Bu yıl kendime bir söz verdim demiştim ve her hafta elimden geldiğince görev yaptığım köyden yola çıkıp bir tiyatro izleyecektim. Bana en yakın devlet tiyatrosu Antalya merkezinde ama yaklaşık 150 kilometrelik bir mesafeden bahsediyoruz (dolmuşlar, otobüsler varolsun). Gerçi yolun bir yerinden sonrasında aracıyla beni taşıyan güzel insan Orhan, günü hayli kolayladı ve huzurlu bir tiyatro seyri hayali ile salona giriş yaptık.

Oyun öncesi çok heyecanlıydım hatta yerimde duramıyordum. Bu heyecan hem kendime verdiğim sözü yerine getiriyor olmaktan hem de az sonra bir tiyatro seyredecek olmamdan kaynaklanıyordu. Oyun, oyun içinde oyun barındırıyor: Tiyatro sahibi Nahit Bey’in hüznünü konu alıyordu oyun ve onu anlatırken tiyatroda oynanan kantolar, danslar ve oyunları da izliyorduk. Oyun hüznü anlatıyor olsa da ilk perdede oyun içindeki orta oyunu sayesinde hayli güldük eğlendik. Hatta bol dedikodulu ses kaydını dinlerseniz, ne kadar eğlendiğimizi daha iyi anlarsınız 🙂

Oldukça uzun olan oyun, komedisi ve hüznü ile ayrı ayrı güzeldi. Oyunu izlemeye zor kılan bazı etmenlere rağmen, ki son paragrafta bu dedikodular yer alacak, bütün yorgunluğa değecek bir oyundu izlediğimiz.

oyunu izlemeyi zor kılan etmenler

Bir önceki paragrafta huzur hayalinden bahsediyordum ya hani; işte o hiç olmadı, oyuna iyice konsantre olduğum bazı anlar hariç tabi. Ne mi oldu? Yanımıza oturan ana kız, oyun boyunca ya konuştular yada tüm ısrarlara rağmen kendilerince uyanıklık yaparak sözde gizli gizli cips yediler (ses kaydında hayli dedikodularını yaptım zaten, kusura bakmayın ama bazen hayli geveze olabiliyorum). Tabi arkamda oturan ve durmadan ışıklardan, sahneden, oyunculuktan, kendi oyuncu hocalarından bahseden çok bilmiş kardeşimizin yanındaki 3 hanımkıza hava atma çabasında olan arkadaşı da unutmamak gerek (iyice mahalle dedikodusuna döndü bu yazı!).

KARGANIN SESİ MEKTUP OLUP SANA GELSİN İSTER MİSİN? :)

Bunları da Sevebilirsin :)

YORUMSUZ BIRAKMA ^^

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.