü ile baş başa bırakıyorum (aklıma nedense Aşık Veysel düşüverdi) 🙂

Bunları da Sevebilirsin :)

YORUMSUZ BIRAKMA ^^