2015 yılında çıkardığımız Enfa Edebiyat Dergisi’nin ilk sayısında yer alan söyleşinin soruları Neslihan ERMAHİŞ canablam tarafından sorulmuştur. Bu söyleşiyi bu blogda okuyorsunuz çünkü blogun sahibi, kapanan derginin de sorumlusudur. Keyifli okumalar dilerim 🙂
Filiz Uysal tiyatro ile ilk nasıl tanıştı, tiyatro onun için ne ifade eder?
Çok enteresandır, ben tiyatronun ne olduğunu bilmeden tiyatrocu olmak istedim. Biz çok küçük bir yerde büyüdük. Bulunduğum şehirde tiyatro yoktu. Babam polisti ve o kadar küçük ilçelerde görev yaptı ki akşamları televizyon seyrediyorduk. O dönemler ‘Bir Demet Tiyatro’ vardı ve ben ondan etkilendim sayıyorum. İlkokuldayken öğretmenin de sorduğu bir soru “ büyüyünce ne olacaksın?”
Benden önceki herkes polis, doktor, öğretmen olacağını söyledi. Sıra bana gelince, henüz bir tiyatro oyunu bile izlememişken “Tiyatrocu olacağım” dedim. Öğretmenimin tepkisi ilginçtir ki bana “ sen çok çalışkansın doktor ol, ben buraya doktor yazıyorum” dedi. Ben o dönem sanıyordum ki oraya ne yazıldıysa o olmak zorundayım… Evet, ben doktor olmak zorundayım. Eve ağlayarak gittiğimi hatırlıyorum. Ertesi gün annem elimden tuttu, okula gittik. Doktoru sildirip, tiyatrocu yazdıracağız…Daha sonraları konservatuar okumak için eşyalarımı toplayıp gitmek istedim. Olmadı… Sonra yine şehir değişikliği ve yine konservatuara gidemedim. Lisede tiyatroya ilk adımlarımı attım diyebilirim. Liseler arası yarışmalar akabinde Murat Paşa Belediye Tiyatrosu’nda özel tiyatro yaptık. Umut Vadeden oyuncu ödülü aldım.
Murtaza, İstanbul Efendisi, Kader Kısmet, Gus İle Yemek Saati, Kanlı Düğün oyunlarından hangisini oynamaktan zevk aldınız? Hangi rolü çok sevdiniz?
Ben işime âşık olduğum için arkadan geçen de olsa önde bir yerde sadece duran da olsam, başından sonuna kadar ben olsam oyunda hepsinden çok büyük keyif alırım. Çünkü aşk budur. Her şeyini seversiniz. Hep şükrederim, sevdiğim işi yapıyorum. Dünyada benden daha şanslısı yok gibi hissediyorum.
Oynadığınız rollerin keyifli yanları çok yüksek oluyor, örneğin Feraset Bacı…
Öyle gerçekten, bu da şans diyelim… Feraset karakteri aslında klasik tekste sadece bir Arap bacıydı. Ona farklı şeyler katmaya çalıştım. Çok sevildi… Bana da mutlu olmak düştü.
Sivas’ta oynadığınız oyunlar içinde hangi oyun daha çok ilgi gördü?
Kader Kısmet ve İstanbul Efendisi’ni sevdi Sivas.
Peki, oyunlara nasıl hazırlanıyorsunuz?
Oyun belirleniyor, yönetmen belirleniyor. Daha sonra hangi rolü kim oynasın karar veriliyor. Daha sonra biz bir hafta senaryoyu okuyoruz. Ezberler oturuyor. Sahnede provalar sonucu oyun, kostüm, müzik hazır oluyor. Arkada çok büyük bir mutfak var aslında. Her güzel şeyin arkasında bir mutfak var olduğu gibi. Mesela Kanlı Düğün için günlerce Flamenko öğrendim.
Kalp Hırsızı dizisinde gördük sizi… Sizce televizyon mu tiyatro mu?
Kalp Hırsızı benim ilk televizyon projem. Televizyon başka bir şey… Sanırım ben sahnede oynamayı seviyorum, tiyatro ayrı bende. Ama televizyon da farklı bir tat ile geldi. Biraz daha fazla, aynı sahneyi tekrarlamak zorunda kalıyorsunuz. İnsanlar televizyonla daha fazla kitleye ulaşır, beni tiyatro ile daha çok kitle tanıdı. Ben oyunu seviyorum. Keyif alıyorum. Ben keyif almasam seyirci sevemez. Oyunun en küçük parçası bile olsam aşkla yapmalıyım. Kötü bir işin içinde iyi bir parça olmaktansa, iyi bir işin içinde küçük iyi bir parçayı olmayı tercih ederim.
Tiyatro olmazsa hangi mesleğe yakınlık hissederdiniz, şu olsa yaparım diyebilir misiniz?
Ne iş olsa yaparım. Seve seve… Hayatı sevmekle başlar her şey.
Size bir kelime söyleyeceğim, aklınıza ilk gelen kelimeleri istiyorum…
Sahne:
Aşk…
Müzik:
Keyif…
Kostüm:
Olsa da olur olmasa da…
Alkış:
Oyun biter, her şey…
Karanlık:
Yaşanılmaması gereken…
*bir körün neler hissettiğini anlamak için, ömrünüzü o şekilde geçtiğini düşünün. İşte ben onu anlamak için ara sıra gözümü kapayıp anlamaya çalışıyorum. Nasıl? Nasıl geçer böyle renksiz. Bu yüzden karanlık yaşanılmaması gereken bir şey.* filiz uysal
Kitaplarla aranız nasıl?
Çok fazla psikolojik kitaplar okurum. Herkesin okumaya akın ettiği kitaplara koşmam. Sistemin kölesi oluyor gibi hissederim. Bir zaman sonra okuduğum kitapları nasıl oyunlaştırırım düşüncesine giriyorum. Bu his, bazen beni kitap okumaktan başka şeye yönelttiği için, kendimi rahatlatmak adına okuduğum kitaplar beni yorabiliyor. Ama dünya klasiklerini bitirdim…
Enfa Edebiyat’a neler söylemek istersiniz.
Dergicilik şahane bir şey… Sivas’da böyle bir bağın olması da güzel. Dergimizi alsınlar, okusunlar. Güzel bir telaş… El üstünde tutulması gerekenlerden…

KARGANIN SESİ MEKTUP OLUP SANA GELSİN İSTER MİSİN? :)

Bunları da Sevebilirsin :)

8 Yorum Mevcut

  1. Oğuzhan Aktepe

    6 Eylül 2018 at 00:15

    Türkiye de maalesef tiyatroya gereken önem verilmiyor. Sinema 1 alkış hak ediyorsa tiyatro 3 alkış hak ediyor. Üniversitede tiyatro oyunu için izin almak istedik, ABD’ye gitmek için vize almanın bizim iznimizden daha kolay olduğunu öğrendim.

    1. ADAMKARGA

      6 Eylül 2018 at 14:03

      İnsanlar tarafından verilmiyor olsa da devletin tiyatroya devlet tiyatrolarında ve özel tiyatrolarda olsa seviyede destek verdiğini düşünüyorum. Özel tiyatrolarda çalıştım ve hazırladığınız oyun için devletten yeteri hatta bazı oyunlar için fazlasıyla hibe alabiliyorsunuz (elbette belli bir sahne alma zorunluluğu oluşuyor, mesela en az 20 kez sahne alacaksın gibi).
      İnsanlarımız için ise tiyatro sadece güldürüden ibaret. Devlet tiyatrolarının en çok talep gören oyunları komedi ağırlıklı oluyor. Daha önce bir yazımda da bahsetmiştim: İş öyle bir seviyeye geliyor ki sanatçı bile insanlar için daha komik olmak zorunda hissederek yer yer oyunun ruhundan kopuyor.

      1. Oğuzhan Aktepe

        6 Eylül 2018 at 14:17

        oyunu sergilemek istediğim salon devlete ait bir salondu, o nedenle izin için çok uğraştık hatta oyunun bir kopyasını bile verdik TC kimlik numaralarımıza kadar aldılar o da yetmezmiş gibi oyunun olacağı gün polis geldi seyircileri tek tek kontrol ederek içeriye aldı. Bence tamamen saçmalıktı.

        1. ADAMKARGA

          6 Eylül 2018 at 14:49

          Aslında olay şöyle oluyor(du): Salonla anlaşılır, eğer bir ücret talep ediliyorsa verilir, bir güvenlik görevlisi ile anlaşır ve sahne alırsınız. Elbette insan faktörü çok büyük sıkıntı, bazıları maalesef insanların hele de öğrencilerin işini zorlaştırmak için elinden geleni yapıyor.

  2. SEVİL ÇEVİRGEN

    12 Eylül 2018 at 00:30

    Filiz Uysal’ı böylelikle yakından tanımış olduk.Ne güzel sevdiği bir işi yapıyor. Tiyatroyu ve tiyatrocuları oldum olası hep sevdim:)Bence çok saygı duyulacak bir meslekleri var..Röportaj için emeğinize sağlık: )

    1. ADAMKARGA

      12 Eylül 2018 at 06:27

      Çok iyi bir insandır. Orada bulunduğum süre boyunca muhabbetlerini eksik etmeyip her seferinde güler yüzle karşıladılar. Tiyatro sahnesinde olmak kolay değil fakat oldukça zevkli bir iş: Saygıyı gerçekten hak ediyor her bir sanatçımız 🙂

      Bu arada ilk ziyaretiniz için çok teşekkür ederim, umarım tekrar başka yazılarda da görüşebiliriz 🙂

  3. Sevim

    15 Eylül 2018 at 15:21

    Çok keyifle okudum gerçekten

    1. ADAMKARGA

      15 Eylül 2018 at 15:54

      Teşekkür ederim, keyif almanıza sevindim 🙂

YORUMSUZ BIRAKMA ^^

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.