Süleyman Eren kendini bir dörtlük ile anlatmak istese nasıl bir dörtlük olur bu?

Atını uçuruma süren bir şairin iki mısraıdır kalbime ayna tutan… İlhami Çiçek, Satranç Dersleri şiirinde şöyle diyor; “yalnız hüznü vardır kalbi olanın / hüzün öylece orta yerdedir”

Efendim mühendislik okumuş olmanıza rağmen kendi mesleğinizi yapmak yerine neden bir sahaf dükkanı açtınız?

Üniversiteyi bitirince aslında hiçte olmak istediğim yerde olmadığımı fark ettim. Kitaplarda beni cezbeden bir şey vardı: Ve hayatımın yegâne amacı o şeye ulaşmak olmalıydı. Üniversite hayatım boyunca bu meçhulü aradım ancak başarılı olamadım. Aradığımı bulamadım, bulduklarıma da razı olamadım. İşte bu yüzdendir ki, mühendis olmak yerine uzun süre başka işlerde çalışarak para biriktirdim ve askerliğin ardından bu küçük sahafı açtım. Düşündüm ki; ne kadar çok kitapla bir arada olursam bu meçhule ulaşmak daha kolay olurdu. İşte bu yüzden bütün kitaplarla teker teker ahbaplık ettim. Aradan neredeyse on yıl geçti ancak hâlen o sırrın peşindeyim.

Birde, çevremden çok büyük tepkiler almıştım o zamanlar. Ve bu işin ağır maddi külfeti vardı elbette. Ancak Mahmut Bey Ağabeyimizin teşviki ve maddi destekleri sayesinde hiçte zor olmadı küçük bir sahaf açmak. Uzun yıllar ailemi karşımda buldum hayallerim nedeniyle. Fakat sabrın sonu selamettir derler ya hani, sonunda onlar da kabullendi ama halen gözlerinde hayırsız evlat olmaktan kurtulmuş sayılmam.

Çiçekli Fistan’ı yazma hikâyeniz nedir?

Yıllar öncesinden kalma, yaşanmış bir hikâyedir bu aslında; dedemin hikâyesi. Dedemin destansı bir aşk hikâyesi vardır. Çok sık anlatırdı, ebem ile (anneannem yani) evlenme macerasını. Kaç yaşında olursam olayım, hep hayran kaldım bu anlatımlara. Ancak yirmili yaşlara geldiğimde, dedemin bu hikâyelerinin altında yatan bir destana şahit oldum. Hiçbir şey benim bildiğim gibi değildi ve dedem her anlattığı şey ile aslında gerçeklerin üstünü daha da kapatıyordu. Dedemin yakın bir arkadaşıydı onu ele veren. Bir gün çekti beni kenara ve her şeyin aslını astarını anlattı. O zaman dedeme daha da hayran oldum. Ve kalemim yettiği ilk zamandan beri bu hikâyeyi yazmaya çalıştım. 22 yaşımdaydım başladığımda, şuan yaş oldu 36 ve ancak dedemin şanına yakışır bir hâl alabildi yazdıklarım. Sağolsun yine Mahmut Bey Ağabeyimin yardımlarıyla kitap hâline getirip, basmak nasip oldu.

Kitabınızın sonlarına doğru yer alan şu cümle beni çok etkiledi; “Aradan geçen yıllar, ne onun yüzündeki güllerin ne de fistanındaki çiçeklerinin kokusunu kaybettirememişti.”. Hikâyenizdeki yılların eskitemediği gizli özlemi bizimle paylaşır mısınız?

Bu hikâyeyi yazarken, o fistanın sahibine sanki bende âşık oluyordum. Yanlış anlamayın beni ancak öyle bir yaşanmışlık vardı ki ortada ve o kadar büyük bir özlem gizliydi ki bu iki kalpte… 14 yıl boyunca yazmaya çalıştım, dile kolay… Bunca yıl, kendimi iyi hissetmek istediğim her an bu öykünün peşinde koştum. Öyküyle yoğruldum ve sanki kendim yeni baştan yaşadım tekrar tekrar.

Bu cümle hakkında söyleyebileceğim her şey hikâyenin özeti niteliğinde olacak. Bu yüzden, bunu benden duymak yerine hikâyeyi okuyun. İşte o zaman bu sorunun cevabını yani o özlemi sizler de kalbinizin derinliklerinde hissedebileceksiniz.

Mektuplar ile aranızdaki bağ ne vakit başladı?

Lise yıllarımda bir hocamız, adını şuan hatırlayamıyorum, mektup arkadaşlığı gibi bir ödev vermişti. Ve ilk defa o zaman mektup yazdım hemde hiç bilmediğim bir şehre hiç tanımadığım bir insana. O mektubun cevabını çok bekledim ama hiç gelmedi. Sonra başka başka mektuplar yazdım ve gönderdim farklı yerlere. Evimize ilk mektup geldiğindeki halimi görmeliydiniz: Sevinçten çılgına dönmüştüm ve uzun süre açamadım mektubun zarfını. İlk defa bir mektup alıyordum, evet ilk defaydı. Tabi, daha çocuk yaşta babamın askerden anneme gönderdiği mektupları saymazsak. O mektuplardan benim payıma düşen gözlerime konan bir öpücük olurdu hep.

Üniversiteye başladığım yıllarda, liseli dostlarımla mektuplaştım ve bütün mektuplarımı sakladım. Ardından, büyük yazarların mektuplaşmalarını okudum. Okumadığım bir mektup kitabı olduğunu sanmıyorum, bana bambaşka bir tat veriyor mektuplar.

Kargalar için ne söylemek dilersiniz?

Haykırışlarının hep devam etmesini dilerim.

 

* röportaj bir zamanlar nun isimli bir edebiyat dergisi için yazılmış olan hayali röportajdır: bahsedilen yazar ve kitap gerçek hayatta değil, ancak adamkarganın hayallerinde yaşamaktadır. ayrıca kapak resmi çalışması ressam bekir üstün ağabeye aittir.

Bunları da Sevebilirsin :)

YORUMSUZ BIRAKMA ^^