Hani denir ya; ayaklarına kara sular indiydi işte. Yol kenarında gördüğü ilk banla oturdu, dalgındı. Gözlerini uzak bir noktaya sabitlemiş, bir şeyler arıyordu zihninde. Samanlıkta deve idi aradığı ancak, ne deveyi ne de samanı görebiliyordu. Aklı helyum gazıyla dolmuş, bulutlarla raks ediyordu. O sırada, oralardan geçen bir karga gagalayınca akılını, havası inip yerine düşüverdi. Akıl başa düşünce, samanlık seyran oldu, deve de samanlar da ayan oldu. Fırladı yerinden ve geldiği yönde geri yola koyuldu. Akşam ezanı okunmak üzereydi. Karga, zar zor bir ağaç bularak dalına kondu. Karga, gak demedi, ağzında peynir de yoktu. Kalkıp giden adamı seyrediyordu sadece. Adam mutluydu be sanki. Gurur duydu kendisiyle: “Bu masalı da ben kurtardım!” diye böbürlenmeyi de ihmal etmedi.
Gökten iki elma düştü bu sefer. Birisi, karganın kafasına öyle hızlı düştü ki, oracıkta can verdi karga. İkincisi, öyle yavaş düştü yârin avcuna: Bir yarısını kendisi yedi, diğer yarısını da yazara ikram etti. Yazar, yüzünü dahi göremedi yârin, sabretti ve menzile doğru koşmaya devam etti.

Bunları da Sevebilirsin :)

YORUMSUZ BIRAKMA ^^