Ara sıra olur bana böyle: hayaller kurarım ve sonra o hayaller için hiç bir çaba sarf etmeyerek dünyanın oyunlarıyla ahenkli bir dansa başlarım. Çeşitli romanlar yazarım zihnimde hatta hayal denilen şey sayesinde yaşarım o romanları: ardında pufff!! Makinist Ahmet Beyamca çıkar gelir aniden, trenin kalkma vakti geldiğini anlarım: yanıma almam gereken o kadar çok şey vardır ki: hepsini arkamda bırakmak zorunda kalırım bu yüzden. Yataklı bir kompartıman beni bekleyen. Bu sefer menzil neresidir: ancak varınca anlarım. Oraya varınca beni davul zurnayla karşılarlar, bu hep böyle olmuştur. Büyük bir şenlik düzenleyenleri bile olmuştur: kuş sütünün dahi eksik olmadığı sofrayı her seferinde hazırlayan Fatmana’dır ve köydeki evinden kalkıp bunca uzak diyarlara nasıl geldiğini hiç anlatmaz bana: “Sen hele bi karnını güzelce doğur bakalım güloğlum.” Her kelimesinde şefkat gizlidir onun ve …

Dışarıdan izleyenler çoğunlukla mutlu ve bir o kadar hüzünlü bilir beni. Ayrıca her büyük şölenin sonu büyüklüğünce acıyla sonlanır. Filmin sonu asla güzel bitemez ve yönetmen filmin ardından filmi anlatırken burnu kanamaya başlar nedense: bunu bir tek ben fark ederim: uyumam gerekiyor: eğer Faruk Efendi müsaade etse uykuya kavuşmam an meselesidir. Kim olduğunu bilmeden hakkında en fazla konuştuğum insan olması beni hayli rahatsız ediyor. Kendileri yan komşum olur ve evinin içinde büyük bir tiyatro sahnesi bulunur. Evet, bu konuda iddialıyım: o küçük dairenin içinde hem bir salon tiyatrosu hemde büyük bir futbol sahası bulunmakta. Mekan derinliği yada zaman mekan üstü bi hal yada adına her ne deniyorsa bunun: o dairenin içinde koskoca bir boyutun varlığını ispatlayacağımdan eminim: sanırım her zaman olduğu gibi bundan da tam olarak emin değilim!

Matta Levi’yi tanıyanlarınız var mıdır? Geçenlerde bir sözü hayli dikkatimi çekti, hayatıma yeni bir düzen getireceğine inandığım bu sözü şuan bi nebze olsun hatırlayamıyorum. Sahi ben ne anlatıyordum?

Nokta

* kapak fotoğrafımız Sérgio Rola'ya aittir.

Bunları da Sevebilirsin :)

4 Comments

  1. Ömer Gökyar

    10 Haziran 2016 at 12:17

    Dışarıya karşı duygularımızı ele vermek bizi acziyete itebileceği fikrinden dolayı genellikle hiçbir şey yokmuş gibi davranırım.

    1. ADAMKARGA

      15 Haziran 2016 at 15:05

      hiç bir şey yokmuş gibi davranmak genel bir unutma dilediği benim için. belki unutulur umudu ama pek işe yaradığını söyleyemem kendimi için.

YORUMSUZ BIRAKMA ^^