Bizim orda en hafif tabirle, deli mi dürttü derler. Çıktığım yol önce Sivas‘a, ardından da Tokat‘a vardı. Şimdi ise plansız ve pek bahtlı giden yolculuk Ankara’yı aracı edip hızlı tren ile Eskişehir’e ulaştı ( treni o kadar hızlı bulmadığımı söylersem kızan olmaz umarım).

Eskişehir’in methini defalarca duymuş da olsam, bazı resimlerine hayran hayran bakınsam da çoğu zaman, disneyden fırlamış şatosunu düşlesem de… gitmek aklımın ucundan bile geçmedi hiç. Orda öğrenci olunmadan gidilmez gibi geldi, yada ismi bunca sık anılınca akılda kalıcılığı mı azalıyor ya da her zamanki garipliklerimden sadece birisiydi buda.

eskisehir-gezilecek-yerler

Eğer tek başınaysanız ve bir yere ilk defa gidiyorsanız yanınıza kesinlikle bir pusula almalısınız 🙂 İlk adımı nereye atacağınızı dahi bilemezken aynı yerleri tavaf etme olasılığınız fazla oluyor. Normal ihtiyaçlar silsilesi gereği kahvaltı yapmalıyken kendimi bir teknoloji mağazasında buldum ve ardından başka bir alışveriş merkezinin içinde ve sonra bir başka yerde; ismi karga idi ve kafe olduğunu zannetmiş olsam da bir hediyelikçiydi: Kendi tasarımları olan malzemeler ve tişörtler satıyorlardı: İsmi beni içeri çekmiş olsa da içerdeki her şey güzeldi: Kuruşluk harcamama sözüme rağmen iki tişört almadan çıkamadım.

Bi şeyler almak derdi sadece bununla kısıtlı kalmadı; içinde kayık yüzen süslü dere kenarında gözüme çarpan bir kitabevinin raflarında yer alan fanzinlerin hepsine saldırı düzenledim ve alabildiğimi satın aldım. Ayrıca bir de o güzelim disney şatosunun resmi olan bir küçük not defteri aldım. Almak ve almamak… halimi duyan cinsiyetimden şüphe eder alimallah. Böyle diyorum, çünkü daha kendi sözümü yenice yenilemiş ve kuruşluk konusunda iddialı bir tutum tutturmuşken, bir kolye ve deri yüzük edinmeyi ihmal etmedim ve birde topaç vardı (onu hangi arada aldıysam artık).

eskisehir-hediyelikleri

Bendenizi orada lise zamanlarından beridir muhabbetini koruyan güzel bir insan bekliyordu. Onunla Odunpazarı Evleri denilen bir yerde buluştuk. O vakte değin tek başına avarelik ederken, o daha görülesi şeyler sundu; el sanatları sergileri, birbirinden güzel minyatürlü çalışmalar, ebrular ve bi şey taşı vardı… hah, lüle taşı yani sanırım lüle taşından yapılma bir yığın şey. Kızmayın resimlerini falan paylaşmıyorum diye, gidin kendiniz görün, resimle iş olmaz.

Buraya kadar olan cümleleri Tiryakizâde isimli bir yerde yazıyorum. Oldukça hoş bir mekan: Dışarda gezmek ve yeni yerler keşfetmek dururken burada oturmaya devam etmek beni rahatsız etmiyor hatta rahat ve huzurluyum. Kitap kafe desen değil ama her yan gerçek ve okunması gerekenlerle hatta ansiklopedilere ve dini ciltli kaynaklara varana kadar her şey var. Bütün bunları güzel kılan elbette ilgilenen abla: O kadar hoş ilgileniyor  ve tebessüm ediyor ki, getirdiği tost ne kadar sert de olsa, çaya batıra batıra kraker yer gibi yedim 🙂 Bu arada wifi şifresi “acemasiran1”

Hastaneye uğramak zorunda kalacak kadar kötü hissetmeye başladım kendimi. Ardından pek bir sıkıntım olmadığını öğrenince rahatlayıp gezdim haylice şehrin içini. Söylemeden geçemeyeceğim ama burada her şeyler çok ucuz ve insanlar birbirine güveniyor: Nedenleri bana özel kalsın.

eskisehir-anadolu-konukevi-odunpazari-evleri

Akşamı Anadolu Üniversitesinin Odunpazarı Konukevinde geçirdim: Köşk gibiydi dışı ve içi insana huzur verecek kadar hoştu. Odamı ise hiç anlatmak istemiyorum bile; her köşesi ahşap ve buzdolabı ve kapağı dahi… Güzel bir uyku çektiğimi ve ertesi güne hayli dinç kalktığımı söylememe gerek yok sanırım. Kahvaltıyı eksik bırakıp, Ankara yolu için bilet aldım. Ve her şey bundan sonra başladı.

Hamamyolu denilen güzergahta güzel bir insanlar yürürken başımdan aşağı, tişörtüme hatta ayaklarıma kadar bir şey döküldü. Aslında dökülmedi, düştü: Bir güvercin kardeş kendi muhitinde gördüğü kargadan hoşlanmamış olacak ki, pisliğiyle tehdit etti karganızı. Umarım bu durum ademçocuklarının dediği gibi şansa alamettir 🙂 Başıma gelen tek dert bu da değil:

eskisehir-disney-sato-korsan-gemisi

Hani demiştim ya, disneyvari şatonun olduğu yerlere gideceğim diye en başta: Gitti ve gezdim, oldukça güzel ve etkileyici ama biraz da boştu. Daha fazla güzellik yer alabilmeliydi. Şatonun içine girebilme trenini kaçırmış olsam da dışardan görmek yetti bana. Nuh Gemisi ve Korsan Gemisi de güzel olsa da onun yanında sönük kaldılar. Ancak vahim olan durum bu da değil. Tren vaktine bir saat var olduğundan biraz rahat davrandım ama yanımda hiç nakit olmadığını ve o bölgede bir tane bile bankamatik olmadığını fark ettiğimde binmek zorunda olduğum minibüse param yetmeyeceği ortaya çıktı. Ayrıca yarım saatten az bi zaman kaldı bu derdi yaşarken trene. Yolda bir motorlu güzel insanı durdurup akıl danıştım ve varolsun (helal olsun, Rabbim razı olsun) attı arkasına beni ve bendenizi korkutan bir hız ve çeviklikle minibüs durağına ve hatta minibüse yetiştirdi. Yol parasını çıkarıp ödedi ve arkasına bile bakmadan işine yetişmek için yola koyuldu. Bu vakıa, belki unutup gideceğim Eskişehir’i ve insanını sevmeme vesile oldu.

Şuan hızlı trenle Ankara’ya gidiyorum yani bu yazıyı da önceki bölüm gibi trende yazıyorum. Ankara’da bekleyen başka bir güzel insan var.

Bunları da Sevebilirsin :)

6 Comments

  1. Melike

    25 Ağustos 2016 at 00:53

    Çok orjinal,harika…Blogunuzu bugün keşfettim iyi ki de keşfettim.İnsanın okudukça okuyası geliyor.

    1. ADAMKARGA

      3 Eylül 2016 at 20:44

      Bu mutluluk verici yorumunuz için çokça teşekkür ederim ^^

  2. zaferb

    27 Kasım 2016 at 13:59

    Sıcak bir yazı olmuş, kaleminize sağlık.

    Kendine has hoş bir ortamı var bence bu şehrin. İstanbulum kalabalık olmasa hiç yüzüne bakmam gerçi buraların. 🙂

    1. ADAMKARGA

      28 Kasım 2016 at 21:11

      İstanbul’da yalnızca iki ay kadar yaşayabildim. Fakat, kalabalık ve maddiyat ihtiyacı çok yoruyor İstanbul’da. Bu sebeple, böylesi küçük ve kalabalık olmayan Anadolu şehirleri daha samimi geliyor insana.

  3. İbrahim Kavaklı

    13 Aralık 2016 at 09:12

    Eskişehir başkadır, Türkiye’deki Avrupalıdır, her zaman güzel, eğlenceli, samimi, sıcak ve yorucu değildir. İstanbul, Ankara, İzmir gibi boğucu şehirlerden sonra nefes alınacak nadir yerlerdendir.

    1. ADAMKARGA

      18 Aralık 2016 at 08:41

      Kesinlikle katılıyorum. Ömür sürülecek bir şehir Eskişehir. Teşekkür ederim yorumunuz için ^^

YORUMSUZ BIRAKMA ^^