Mutluluk verici bir güne uyandı bugün adamkarganız. Bir müddettir heyecanla beklediğim -ben böyle her şeye aşırı heyecanlanıyorum nedense: Yaşamak sanırım böyle bir duygu olsa gerek- cevaplarıma kavuştum: Barış Beye, kitabı Osmanlı Cadısı için gönderdiğim soruların cevabına. İlk olarak şunu vurgulamalıyım ki bu sorular kitabın bütün sırlarını açığa çıkartmakta: Yani röportaj aslında Barış Bey ile değil, kitapla yapılmış durumda: Sağolsun ilk etapta aşırı ipucu nedeniyle tereddüt etse de sonradan cevaplayıverdi. Ne mutlu bize.

GAK! Röportaj öncesinde kitabı okumanız şiddetle tavsiye edilmektedir.

ayrac
– Dış dünyada bizden hariç bir yaşamın varlığı, Mafron Gezegeni, sadece romanınız için bir gereklilik olduğundan mı zihninizde oluştu? Yoksa Barış Müstecaplıoğlu, kendi iç dünyasında uzayda bizler gibi ya da bambaşka daha nice canlıların varlığına inanmakta mıdır: Bu inancının temeli nedir?

NASA’nın içinde yaşadığımız evrenle ilgili yayınladığı fotoğraflara baktığımda, bu kadar çok gezegenden sadece Dünya’da hayat olması bana pek mümkün gelmiyor. Üstelik bu fotoğraflar sadece şu anki teknolojiyle gözümüzün ulaşabildiği yerlere ait, kim bilir daha ötelerde neler var. Şayet insanoğlu o zamana kadar kendi kendini yok etmezse, teknolojideki ilerlemeyle er ya da geç bu farklı ırklarla tanışacağımızı düşünüyorum. Tabii o gün geldiğinde ben hayatta olmayacağım ve o ırklar da bilim kurgu eserlerde sıkça gördüğümüz insansı uzaylılar olmayacak, şu anki algılarımızın çok ötesinde yaşam formları olacak.

ayrac

– PAZ194 yani Ayşe veyahut Neşe: Adı mühim olmayan bir yalnızlık resmi diyebilir miyiz onun için? Onun ölümsüz yalnızlığı ile Adem’in Havva’sız cenneti arasında bir bağ var mıdır? (burada ölümsüzlük kelimesini hayli yanlış kullanmam bir utanç sebebi oldu benim için.)

Ayşe ölümsüz değil aslında, yaşlanmadığı için biri onu öldürmedikçe ya da bir kazaya kurban gitmedikçe ölmüyor, buna ölümsüzlüğün bir basamak altı diyebiliriz. Yaşlanmadığı için sevdiklerinin bir bir yaşlandığını ve öldüğünü görmek onu birilerini sevmekten uzaklaştırıyor, yalnızlığının nedeni bu. İlk başta yaşlanmamak fikri insana güzel gelir ama sonuçlarını düşününce bir tür lanet olduğu da söylenebilir.

ayrac

– Sizce ölümsüzlük gerçekten bir eziyet midir? Ölümü güzel kılan şeyler nelerdir?

Şayet insanoğlunun kaynakları sınırsız olsaydı, yaşlanmamak bir nebze güzel olabilirdi, ama sınırlı kaynaklara sahipken kimsenin yaşlanmaması ve doğal yollardan ölmemesi, er ya da geç bu kaynakların hepimize yetmemesi sonucu doğurur. Bu da dünyaya kaos getirir. Yeni nesillere yer açabilmek için zamanı gelince veda etmeyi bilmek gerek.

ayrac

– Hüsameddin Çelebi ve Okyanus, romanınızda dostluk ve hikmet ile alakadar her kelimenin anlamını taşımaktalar: Dostluk desek sadece, size ne anlatır?

Bu dünyayı yaşanılır kılan şeylerden başlıcası diyebilirim.

ayrac

– Bir okuyucu olarak, Osmanlı Cadısı’nda merak ettiğim bazı noktalar var: Acaba Kemal Beyimizin, Haymanalı veya Ayşe ile bir kan bağı var mıdır? Kemal’deki küme baş ağrılarının kaynağının Haymanalı ve Ayşe ile bağlantısı nedir?

Kemal ve Ayşe’nin zihinleri birbirine bağlı olduğu anlarda, Kemal’in baş ağrıları Ayşe’nin anılarına sızıyor, bahsettiğiniz bağlantının nedeni bu, yoksa bir kan bağı yok elbette. (Aslında bu sorudaki kastım; Haymanalı’nın ölmeden önce çektiği şiddetli baş ağrısı idi. Bu baş ağrısı sonrası Haymanalı kendisini ölümün kucağına bırakmıştı hatırlarsanız. Lakin bu cevabın ardından bir paradoks yaşamadım değil: Acaba Kemal’in Ayşe’nin anılarında bulunduğu süreç, geçmişteki o anıların gidişatını da etkiledi mi yani Haymanalı’nın ölüm nedeni başka bir şey olacakken Kemal’in küme baş ağrıları sadece anıların seyrine değil, gerçekliğine de mi etki etti? Bu elbette uzak bi ihtimal! Neyse bu sorunsal cevapsız kalsa ölmem herhalde.)

ayrac

– Son olarak: Acaba Barış Müstecaplıoğlu, yeni bir bilim kurgu ile kapımızı ne zaman çalabilir ya da bu bir bilim kurgu ile olmazsa, bizi bekleyen şey ne olabilir?

Umarım birkaç sene içinde yeni bir bilimkurguyla karşınızda olacağımı sanıyorum.

ayrac

OSMANLI CADISI ÜZERİNE BİRKAÇ NOT

Osmanlı Cadısı, Barış Müstecaplıoğlu’nun ilk muhteşem kitabı değil: Muhteşem diyorum, çünkü öyle. İsimlerini saymamı gereksiz kılacak kadar cümlelere sahip lakin Şamanlar Diyarı serisinin üç kitabını binbir merakla sipariş etmiş bulunuyorum: Umarım Don Kişot amcanın tam metninin ardından sıra ona gelecektir: Ve yine umarım ki onlarda muhteşem olacaktır (Çok mu abartıyorum acaba! Ama hak ediyor sanki.)

Osmanlı Cadısı, bir bilim kurgu romanı: Hemde bizim topraklarımızda akıp giden bir bilim kurgu. Hikâyemiz, Osmanlı ile geleceğe ait olan İstanbul Şehir Cumhuriyeti arasında mekik dokuyor. Bi yanda Mevlevi dervişleri sema ederken, hemen ardından gelen bölümde uçan otomobilini park etme telaşında bir İstanbullu ile karşı karşıya kalabiliyorsunuz. Bir sayfada at arabaları ile göç eden koca bir aileyi seyrediyor, ardından yatağınıza uzanıp, sanal dünyaya dalıyor ve okyanusun altında kendinizi balıkları ve mercanları seyrederken buluyorsunuz. Eğer mantıklı olacağını düşünsem, bi dakka tereddüt etmeden kitabı baştan sona bir meddah edasıyla anlatmak isterdim: Lakin zaten röportajda haddinden fazla ipucu -hatta ipin tamamı- varken her kelimem fazlalıkmış gibi hissediyorum.

Bunları da Sevebilirsin :)

YORUMSUZ BIRAKMA ^^