Camın buğusunu sildi elinin tersiyle. Caminin önündeki kalabalık dikkatini çekmiş olmalıydı.. Yaşını başını almış ihtiyarlar kıyasıya tespih pazarlığına tutulmuşlardı. Yetmişine merdiven dayamışlardan biri, gümüş imameli tespih için iki tavuk birde hindi teklif ediyordu. Bir diğeri köstekli saatini, bir başkası da üç aylığının tamamını vereceğini söyleyip duruyordu. Tespih sahibi ise kararsız kalmış, bir tespihine bir de ihtiyarlara bakıyordu ki Müezzin Saffetin sesi yükseldi minareden. Bütün tespihler ceplere konuldu ve cümle ihtiyar camiye doluştu. Ancak o, hâlâ aynı noktaya bakınıp duruyordu. Öyleyse, türbenin çatısındaki güvercin ailesi olmalıydı izlediği. Ana güvercin soğuktan korumak için yavrusunu kanadının altına sarmıştı iyice. Haylaz yavru ise habire kafasını dışarı çıkartıyor, ana güvercin de yavrusunun kafasını gagalayarak geri yerine sokuyordu. Ama bu şirin aileyi de fark etmemiş olmalı; eğer gözbebekleri değseydi bu manzaraya, yüzünde bir tebessüm izi oluşmalıydı. Neden sonra kapattı gözlerini ve bir damla yaş süzüldü yanaklarına. Çantasından kalem ve kâğıt çıkarttı hızla ve aynı hızla kâğıdı doldurdu yağmurlu cümlelerle.

“nalesiz var harem-i yâre ki ‘nâlen ey dil
men’-i âsâyiş-i gül bister-i hâb eylemesin” (naili)

Önünde duran koskaca elektrik direğini göremeyecek kadar ahmak değildi yanından hızla geçen adamın düşündüğü gibi. İlâhi bakış gönlüne öyle bir sevda düşürmüştü ki, zavallı neye uğradığını şaşırmıştı ilk zamanlar. Kalktı düştüğü yerden ve üzerini silkti yavaşça… Ağlamaklı bir sesle “Özür dilerim efendim, affediniz, görememişim sizi” dedi. “Önemli değil! Ben özür dilerim asıl şu zayıf benliğinizden… Elveda!” diye bir ses yakılandı boşlukta. İlâhi bakış pişmandı ve kızgındı kendine.Sevda zerreciklerini topladı gencin gönlünden, bir parmak izi dahi bırakmaksızın terk etti onu.

Bunları da Sevebilirsin :)

YORUMSUZ BIRAKMA ^^