Yazılması gereken yazılar, okunması gereken kitaplar, yazıya aktarılması gereken röportaj kayıtları, anlatılması gereken film ve kitaplar.. baya bi şeyler var yapılması gereken. Ama ben masanın bir diğer köşesindeki aya bakmaktan kendimi alamıyor ve sırf bu yüzden hiç bir şeye vakit ayıramıyorum. Gündüz vakti olmasına rağmen ışığının bu kadar göz alıcı olması imkansızlığını anbean yaşıyorum. Gözlerimde ay, zihnimde birbirinden anlamsız, anlamsızlıkları kadar canlı Hint şarkıları varlıklarını devam ettirmekte ısrarcılar. Çay içmeye geleceklerini söyleyen dostlar da ortalarda yoklar! Hani şiir haykıracaktık namert ademçocukları! Sevgiliye laf atmaya hatta sevmeye vakit bırakmıyor şunca karmaşa: bak karşında olanca tozuyla: bambaşka kitaplardan yırtılmış sayfalar üst üste bir pramitçesine göğe uzanıyor odamın içinde. Bazı kelimeleri sıkça kullanmaya başlıyorum ve o kadar sıkça oluyor ki bu kelime kelimesini bile kullanırken iğreniyorum kargalığımdan.

♦ koş kargam koş

arkama bakarsam, müzik bi anlığına olsun duruverirse, bütün ilham perileri ölecek, Camsab dahi ölümsüzlüğünü yitirecek kabusundayım. Koşmalı insan ulaşabilmek için yada sadece oturup uyumalı tavşan gibi (la fontaine’i yalancılıkla suçluyorum bu cümlede, evet bunu yapıyorum, tavşan dilerse aylarca uyusun kaplumbağa yenilmeye mahkumdur: dünya hâli böyledir: adalet yalnızca Tanrının katındaki bi ab’ı hayat suyudur). Şu romantik denemelerinizdeki gibi her sabah kuş seslerine uyanmıyoruz bayanlar, baylar. Yada kandiller ışıklarıyla vals etmiyorlar karanlık odada. Vals demişken: Leyla’ya dahi vals öğretmişler Eyüp Usta’nın dizelerine bakılırsa (eyüp usta +1). Beni de alın isyancılar vagonuna: gak! demem yeter idam edilmeye!

♦ aşağı bakma, yoksa düşersin

ilk uçuş denememdi sanırım: kimileri uçamadığımı iddia etseler de bu böyledir: ilk uçuş denememde Ak Karga fırlatınca uçurumdan aşağıya, kopup geldi yanıma. Kanatlarını gerdi gözlerimin önüne: benimle birlikte düşmeye başladı. Aşağı bakmadık beraber, sonra ölüm korkusu olsa gerek ki bi şeyler kanatlarıma can kattı: sonra süzülmeye başladı gökyüzü kanatlarımın altında. Düşersen ölürsün ademçocuğu: sen kendini boy aynasında seyreden palyaço: üzülme bir gün gelir: evvel zaman içinden, kalbur saman içinden çıkar da gelir o bir gün ve sende düşersin ve birileri sana da öğretir gözlerini yeryüzünün malından mülkünden, kan ve gürültüsünden ve yüzünü çevirirsin sonsuz huzurun adresi olan gökyüzüne ( not: sözlerimde mavi vardır lakin ben maviyim iddiasında olan romantik denemeci ablalara benzemek korkusunu yaşamayacak kadar cesuruzdur evelallah).

Bunları da Sevebilirsin :)

2 Comments

  1. dardanadam

    3 Mayıs 2016 at 23:47

    Umarım bir gün korkusuzca uçmayı öğrenir karga, lakin uçmayı öğrenmek de yetmiyor. Hani İsmet Özel’in dediği gibi;

    “Uçtum ama uçuşum
    Radarlarla izlendi
    Gayret ettim ve sövdüm
    Bu da geçti polis kayıtlarına.”

    1. ADAMKARGA

      4 Mayıs 2016 at 21:30

      kargalar korkusuzca uçar her daim: bu onların en mühim vasıflarındandır lakin insanlık vasfı korkuyu gerektiriyor: korku beraberince nice derdi ve dertler ise güzellikleri doğuruyor. insanlığa mahkum olan bi karganın hayatında ve sizlerin hayatında, ne dert ne korku ne de tebessümler eksik olmaz umarım.

YORUMSUZ BIRAKMA ^^