♦ bölüm bir: komşuda pişer, bize de avucumuzu yalamak düşer
Dünya hâli denir ya: saçma sapan, bir şekilde fırlattı taşı.. taş az gitti, uz gitti de onca sarhoş dansının ardından göl kenarında su içen zavallı kekliği vurdu tam da kafasından. Sapan sahibi bile habersizdi maktulden, ıslıklar çalarak ve küfürler ederek kayboldu ağaçların arasında.

tarih: yirmi nisan 199!…
yer: gitmesekte görmesekte bizim olan bir köyün az ötesindeki ormanlık hazine arazisi
katil: saçma sapan
maktul: keklik

Keklik, düz ovada değildi ve daha yeni yeni kanat çırpmaya başlamıştı. Keklik miydi gerçekten yoksa bir âdem yavrusu muydu? Her ne idi ise önemi yoktu: resmi kayıtlara böyle geçti! Avlanmış olmasıydı tek gerçek.. avlanılmış olmamız.

– Avladılar bizi!
+ Bunu biz istedik zaten!
– Ama…
+ Çok canın yanıyor mu?
– Biraz.. ya sen? Bu acıyla nasıl gülebiliyorsun hâlâ?
+ Sen gül diye… Gül ki, başardıklarını sanıp sarhoş olmasınlar!
– Gülelim öyleyse! Belki bir gül doğar kanlarımızdan yada bir gelincik, ne dersin?
+ Nergis olsaydı isterdim…

♦ bölüm iki: anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az
Dağları deldi ya Ferhat Şirini için.. biz de ruhumuzu delik deşik ediyoruz dünya için!

♦ bölüm üç: nergisler kokusunu kaybediyor, ölüyorum..
Dünyanın sonunu geldiğini ancak böyle anlayabildimdi.. Ah akılsız kafam, daha nice zaman kör kalmaya razıydın? Gözlerini çaldığını düşündüğün güzeller, nasıl da kandırmış seni.. sen kendini nasıl da kandırmışsın!

♦ son!

– Güneş artık tek bir duraktan doğuyor dediler!
+ Bilirim: gerçek âşık, orada imiş derler.
– Biz de gitsek mi yanına?
+ Neden?
– Belki kilitli kapılarımıza anahtar olur muhabbeti..
+ Olur mu dersin?
– Olur derim!

Bunları da Sevebilirsin :)

YORUMSUZ BIRAKMA ^^