♦ VEBALI ÇOCUKLAR KOROSU

Ses veriyoruz, fakat sevgili arkadaşlar hep bir ağızdan olmamasına özen gösteriyoruz. Aksi hâlde aşağı mahallenin kara ağacının kara kargalarından farkımız kalmaz. İyisi mi siz bana iyice kulak verin ve nidalarımızın ne oranda olması gerektiğine dikkat kesilin. Şükredin ki başınızda benim kadar bu hususta bilgili bir kardeşiniz var. Heyt  be! Kendi kendini yücelten yüce gönüllü ben: Namıdiğer FalanFeşmekan. Sizlerin yaşındayken ne kadar da diri idi kanatlarım var gökyüzünü kaplayan nidalarım. Neyse konuyu dağıtmayalım; hicaz makamından sesleneceğiz, unutmayın. Hafif bir hüzün esecek havada, rüzgar hüznümüzü taşıyıp gezdirecek semada. Kaf Dağına varmak hedefindeyiz. Sultan duymalı hüznümüzü, duymalı ve kulak kabartmalı hüzne sebep olan kederimize. Haydi, ilk ben gak!lıyorum ve beni takiben siz. GAAAAAAAAAAA!!!!!KKKK!!!

 

♦ TANRIDAN ALDIM BİR TANE, EVE GELDİM BİN TANE

Annesi rica edince, kitabının başından kalkıp bulgur almaya çıktı; kısırlık bulgur, anne iyice tembihledi. Fakat dalgınlıktan olacak ki para vermeyi unuttu çocuğuna. Evden çıkmış bi kere, geri eve eli boş dönmek olmaz. Bakkal Refik Efendi:

– Veresiyeyi kaldıralı sabi idin eşek oldun! De get, anandan para al da öyle gel!

Asık suratıyla ayrıldı Refik Efendinin yanından. Bi ümit ceplerini karıştırsa da para çıkma ihtimali yoktu: Hem çıksa çıksa birkaç kuruş ki son bulduğu kuruşluklar daha dün midesinde lokum olup erimişti. Bulgur almaya çare kalmayınca yolunu Tanrıya çevirdi. Şu annesinin ve babasının durmaksızın dillerinde olan Tanrıya gidecek ve ondan isteyecekti; ya bulgur alacaktı, yada bulgur parasını. E ama nasıl?

İlk iş, cami adı verilen ve Tanrının evi denilen yere vardı. Baktı ki yerde yok, minareye yöneldi. Merdivenin sonunda bulacağından emindi bulgurcusunu. Minarenin son katına ulaştığında kimseleri göremedi ama bir başka merdiven gördü göğe yükselen. Basamakları tek tek çıkıyordu. Bir süre sonra sonu gelmeyen basamakları çıkmak oyun hâlini aldı. Birer ikişer çıkarken göğün merdivenlerinden heyecanla, çürümüş basamağı fark etmeden zıpladı üstüne. Kırılan basamağın tahta parçalarıyla beraber caminin avlusuna düştü.

Öldü sanmayın, sırtından karga kanatları belirdi kan renginde. Başını kaldırıp göğe, düştüğü basamağa baktı sinirle. Kanatlarını acemice de olsa çırpa çırpa ulaştı göğün merdivenlerinin sonuna. Kan rengi karga kanatlı çocuğu bir gişe karşıladı. Kendisine bir sıra numarası verdiler. Sırasını bekledi hayali çizgilerde seksek oynayarak. Vakit gelince adını seslediler ve gişe memuru ona bir paket bulgur uzattı. Çocuk sevinçle indi yeryüzüne, evine vardı, kapıyı çaldı. Anne, geciken oğlunun cezası olan süpürge ile belirdi kapıda: Elinde süpürge, gözleri faltaşı gibi açılmış kadın, yığıldı olduğu yere. Ayıldığında oğlu kısırı hazır etmiş ve misafirlere ikram ediyordu.

Bunları da Sevebilirsin :)

4 Comments

  1. Karga ve Kız

    13 Ocak 2017 at 00:22

    Masal tadında olmuş gerçekten 🙂 Okuduktan sonra yanında bir de sesli halini bulunca daha bir mutlu oldum 😀 Hikaye anlatıcılığına o kadar uygun ki sesin radyo tiyatrosu havası katıyor okuduklarına :))

    1. ADAMKARGA

      13 Ocak 2017 at 21:21

      çok teşekkür ederim, mutlu oldum yorumunuzla ^^

  2. Doğukan Yılmaz

    16 Ocak 2017 at 16:09

    Kısır tadında olmuş. Ağzına bi’ domatesin, bir de turşunun gelmesi gibi.

    1. ADAMKARGA

      16 Ocak 2017 at 16:33

      bu kelimelere daha uygun bir yorum yapılamazdı sanırım 🙂
      teşekkür ederiz..

YORUMSUZ BIRAKMA ^^