Hatice Üzgül ile ortak bir yönümüz olan Şahmeran hayranlığı sayesinde tanıştım. Karga, yılanı sever mi hiç demeyin: bu sadece sizlerin zannından kaynaklı bir durumdur. Birbirine asla sarılamayan iki dost gibidir kargalar ve yılanlar: ikisi de bir diğerinin nefsinden korktuğu içindir bu uzaklık. Her neyse efendim, vardır bunda da bir hayır elbette.

Hatice Hanımefendi, Şahmeran’ın efsanesini anlatmak dileyerek çıkmış yola ve üç seriden oluşan yolculuk başlamış. Şahsım henüz ilk kitabı okuyabildim lakin kalemin sahibi ile tanışmak ve birkaç soru sormak diledim: sağolsun kırmadı ve sorucuklarıma tatlı mı tatlı cevaplar verdi. İşte o sorucuklar ve cevapları:

ayrac

– Ben, Şahmeran ile çocuk yaşlarımda ninemin hikâyelerinde tanışmıştım. Acaba sizi onunla tanıştıran ve bu denli anlatmanızı sağlayan büyü ne idi?

Şahmeran’ı ben de çocukluğumdan itibaren ilgiyle dinlemiştim. Zaman geçtikçe dinlemekle kalmadım, kendi yeğenlerime de her gece anlatır oldum. Hayal gücüm anlatılanlarla sınırlı kalmadı, hep kendim ekledikçe ekledim.Örneğin Şahmeran kimdi, nereden gelmişti, Camsab ile yıllarca neler yaşamıştı? Çok merak ettim. Daha sonra araştırdım, hiçbir yerde bu sorumun cevabını bulamayınca boş kalan kısımları kendim kurguladım.

– Her kuyuya düşen, Yusuf gibi, Camsab gibi ilahi bir yardıma mazhar olur mu dersiniz? Sizin de içinden çıkamadığınız kuyularınız var mıdır? (Camsab kim diye soracak olma sevgili okuyucu, sorma ve kitabı oku emi.)

Her kuyuya düşen ilahi yardıma mazhar olmaz sanmıyorum. Ancak, ilahi kapıya varıp da o kapıyı her çalana bir “kim o?”  diyen vardır elbette Ben buna inanıyorum. Benim düştüğüm kuyulara gelince… Çok ince tasarlanmış, üzerinde düşünülmüş tuzakların altındaydı o kuyular hep. Mayın tarlası gibi, üzeri örtülmüş kuyu tarlalarında dolaştığım zamanlar oldu. Her kuyunun dibinde bir kapı bulduğum için, her zaman hayırlısı dedim. İnsan kendi kuyusunu kendi kazmadıkça, kuyuya düştüğünde o kapıyı çalmayı bildikçe bir çıkış noktası da buluyor. Umarım bu sorunuzun cevabı olmuştur.

– Çıntar’ı bunca sadık bir dost yapan nedir ve acaba tekrar kelimeleriniz onu yakalayabilecek mi? (Çıntar kim diyecek olursan, kitabı oku hele bi derim.)

Bir insanı veya canlıyı sadık yapan şey, o canlının hamurunda vardır diye düşünüyorum. Bazen birinin size sadık olması için ona hiç ihanet etmemeniz yeterlidir; bazen de bazılarına ne kadar iyilik yaparsanız yapın ihanet görürsünüz. Çıntar’ın yapısında sevecenlik, sadakat ve yardımseverlik vardı zaten. Benim hayal dünyama o öylece girdi. Açıkçası ben hiç sorgulamadım. Onu geldiği gibi kabul ettim.

– Siz ve Camsab, acaba kargalar hakkında ne düşünürsünüz?

Espri yeteneği olan, zeki ve ders çıkarabilen her canlıyı severim. Kargaları da hep uzaktan uzağa sevmişliğim vardır o yüzden. Neden uzaktan seviyorsanız, derseniz… Bu kargaların tercihi olmuştur her zaman. Bir keresinde neredeyse kendime yaralı bir karga evlat edinecektim. Karga, “Bırak, bırak! Ben kendi kendime bakarım!” dercesine bastı gitti. Bilemiyorum kişisel olarak beni mi beğenmedi, genel olarak insanoğlu ile mi problemi vardı? Kargalara ilgim tek taraflı kaldı.

ayrac

* kısa bir zaman içinde umarım kitap hakkındaki yorumlarımı da buraya aktaracağım 🙂

KARGANIN SESİ MEKTUP OLUP SANA GELSİN İSTER MİSİN? :)

Bunları da Sevebilirsin :)

YORUMSUZ BIRAKMA ^^

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.