Zikredilebilecek en kibar tabirle, deli mi dürttü derler bizim ellerde. Yani durduk yere ne gereği vardı bu maceranın dercesine, otur oturduğun yerde adamakıllı dercesine bir söz bahsini açtığım. Bizim burada zikretme sebebimiz ise bir deli dürtmesinin ardından ansızın alınan Sivas otobüs bileti ve akşamına yola çıkış: İşte bütün mesele bu; dellenmek yada dellenmemek!

Planlı programlı çabalarla daha önceleri birkaç kez daha üniversiteyi okuduğum şehir olan Sivas’a gelmeye çabaladım fakat ben ne kadar plan yaparsam o kadar bozuldular ve Sivas her seferinde yalan oldu. Burada öylesine güzel muhabbetler var ki, birkaç gün kalmak bile yetemiyor: Gelmeliydim yani. Antalya’nın sıcağından ve gezilmez sokaklarından bir an evvel kendimi kurtarıp nefes almam gerekiyordu. Hiçbir şey yokken ortada, ansızın alınan bir karar oldu benimkisi. Dikkatimi çeken bi şeye bel bağlayıp, o an aldım biletimi, aynı günün akşamına.

Otobüs yorucu. Hele hele uçması gerekirken kanatlarından mahrum bırakılan bir Adamkarga daha da yorucu ve eziyet verici. Oniki saatlik yolda bir gram uyku uyumaksızın, horlamalara, leş gibi sigara kokusuna (her molada iki komşumda içip geliyorlardı), ağlayan bir sabi ve arka beşli de oturan yerel şarkı grubunun bitmez tükenmez laflamalarına katlanarak geçen uzun ama upuzun…

Sabahın ilk ışıklarıyla insim Sivas’a. Meydana geldiğimde, Sivas’a ilk geldiğim gün aldığım kokunun; huzurun aynen orda durduğuna şahit oldum. Güller açmış, etraf süslü püslü. Çifte Minare ve Buruciye bütün heybetleri ve güzellikleriyle karşımda. Ve Kale Camii… Baştan aşağı yürüdüm gelir gelmez, tabanlarım sızlayana kadar yürüdüm ve hatıralarımı seyrettim birer birer. Heyecanlarımı, dergimizin ismini ilk kez bulduğumuz yeri, Enfa ile ilk karşılaştığımız ağacı, Eyüp ile gece yarısı oturup şiir okuduğumuz köşeyi… (Zikretmezsem ayıp olur; dün gece meydanda uykuya dalmış bir çok insan vardı. Bazıları yeni yeni uyanıyor, bir kısmı ise halen uyku halindeydi. Güzel bir manzaraydı.)

Şimdi, bir aralar, öğrenci iken kısa bir süre, çalıştığım kafenin karşısında (sahibini hayli severim halen) Sivas Meydan Camii’nin içinde dinlenirken yazıyorum bu yazıyı. Bir Sivas yol hikâyesi için çok erken olmuş olabilir. Olsun, yine yazarım!

ek not:

Yazıyı anında yayınlayacak gibi yazınca nerde olduğumu unutuvermişim birden ve asıl unuttuğum internetsizlik: soğuk çikolatamın eşliğinde (bi sıcak çikolata bir de çikolatalı oralet bilen karganız için hayli ilginç ve cahilce bi sipariş oldu) adı gibi fotoğraflarla dolu olan bir kafede, yeşilçam köşesinden feci bir bakışla gözlerime odaklanmış Coşkun ağabeyin baskısı altında son noktayı koyup, kaçıyorum. (evet, gereksiz bi ek oldu!)

Bunları da Sevebilirsin :)

8 Comments

  1. Gizli Özne

    26 Temmuz 2016 at 18:51

    Soğuğu da olmasa yaşanabilecek şehirlerden bir tanesi. Kafana esince basıp gitmen de senin açından daha iyi olmuş. Bazen plansız programsız yola çıkmak daha eğlenceli.

    1. ADAMKARGA

      27 Temmuz 2016 at 12:01

      Soğuğu orayı daha yaşanır hale getiriyor bence 🙂 Plan program yapınca her zaman gerçekleştirememek için bir bahane oluşuyor. En iyisi atlayıp çıkmak yola 🙂

  2. Erol Apaydın

    3 Eylül 2016 at 22:23

    Sivas gezilesi bir memleket ama şahsen Sivaslı olmama rağmen ben pek beğenemiyorum. Hele ki yaz da olsa o soğuk havası adamı hasta eder.

    1. ADAMKARGA

      11 Eylül 2016 at 20:10

      herkes için yeri farklı elbette 🙂 bendeniz için ise yazı da kışı da bi ayrı güzel (tamam, yazı için biraz farklı düşüncelere sahip olabilirim, ama güzel yani) 🙂

      1. Erol Apaydın

        6 Ekim 2016 at 00:03

        Her ne kadar havası dengesiz olsa da güzel tabi 🙂

  3. Mustafa

    26 Ağustos 2017 at 22:56

    Her ne olursa olsun Sivas’ı çok ama çok seviyorum Karga ! Yılda iki yada üç en iyi ihtimal dört defa gidiyorum. Ama yetmiyor. Keşke bende canım her istediğinde o günün akşamına Sivas’a bilet alabilsem. Sivas demek hayat demek , yaşam demek, hemde gerçek anlamı ile. ALLAH nasip ederse Sivas’a yerleşmeyi düşünüyorum.

    1. ADAMKARGA

      5 Eylül 2017 at 20:42

      Bu konuda neredeyse aynı fikirdeyiz ^^ Sivas nadir yaşanılası yerlerden birisi ve benim için de çok kıymetli 🙂

  4. Görkem CAN

    22 Eylül 2017 at 14:42

    Sivas dendiği zaman buz tutan futbol sahaları ve Sivas Kongresi aklıma geliyor. Bir de değişik bir halayları vardı sanırım.

YORUMSUZ BIRAKMA ^^