Eninde sonunda anlatacağım Erzurum’u ama bi türlü film bitmek bilmiyor film (Güller ve Dikenler: Hülya Koçyiğit ve Kartal Tibet’in baş rollerinde oynadığı bir gelinin göz yaşları ile başlıyan film, hoş bir aşk hikâyesi ile devam etmekte ve şuan Eşper, Verda’ya feci halde âşık olmuş durumda..) Erzurum’a ilk varışımdan zaten şu yazıda da bahsetmiştim. Oyunun ardından ki onu da en kısa zamanda anlatmaya çalışacağım: geceyi geçirmek için bi yer bulma çabasına giriştim ve ilk seçenekte aradığımı buldum. Öğretmenevinde tanımadığım iki kişiyle birlikte kalacaktım. Bu sebeple hemen odaya gitmek yerine biraz gezmek ve uyku vakti odama geçmek istedim.

♦ KISA GECE YÜRÜYÜŞÜ

Gece vakti gezmek ve ışıklar altındaki Yakutiye Medresesini izlemek oldukça güzel zamanlar yaşattı. Ardından aynı isimle Sivas’ta da bulunan Çifte Minareli Medreseye yürüdüm. Erzurum Kalesi ve Palandöken Dağları halihazırda karşımda duruyorlardı. Nedense içimden daha önce planlamış olsam da, kağıt kalem alıp bunları çizmek geldi. Çizim konusunda pek bi kabiliyetim olmasa da bu fikri sevmiş olmalıyım ki, ince ayrıntılarına kadar izledim tarihin miraslarını. Elbette ki ortaya birer sanat harikası çıkaramasam da şöylesi bi çalışma çıktı meydana: küçük bi harita yapmayı da unutmadım kendim için..
ERZURUM ÇİZİMLERİ

♦ ERTESİ GÜN; SARIKAMIŞ DÖNÜŞÜ

Biliyor musunuz şuan başka bi Yeşilçam filmi başladı! Ama her şeye direnerek yazmaya devam ediyorum: Sarıkamış’a geçtim ertesi sabah ve aynı günün akşamı Erzurum’a geri döndüm. Akşam bambaşka bi tiyatro oyununa yetişmek için hiç tanımadığım bir insanın arabasına konuk oldum: Erzurum Şehit Tiyatrosu, Ayyar Hamza. Lakin onca çabanın boşuna gitmesi hayli üzücü oldu benim için. Oyuncular elbette ki iyiydi, sözüm oyunculuklarına değil elbette, ne haddime, mevzu heyecansız olmaları. Çok oynadılar da sıkıldılar mı artık bilemiyorum ama oyunda bi şey değil, bi yığın şey eksikti.Bir müddet sonra onlar komedi çabası içinde çırpınırken kendimi salonun dışında hayal etmeye başladım: dışarıdaki serin havayı istiyordum ve ne kadar kırıcı olduğunu bilsem de sonunu beklemeden çıkıp gittim. Sonrası o akşam kalacağım yere ulaşmak: ve ardından rahat ve derin bi uyku, sonra güzel bir kahvaltı, geri dönüş için elimde olan upuzun bi vakit…

♦ KİTABEVLERİ VE TAŞHAN

çay ve taşhan
Çarşıya dönüp ne kadar kitabevi varsa gezmek istedim. Hemde aradığım bir kitabı bulurum ümidi vardı içimde: ama şimdiden söyleyeyim; koskoca Erzurum’da bi türlü bulamadım aradığımı. Bu arayışlar içinde şahit olduğum manzaralar üzdü beni: tozlanmaya terk edilmiş yerel edebiyat dergileri: kırışmaları, kırılmaları, yerlere düşmeleri, üzerlerine basılmaları kimsenin ama kimsenin umrunda değil gibiydi. Ancak kapağı hoş çizimlerle dolu instagram dergileri en güzel yerleri almış ve diğer samimi yerel edebiyat dergilerini ayakları altında eziyordu sanki: göz yaşlarımı emanet edip kaçtım oralardan. Yanıma üç kitabı ve bir edebiyat dergisini aldım sadece (Berhava Öykü sayı iki) ve zaten aldığım kitapalrdan olan Şahmeran’ı Taşhan’da okumaya başlayıp geri döndüğüm günü sabahı bitirdim: onu da anlatacağım bi ara, anlatacak çok şey biriktirdim bu aralar.

Evet, o gün Erzurum’da Taşhan’ı ve Yakutiye Müzesini ziyaret ettim. Gün bitmeden önce Erzurum Devlet Tiyatrosunun Ayrılık oyununu bir kez daha izledim. Elimde kalan birkaç kareyi şuracığa bırakıp müsaade diliyorum..
yakutiye medresesi taşhan erzurum
Ayrıca Taşhan’da otururken bi ses kaydı almıştım: Şhameran’ı okumaya daha yeni başladığım andı: birde çay söylemiştim sanki..

Bunları da Sevebilirsin :)

YORUMSUZ BIRAKMA ^^