2. Abdulhamid Osmanlı’sında, İstanbul’un arka sokaklarında, gölgelerle konuşan adamın hikâyesidir anlatacaklarım. İnsanların taşladığı sözleri vardır, suskunluğu küfür diye kabul görür.

Siyah teli kalmamış saçlarıyla ve saçlarıyla bütünleşmiş saka- lıyla sokağa girdi adam.. adam girdi, saçları arkasından sürünerek onu takip etti. Saçlarının ucuna tutunmuş gölgeler de dâhil oldu bu girişe. Adam her gün aynı saatlerde girerdi sokağa ve tabi saçları ve gölgeler de öyle. Sokakta olmadığı vakit nerde yaşar ya da ne yapardı: kimseler bilmezdi. Adam, çöp yığınını karıştırdı, bulduğu ilk yarım elmayla başladı güne ve onunla hamd etti. Ağır adımlarla sokağın ilerisine, karanlık köşesine doğru ilerledi. Arkasından onu takip eden saçlarını ve sakalını kucağında toparlayıp oturdu karanlığın içine. Gözlerini yumdu. Üçüncü tekil şahıslar uyuyor zannetti. Adam ise mırıldanmaya başladı; sorular sordu, cevaplar verdi, gülümsedi ara ara ama bu olanları kimseler görmedi..

***

İki delikanlı, gece üstünü örtmüşken İstanbul’un, içlerindeki kini kanla süslemek için karşı karşıya geldiler. Biri diğerine tanrılık etti; yeni bileğlediği saldırmasıyla verilen canı aldı diğerinin elinden. Kalbi kararmış cüce tanrı, kulunu kalbi kadar karanlık olan ara sokağa sürükleyip, çöp yığınlarının arasına gizledi.

Sabah olup karanlıklar aydınlandığında, cüce tanrı, üzerindeki zabit üniformasıyla ara sokağa girdi. Çöpler arasından kanları sızan kuluna, ölümü için nasıl bir sebep yaratması gerektiğini düşünüyordu ki adam sokağa girdi arkasında sürünen saçlarıyla ve gölgelerle. Zabite aldırmadan çöpleri karıştırdı ve bulduğu bir parça ekmeği kemirerek karanlık köşesine ilerledi. Zabit, hayretle izledi onu.. cüce tanrı, yaratacağı sebebe kavuşmanın verdiği heyecanla koştu karakola.

Zabitler, cüce tanrının arkasında girdiler sokağa. Adamı saçlarındaki bitler beslerken yakaladılar. Çöp yığınlarının arasında yatan maktulün katili olarak yaka paça karakola götürdüler. Cüce tanrı girdi sorguya: sorular sordu, cevaplar istedi, itiraf bekledi, kulunun yalvarmasını diledi… Adamın geçen saatlere rağmen suskunluğunu koruması, çileden çıkartmış olmalı ki zabiti, cüce tanrı küfürler eşliğinde tekmelemeye başladı adamı.

Ertesi sabah, adamın yıllardır devam eden ritüeli bozuldu; o ara sokağa giren kimseler olmadı o gün ve bunu sadece gölgeler fark etti. Dostlarını aradılar İstanbul sokaklarında ve güneş kızıla çalarken nezarette buldular adamı. Gölgeler, anlam veremedikleri bir şeyle karşılaştılar; adamın gözlerinden tuzlu sular akıyordu. Sebebini sorsalar da cevapsız kaldılar. Zamanın ardında kalan gölgelerden aldılar haberi ve tuzlu suya sebep olanı. Geçmişin gölgeleri, neza- rethanenin duvarlarında canlandı; kara bir tekme peyda oldu adama hücum eden, tükmükler sıçradı büyük bir ağızdan ve bir gölge diğerini öldürdü acımasızca, kara kanlar sıçradı gölgelerden… Gölge- ler sustular, adamın gözlerinden akan tuzlu su durulmadı sabaha kadar. Yeni bir sabaha uyanırken İstanbul, adam gölgelerle birlikte süzüldü demir parmaklıklı pencereden.

***

Zabit, cüce tanrı, yaratıcılarının duasıyla çıktı evinden. Yolunun üstündeki bir ara sokağa saptığında ayak uçlarındaki gölgelerin büyüdüğünü fark etti. Gölgeler büyüdü, büyüdü ve ayaklarından koptu zabitin. Zabit, kendine mahkum sandığı gölgeleri karşısında bulunca nefesi boğazında düğümlendi. Gölgeler bir bulut halini aldılar önce ve kendi karanlıklarını aydınlattılar. Aydınlığın içinden, saçlarını ve sakalını kucağında toplamış, gölgelerin üzerinde bağdaş kurmuş halde oturan adam peyda oldu. Gözleri kıpkırmızıydı. Yanaklarında tuzlu suyun bıraktığı izler apaçık görünüyordu. Zabit, tanrılığını unuttu o an.. karşısında havada oturan, hayır hayır uçan, bu imkansız, ama, evet, nasıl, havada… Adam suskundu ve suskunluğu kara bir ok olup saplandı zabitin kalbine. Kanlar akarken, adam yere kondurdu ayaklarını. Arkasında onu takip eden ak saçları ve saçlarının ucuna tutunmuş gölgelerle sokağına yürüdü.

 

*öne çıkarılan çizim yusuf kaya‘ya aittir. öykünün başında bulunan çizim ise hüsna yıldız tarafından fanzine bu öykü için çizilmiştir. ayrıca öykü yusuf kaya tarafından çizgi roman olarak da çizilmiş ve meczup fanzin 2. sayısında yayınlanmıştır. okumak için buraya tıklayabilirsiniz.

KARGANIN SESİ MEKTUP OLUP SANA GELSİN İSTER MİSİN? :)

Bunları da Sevebilirsin :)

YORUMSUZ BIRAKMA ^^

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.