Sivas doyulmayacak bir şehir. Bunun sebebi onun maddi yapısından kaynaklanmıyor: Meydan Camiinde Şems-i Sivâsi Hz.’leri ile, Ulu Camii ile, medreseleriyle, tarihiyle, Abdulvahhab Gazi ile ve elbette hiç geride kalmayan dostluklar ile.
İlk geldiğim andan beridir yürüyorum her bir yere. Tabanlarım yanıyor desem, inanın bi nebze abartı olmaz. Dostların hepsiyle olamasa da bir çoğu ile teker teker oturmak ve muhabbet etmek, adımlamak o kadar huzur vericiyd…

Eyüp ile onca zaman sonra iki bardak çay içmek, onun simit yiyişine tekrardan şahit olmak, yanımda durup son yazdığı şiirini okuması telefonundan (basit bir şair özentisi sanmayın onu, okuyabileceğiniz en dolu ve en samimi şiirlere vesile olandır.) ve nedensizce yürümek onunla: Hepsi güzel, onunla yapılan her şey güzel.

..ertesi gün..

Enfa ile de buluştuk ama biraz komik oldu: Çok yoğun olduğu için ancak otobüs yolculuğunda birbirimize eşlik ederek muhabbet edebildik. Beraberce üniversiteye gittik geldik, hem o hem de ben işlerimizi hallettik ve geri dönmemizle şehir merkezine, muhabbet bitti 🙂 Enfa ile her an ayrı bir kıymetlidir; nasıl ve ne şekilde olursa olsun.

Eyüp yeni bir yer var diyerek kaptı götürdü bendenizi. Minicik bir bardakta sundular çayı; ipince ve hayli küçük: Ecevit bardağı diye açıkladı Eyübüm ve hayli ilgincime gitti. Rivayete göre, Ecevit dönemindeki krizde insanlar çayı dahi kısıtlamak zorunda kalmışlar ve bunca küçük bir bardak yaparak geleceğe bir hatıra bırakmışlar.

Enfa sıfatını dergi olarak verdiğimiz bir hocamız var; Hüseyin Kaya. Yıllardır bizlere hem akıl hocalığı hem de babalık eder. Biz onu aramayı unutsak bile o bizi unutmaz, varolsun. Sivas’tan ayrılmadan önce onunla üç bardak çay içebilmenin ederi yoktur bendenizde. Geçmişten, dergimizden ve dergicilikten, dergicilerin ahvallerinden, sevdiğimiz bazı şahısların ne hallerde olduklarından, köyde ansızın kaybolan dedemden, içinde bulunduğumuz günlerin genel gündeminden… Her şeyden konuştuk desem yeridir o üç bardak eşliğinde. Ve bütün bunları asık suratlı çırağa rağmen yapabilmeyi başardığımıza halen şaşırıyorum.

ve tokat

Hayatıma iz bırakan güzel insanlardan birisin yaşıyor Tokat ilinde. Yanlarına varır varmaz beni ünlü bir Tokat türküsünü süsleyen Almus ilçesine balık yemeye götürdüler. Lakin, martıdan öte bir karga olduğumun farkına varsalardı, balıktan aldığım tek tadın onların muhabbeti olduğunu da fark edebilirlerdi. Tokat’ta sadece Almus Barajına uğrayıp Ankara’ya ve aslında Eskişehir’e (işler biraz karışık, plansız olunca böyle oluyor, anlatırım bir ara)… Onu gördüm ya, başka bir dileğim yoktu Tokat’tan ama yine de o beni yaprak sarmasız bırakmadı: Üç tabak sarmayı tek başıma yedim (abartı yok efenim). Daha ben bu hayattan ne isterim 🙂

geziyom ben ?

ubeydullah (@ubeydullahoz) tarafından paylaşılan bir fotoğraf ()

Bunları da Sevebilirsin :)

3 Comments

  1. DELİ DÜRTMESİ: ESKİŞEHİR VE TALİHLİ TALİHSİZLİKLER | ADAMKARGA

    25 Temmuz 2016 at 14:25

    […] orda en hafif tabirle, deli mi dürttü derler. Çıktığım yol önce Sivas‘a, ardından da Tokat‘a vardı. Şimdi ise plansız ve pek bahtlı giden yolculuk […]

  2. cnturuncu

    13 Aralık 2016 at 19:17

    merhaba, daha önce dediğim gibi inşallah bu sene de yine bir’ deli dürtmesi’ gelir de bu güzel serinin devamı gelir.ve bu arada benim babam hep bu bardaklarda çay içer, diğerlerinde içemez:))

    1. ADAMKARGA

      18 Aralık 2016 at 08:42

      Umarım tekrar daha geniş gezebilmek nasip olur. Çay ince belli bardakta içilir zati 🙂

YORUMSUZ BIRAKMA ^^